Cennet ve cehennem kavramının somut olarak yaşandığı bu dünyada, zulmü çektirenler cenneti, çekenlerse cehennemi yaşıyorlar. Ahret-i devrana inancım yok. Özdemir Asaf’ın tabiri ile; „Ne cenneti merak ediyorum ne de cehennemi. Çünkü ben annemi gülerken de gördüm ağlarken de”.
Gerçekten öyle kötülük edenlerin ahiret cehennem kaygısı korkusu olsaydı, bu kadar zalim olmazdı insan denilen varlık. Eğer varsa o zaman soru şöyle başlar, demekki tanrı cennet cehennemi yaratırken zalimi ve mazlumu da yarattı. Onları dövüştürüp seyrediyor, sonra gene yetmiyor mazlumu cehenneme zalimi cennete yolluyor. Bu defter bu günlük bu tutanak büyük haksızlık. Bu zulmü seyreden tanrıyı kınıyorum. Mazlumu zalimin önünde diz çöktürerek onun övgüleri ile cenneti pazarlayan büyülü sözcüklerin tümünü reddediyorum.
Kızgın ve öfkeliyim, istisnasız herkese. Neden yalnızca biz barış diyoruz kardeşim, neden yalnızca biz birlikte yaşamak diyoruz, demokrasi diyoruz.
Tutturmuşuz “ülke bölünmesin” iyi de adam bölmek istiyor, neden muktediri mutlu etmiyoruz madem demokrasi vardı ve oylanarak seçildi, bölünsün AKP (Aklı Kirli Paslı)’nin emeli yerine gelsin. Aslında AKP’nin açılımı bu değil bundan beteri, ama bunu burda yazmak; ne sizin gibi değerli okuyucularımızın ne gazete çalışanlarımızın ne de benim ahlakıma sığar. Bunlar bunu düşünerek kurmuşlar adı sanı ile hırsızlık, zulüm, ihanet her şeyi kapsayan bir parti. Kendi içinde her yanıyla bir bütünlük sağlıyor. Yaptıkları rezillikle bağdaşıyor. Alamet-i farikası budur. İsminde bütün kerameti. Utanmazlık yasaları ile karakter kazanmış. Kırmayın Recebi.
Açık konuşuyorum ben bir Dersimli Kürt Alevi olarak büyük acıların yüzbinlerce evladından biriyim. Soykırıma uğradık, sürgün edildik, dilimiz parçalandı, hala uçurum diplerinde dedelerimizin ninelerimizin kemikleri var. Munzur suyu kan akıyor, Dicle yaralı bir gelin gibi inliyor, Fırat acının hırçınlığı ile köpürüyor. Anlatsam cümlelere, yazsam kitaplara sığmaz. Bu kadar acıyı bize çektirmek bu devlete bu tanrıya bu adalete sığdı, ancak artık bana, bize, vicdana, akla sığmıyor. Bölünsün kardeşim bölün hatta. Kaybedecek neyimiz kaldı. Kırmayın Recebi, ne yapmak istiyorsa yapsın.
Bazı yaşlılarımızla sohbet ederken şöyle derlerdi; „Mustafa Kemal olmasaydı Rus sömürgesinde olacaktık”
Bir sömürgede olabileceğimiz doğru, ancak şimdiki durum sömürgenin daniskası değil mi? Dilimizi konuşamadık, inancımızı yaşayamadık; bırakın hepsini batı illerine gederken Dersimliyim demeyi bırakın Tunceliliyim diyemezdik. Tembihlenirdik ya Elazığlıyız ya da Erzincanlıyız demek zorunda kalırdık. Zira Alevi olduğun anlaşılır ve gerisi cehennem.
Bakın bütün demokratik unsurların çalışanı Kürtlerdir, insan hakları dernekleri, sendikalar, kadın örgütleri... Neden; sadece bizim mi ihtiyacımız var? Bu güruh ülkeyi öyle hale getirdi ki;
Avrupa’daki sağ partilerin uygulamaları neredeyse tarafımızca savunulacak halde. Zira doğrusu bu muktedire bu zalime bu cihatçılara tavır alınmalı. Ama aslında taktiksel olarak bunları kendi haline bıraksanız inanın iki günde yedikleri haltların altında boğulurlar. AKP ve Pantürkizm kendini muhafaza etmek için bütün siyasetini iki ayak üzerinden yapıyor.
1) Kürtler ülkeyi bölecek Kürdistan kurulacak, ey Türkler vatan elden gidecek.
2) Aleviler sizi dinden edecek müslümanlık elden gidecek.
Bu iki ayakla hem ırkçı hem dinci tabanı kendine köle ederek siper ediyor ve sistemi muhafaza etmeye çalışıyor. Kırmayın Recebi bırakın bölünsün.