"Artık anladım seni hayat,
Kendi dilinde ölen
çocuklar var toprağımızda,
Kendi ezgisi ile sevdasını
zulasında saklayan aşıklar
Yürünen yollar, çoğalan
boşluklar var soframızda.
Arkadaşlar,
Göçer bir hayatın deminde
...
Pir Sultan'a varmadan
Hızır'a yoldaş olayım mı dersin
Ne dersen de,
Ben sana muhtacım,
Sen başka bir dile özlem,
İyisi mi bu demde bir umut daha yaşasın
Bir umut daha yaşasın
Yakılmış köylerin dumanında
Eqîde Cimo'nun kavalında 
Hozan Ewindar'ın sazında,  
AramTigran'ın sesinde 
Ve senin sevda, sevda gözlerinde,
Uzak bir özlem kokan
gözlerinde
Artık anladım seni hayat,
Sen bana muhtaçsın,
Ben sende yitik bir ülkeye..."

Soner Soyer


Sanatçı Soner Soyer'in üçüncü albümü Rayîrwan/Yolcu, 2012 yılının ilk albümü olarak çıktı. Halk ezgileri ile Kirmanckî ezgilerin buluştuğu bir albüm. Adından da anlaşılacağı gibi bir yolculuk albümü Rayîrwan. "Düşsel bir yolculuk" diyor Soner Soyer. Doğduğu topraklarda başlayan ve soğuk metropollere sürüklenen bir yaşamdan yeniden kadim topraklara dönüşün yolu. Özünün, Kirmanckî'nin dili, duygusu ve sözüyle... Yolculuğun en anlamlı durağında, yasaklanan anadilini konuşabildiği nenesi vardır; yitenin acısını yüreğine gömerek suskunlaşan yaşlı bir kadın; albümün kapağındaki fotoğrafta yolun sonunda toprağa köklerini salmış ağaç misali. "Nenemle hiç Türkçe konuşmadık. Bu nedenle onu hep Kirmanckî hayal ediyorum" demesi de bundan.

Yaşamın yollarında karşılaşılan anlar söze ve ezgiye dökülüyor. Aşkın ardına düşen yolcu, 'Sewda' ile ses veriyor. Yağmur ve yalnızlık ile, özlem ve umut ile... İlkay Akkaya ile düet yaptığı Dewrêş Bîra, yitirilen bir dostun ardından dökülen hüznü taşıyor; "kata şona Dewrêş bira/ bê to ma teyna verdana (Nereye gidiyorsun Dewrêş kardeş/bizi sensiz yalnız bırakıp...)"
Soner Soyer ile yolculuğunu, müzik hayatını konuştuk. Soyer, ürettiği müziği bir kalıba koymayı pek anlamlı bulmuyor. Bu konudaki belirlemeyi de dinleyicisine bırakıyor.

Rayîrwan, adından da anlıyoruz ki bir yolculuk albümü. Bu yolculukta nelerle karşılaştınız?

Çok uzun yıllardır müzikle uğraşıyorum. Ama yaptığım müziğin dili hiçbir zaman salt Türkçe'ye dayanmadı. Hem kendi anadilim olan Zazaca'da hem de yaşadığımız coğrafyanın çokdilli ve çok renkliliğinin bir getirisi olarak farklı dillerde de (Kurmancî lehçesi, Ermenice) şarkılar seslendirmeye gayret ettim.
Rayîrwan, bugüne kadarki müzik serüvenimde önemli bir kesit. Evet benim kendime yaptığım bir yolculuk. Varto’dan başlayıp İstanbul'da devam eden, ama tekrar geldiğim yere döndüğüm bir yolculuk. Düşsel bir yolculuk.
Bu yolculuk beni en çok babaanneme götürdü nedense... Köyümü, yaşadığımız evi, köydeki okulumu hayal ederken hep babaanneme gittim. Çünkü onunla hiç Türkçe konuşmamıştım. Bu nedenle onu hep Zazaca hayal ederken buluyorum kendimi.
Ülkemizde yüz yılı aşkın bir süredir varolan Türkçe dışındaki dilleri yok sayma, yasaklama, inkar etme ve yok etme çabaları kabul etmesek de büyük oranda başarılı olmuştur ve ne yazık ki yakın bir süreçte ülkemiz konuşulmayan anadiller mezarlığına dönüşecek. Benim çabam, müziğin gücünü kullanarak, bu asimilasyon ve yok etme gayretlerinin karşısında anadilimi yaşamak ve yaşatmaktır. Kendi dilinde yazmak, düşünmek ve  hayal etmek insanın kaybettiği benliğini bulması gibi bir şey. İtiraf etmeliyim ki kendi anadilimde söylerken, yeniden doğduğumu hissediyorum. Kanımın  sıcaklığı, heyecanımı çok daha artırıyor. Sanırım bu albümle birlikte dinleyenlerin yüreğine dokunan bir yansıma yakaladım, bundandır ki sevda yüklü bir albüm oldu.
 
Evet sevda ile birlikte yalnızlık, özlem, hüzün, acı duyguları ağırlıkta...

İlla da hüzün duygusunu yaşatmak için özel bir çabamız olmadı tabii.  Ama ister istemez bu yaptığınız müziğe de yansıyor. Albümdeki birçok şarkının gerçekte yaşanmış hikayelerden oluşmasından belki bu hüzün. Çünkü her biri kendi içinde yaşama, insana dair  yaşanmışlıklar barındıryor. Hangimizin hikayesinde  acı yok? Hüzün yok? Olmaması tuhaf gelmez mi ?
Yaklaşık 40 yıldır süren kirli bir savaş, karşılıklı olarak ölen onbinlerce insan ve bütün bu süreçte yerinden yurdundan, toprağından ayrılmak zorunda bırakılan milyonlarca insanın yaşadığı bir coğrafyada acıdan, kederden ve hüzünden bahsetmemek mümkün mü ?

Şarkıların müzikleri çoğunlukla size ait. Bir de kendi yazdığınız şarkı var. Hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?

Bu albüm de söz ve müziği bana ait olan sadece bir eser var; 'Çeneka Tata.' Onda kendi hikayemi anlatıyorum. Sözlerini ve müziğini aynı gece bestelemiştim. Onun dışındakilerin çoğunun müzikleri bana ait.  Diğer eserlerin sözleri de kendi çevremde hayatı birlikte paylaştığım şair dostlarımın. Üzerinde doğduğum toprak, büyüdüğüm coğrafya, Kürdistan'ın dağları, ırmakları, insanları yani memleketim benim ilham kaynağım.

Dewrêş Bîra, İlkay Akkaya ile güzel bir düet olmuş. Bu şarkının özel bir anlamı var mı?

Evet var. Sevgili İlkay Akkaya o güzel yüreği ile şarkıyı çok güzel yorumladı ve sesinin rengine de çok yakıştı.
Dewrêş Bîra, Hınıs'ın Kimsoran köyünde 1964 yılında dünyaya gelir. 1990 yılında henüz 24 yaşında iken beyin tümöründen hayata gözlerini yumar. Evli ve iki çocuk babasıdır. Yakın akrabası ve arkadaşı olan Hasan Polat  abimiz de onun hatırasına bu sözleri yazar. Hasan Polat ile 2007'de Varto Festivali'nde  tanıştım. 2008 yılında bana bu hikayeden bahsetti ve yazdığı şiiri okudu, ben de çok etkilendim. Bana sözleri verdiği günün akşamında Dewrêş Bîra’yı besteledim.

Kaybolmakla yüzyüze kalmış bir dilde müzik yapmanın zorlukları neler? Bu konuda beklentileriniz...

İnsanların bu konudaki duyarsızlığı beni çok üzüyor. Resmi ideoloji ve devlet aygıtı bu dilin konuşulmaması ve unutulması için koyması gereken çabayı fazlasıyla ortaya koymuş zaten. Ama buna bir de insanlarımızın anadillerine  sırtını dönmesi de eklenince, daha da derinleşiyor duyduğumuz üzüntü.
Bu konuda zorlanmıyorum desem doğru olmaz. Doğduğumdan bu yana konuşuyor olmama rağmen çoğu zaman bir kelimenin tam karşılığını bulmak için debelenip duruyorum, çünkü  doğru dürüst kimse bilmiyor. Mesela albümün ismini Rayîrwan koydum ama ilkin hiçkimse ne demek olduğunu anlamadı. Sonra yanına 'Yolcu' kelimesini koyunca anlaşılmaya başlandı. Yaptığım işin güzel taraflarından biri de unutulmuş, hiç bilinmeyen kavramların ve sözcüklerin yeniden anadilimize kazandırılmasıdır. Bu nedenle Rayîrwan ismini iki kere önemsiyorum.
Halktan beklentim elbette öncelikli olarak anadillerine sahip çıkmalarıdır. Bu bağlamda Zazaca yayınlanmış her türlü sanat eserine sahip çıksınlar. Israrla nerede olursa olsun anadillerini konuşsunlar. Çünkü bana göre dil aynı zamanda kimliğidir insanın. Kendi diline sahip çıkmayan ,başkasının dili ile konuşmaya mahkumdur.

Halk şarkılarıyla büyüdü

Soner Soyer, 1979 yılında Muş'un Varto ilçesinde doğdu. Babası söz yazarı olan Soyer, deyişler, halk şarkıları ile büyür. İlk enstrümanı, büyük salça kutusunun üzerine gerdiği deri ile yaptığı davuldu. Ardından tanıştığı bağlamayı bir daha elinden düşürmez. Soyer'in ilk albümü, 2006 yılında çıkardığı Avaz'dı. 2011 yılında ise Türkiye ve Kürdistan'ın yörelerinden derlediği 5 CD'lik bir arşiv çalışması yaptı, "Beşi Bir Yerde Türküler" adıyla yayınladı. Geleneksel halk şarkıları, etnik müzik, tasavvuf, geleneksel Kürt müziği (Kurmancî, Kirmanckî) ve deneysel müzik Soyer'in özel olarak ilgilendiği alanlar. Soyer, geleceğe dair şunları belirtiyor: "Müziğe dair serüvenimiz nefesimiz yettiğince devam edecek elbette ama bunun yanı sıra demografik ve arşivlik bir takım projelerim de olacak. Yakın süreçte başlayacağız bu çalışmalara."

DENİZ BİLGİN