Tarihin tozlu sayfalarında kabarıktır dosyanız. Zulüm ve katliam devlet geleneğinizdi zaten. Bazen bizzat fail oldunuz, bazen tetikçi, bazen gözcü, bazen yardımcı, bazen yatakçı. Hep vardınız yani. Fermanlarda mühürdünüz. Zulme kuruluydu saatleriniz. Yalana ve talana kayıtlıydı adınız.

Öncül ve ardıllarınız vardı. Siz düzenin hacıyatmazları gibi her dönem vardınız zaten. Yanlış kurulmuş denklemlerdiniz. Vazifeniz vardı ve ulufeniz. Alınıp satılan bir şeydi benliğiniz. Yaşamın yüzünde bin yıllık çıbandınız. Kirli belgelere mühürdünüz tarihin sayfalarında. Talanlar büyüttünüz, yalanlar emzirdiniz. Kirliydi elleriniz.

Siz bir mantalitenin tek tip piyonları, köhnemiş bir paradigmanın figüranlarıydınız. Yasakların adıydınız, miadı geçmiş yasalardınız. Tel örgüler girdabında mahşerdiniz, demir parmaklıklardınız, zindandınız, zulmettiniz.

Kalaylanmış yıldızınız ve adınız kazındığında, altında apoletleriniz, cübbeleriniz, kırılan kalemleriniz, darağaçlarınız ve cellatlarınız çıkar. Adlarınız çoktu. Öfkeydiniz, nefrettiniz, hançerdiniz, boynumuzda fermandınız, boynumuzda urgandınız. Kirliydi elleriniz.

Adlarınız çoktu... Yalan oldunuz talan oldunuz. Siz her zaman sistemin kokuşmuş aygıtları oldunuz. Siz eski bir gelenekten geliyorsunuz. Bilincin labirentlerinde öcüler yarattınız, yalanın ve talanın adıydınız, yüreğinizin ve beyninizin antenleri kısa devre yapmıştı, uydu antenlerde çarpıtılmış haberdiniz…

***

Çoktunuz ama yaşamın atardamarlarında hiç yoktunuz... Hiç çapraz ateş arasında kalmadınız siz. Yüzünüze hiç tereddütsüz bakmadı ölüm. Gecenin karanlık tezgahından geçmediniz. Yüzünüzü bir seher yeli yalamamıştır. Saçlarınız bir yağmurda yıkanmamıştır.

Siz karanlıkta hiç renk aramadınız. Siz hiç karalar bağlamadınız. Siz hiç dünyaya sıkışıp kalmadınız. Bir adım yaklaşmadınız. Siz hiç gönülden anlamadınız. Bir şarkınız, bir şiiriniz olmadı sizin. Ne selam’dan ne kelam’dan anlamadınız.

İçiniz zayıflıklarla dolu olsa da siz hep güçlüyü oynadanız. Gerçeği söylememek için bin dereden su getirdiniz. Yalanlar ürettiniz. Yalanlarınızdan kendinize kaleler ve kuleler oluşturdunuz. Sırça köşklerinde,saraylarda kendinizi mutlu ve memnun sandınız. Hiçbir konuda göstermediğiniz kararlılığınızı müzmin alışkanlıklarınızda, yalanlarınızda ve inkarlarınızda ve vahşetlerinizde gösterdiniz.

O kadar kötü bir alışkanlıktı ki; ne zaman hayat biraz soluklanmaya başlasa paranoyalarınızı, fobilerinizi devreye soktunuz. Birileri kale ve kulelerinizi zorlasa korku nöbetleriniz tuttu. Kapılarınızı çalanları duymadınız, tanımazlıktan geldiniz. Kulaklarınız sağır, yüreğinizin kapakçıkları kapalıydı. Evet, çoktunuz ama insani olan damarlarda yoktunuz.

***

Değişimin o karşı durulmaz rüzgarı beklemediğiniz bir yönden ve hesaplayamadığınız bir hızla esmeye başlamıştır. İnkar ve yalanlarla ördüğünüz kalelerinizde ve saraylarınızda artık eskisi gibi rahat değilsiniz, rahat olmayacaksınız. Bunu siz de anladınız. Algıya karşı çoğalıyor olgular…

Acısına rağmen barışı seslendiriyor hayat. Sizi korkutuyor kardeşleşmeler.