
Ankara’nın ayazında ağır ve angarya işlerde çalışmak zorunda kalan gündelikçiler, yaşadıklarından çok devletin Kürdistan’da ayaklar altına aldığı yaşam hakkına ve yürütülen katliamlar için kaygılılar. Yaptıkları angarya işlere rağmen sokakta çalışanları ise en çok uğradıkları ayrımcılık yaralıyor.
Türkiye’nin bir tarafında savaş ve katliamlar sürerken öbür yakasında da AKP Hükümetinin çizdiği bütün pembe tablolara rağmen yoksulluk hüküm sürüyor. Bastıran kış ile birlikte sokakta çalışmak zorunda kalan insanlar Kürdistan’da yürütülen savaş karşısında “kendi hallerine” şükreder duruma getirildi. Türkiye’nin başkenti Ankara’da sokağa taşan yoksulluk insanları zor şartlarla çalışmaya mecbur bırakıyor. 1980 yılında ekonomik nedenlerden dolayı Sivas’tan Ankara’ya göçen Humar ailesinden 50’li yaşlardaki Aziz Humar, boyacılık yaparak ailenin geçimini sağlamaya çalışıyor. Yaşam koşullarından dolayı baba mesleği çiftçiliği bırakmak zorunda kalarak Ankara’ya geldiklerini belirten Humar, Ankara’ya geldiği günden beri yaklaşık 35 yıldır ayakkabı boyacılığı yapıyor. Ankara’nın dondurucu soğuğunda çalışmak zorunda olan Humar, her şeye rağmen “işinden memnun olduğunu” belirtirken, soğukları da, işlerinin düşmesinden dolayı dert ediniyor. Yaptığı işi, “özgür bir meslek” olarak tanımlayan Humar, “İstediğim zaman evime gidebiliyorum, başkasının işi olunca hesap sorar” diyor.
Bir boyacının Kürdistan hassasiyeti
Kürdistan’da yaşananlara da tepki gösteren ve orada yaşananlar üzerinden durumunu kıyaslayan Humar, “Doğu ve Güneydoğu’da yaşananlar temel alındığında bizim yaşadığımız soğuk ne ki? İnsanların öldürülmesini anlamıyorum. Şimdi orda adam o soğukta donarken ben burada sıcakta yatarken hiç olur mu? Yazık değil mi, bizim başımızdaki insan hiç mi bilmiyor bunu? Orada garibin çocuğu ölüyor, bunlar insan değil mi? Niye ölsün bu insanlar. Vurarak kırarak olmaz hiçbir şey” sözleriyle, bölgede yaşananlara ilişkin hassasiyetini dile getiriyor.
Bu savaşı durdurun demeliyiz
Ülkede yaşayan halkların yaşananlara “dur” demesi gerektiğine vurgu yapan Humar şöyle devam ediyor: “Türkiye’nin batısında yaşayanlar olarak ‘durdurun bu savaşı’ demeliyiz. Adam okulu, sokağı kapatıyor. Orda yaşlısı var doğum yapanı var. Yatakta yatanı var yani kolay değil. İçimizde belki orayı boş ver diyen var ne olursa olsun diyen vardır mutlaka. Ama öyle değil parmağın kesilse sana da bir kurşun değse bakalım ne olacak?”
İki açıdan ayrımcılığa uğrayan kağıtçı
Ankara’da kış koşullarında soğukta çalışmak zorunda kalanlardan biri de Wanlı 19 yaşındaki İbrahim Uyar. Kardeşleriyle birlikte atık kağıt işçiliği yapan ve 2000’li yıllarda Ankara’ya gelmiş olan Uyar, günde dokuz saat çalıştığını, kışın ise işlerinin zorlaştığını dile getiriyor. Ayrıca kimliğinden ve yaptığı işten dolayı ayrımcılığa uğradığını belirten Uyar, yaşadıklarını, “Bazen arabanın çuvalı kendilerine değdiğinde kendilerini pislenmiş hissediyorlar, kızıyorlar sadece yaptığımız işi değil bizi de pis görüyorlar” sözleriyle dile getiriyor. Dağlıca çatışması sonrasında Kürtlere karşı yürütülen linç girişimlerinden nasibini almış Uyar, o dönem Tuzluçayır’da saldırıya uğradığını anlatıyor.
Mendil satan Halepli kardeşler
Kürtler gibi Ankara’da zorluk yaşayanlar arasında Suriye savaşından dolayı ülkelerini terk eden göçmenlerde yer alıyor. Halepli Amir (10), Samir (9) ve Ahmed (8) kardeşler de Ankara’da mendil satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyor. Kendilerini çok iyi ifade edemeyen küçük kardeşler, konuştukları çat pat Türkçe ile babalarının Halep’te bombardımanda yaşamını yitirdiğini anlatıyor.
DİHA/ANKARA