3 Devrimci Kürt kadının öldürülmesi olayının derinliği ilk günden belli idi. Sığ sularda dolaşan kişi, sadece midye kabuklarını ya da artık ölmüş ya da ölmekte olan deniz artıklarını görür. MİT Ajanı tetikçi Ö.Güney ya da MİT’le birlikte çalışan Ogün Samat, kumsalda dolaşan herkesin ayaklarına takılabilen, son kullanım tarihlerini yüz yıl öncesinde tüketmiş bu ölü kabuklardan başka bir şey değildi.

Oysa böylesine çirkin bir yaşam ancak suyun derinliklerinde gizlenebilirdi her şeye hayat veren güneş ışınlarından korunabilmek için. Bu nedenle “Türk” Devleti, doğduğu günden önce, hatta onu doğuran İttihatçı ananın hamilelik yıllarından beri karanlıklara sığınmaya dayanan böyle bir yaşamı, yaşam biçimi haline getirmişti. Bu nedenle bu devletin derini sığı yoktur. Bu devletin bütünü bir cinayet örgütüdür.
Sakine, Fidan ve Leyla’nın gerçek katilleri Türk Devleti ve birkaç ihale kapabilmek için onunla “işbirliği” adına kendi hukuk sistemlerini bile hiçe sayabilen Avrupa ülkeleridir.
Sığı da derini de budur.
***
İnsanın özgürlüğüne ve yaşamına yönelik saldırılar onlarla sınırlı değil elbette. Örneğin Almanya’nın Hamburg kentinde Damtor Cezaevi'nde Ali İhsan Kıtay, Berlin’de Kürdistan doğumlu Vezir T. ve cinayet mekanı Başkent Paris’te Adem Uzun salt sürdürdükleri onurlu özgürlük mücadelesinden dolayı tutukludurlar. Bu değerli Kürt siyasetçilerin tutukluluğu, gerçekte bütün insanlığın, emekçi sınıfların ve ezilen halkların özgürlük kavgasını engellemeye yönelik bir girişimden başka bir şey değildir.
Vezir T.'nin yargılanması sürecinde kendine Kürtçe tercüman atanmasını isteyen tutukluya, Almanya’da da, “ilk okul 5’e kadar Türkçe okumuşsun, demek ki Türkçe anlayabilirsin, sana Türkçe tercümanı atayacağız” diye dayatan mahkemenin tutumunun Türkiye’deki KCK davalarının “özel hakimlerinin tavrı”na ne kadar benzediğini hatırlatmaya gerek yok elbette. Bu tutum sıradan bir benzeşme değil, bir ortaklığın ortak davranış refleksidir. Bu tutum, en güçlü iktidarlara “Berlin’de de yargıçlar var” diye karşı koyabilen hukuk anlayışının nereden nereye geldiğinin açık ifadesi dir.
Kürt gençleri Rıdvan Özmen, Mehmet Akan ve Metin Aydın da değişik cezaevlerinde tutukludurlar. Üstelik İsviçre'de tutuklanan Kürt genci Metin Aydın’ın Almanya'ya teslim edilişi, Almanya’nın Avrupa’da yaşayan “Kürtler için bir Toplama Kampı” işlevini mi üstlendiği sorusunu haklı olarak akla getirmektedir.
***
Beş aylık bir çocuk, insanlığı bir kez daha sınava soktu. Beş aylık bir çocuk, yaşamla hesaplaşıyordu hepimizin vergileriyle ayakta tutulan devletli bir ülkede, yaşamların da paraya bağlandığı bir sistem içinde.
Haramilerin “ya para, ya canın” dediği bir ülkede beş aylık bir çocuk “ benim arkamda da ‘insan’ var diye meydan okudu. Ve onun için Nürnberg ve çevresinde yaşayanlar, yoksul insanları ölüme terk edebilen sistemleri bin kez daha lanetleyerek Naron’un yanında yer almaya çalıştılar. Hangi ırktan, hangi dinden, hangi ulus ya da sınıftan diye sormadık hiçbir zaman. O bütün sistem mağdurları gibi, bizlerdendi kuşkusuz.
Nürnberg ve çevresinde yaşayan dostlarımız için çağrımız devam ediyor: “İnsan bugün için insandır. Hepimiz el ele verirsek bu çocuğu kurtarabiliriz. Verilen banka hesabına sadece 5 euro yatırmanız yeterlidir. Lütfen ilgisiz kalmayalım:  
Verein der Freunde und Förderer der Kinderklinik Fürth e.V.  Sparkasse Fürth.
 Konto: 380 001 560 / BLZ: 762 500 00  / Stichwort "KOSOVO" + NARON

Ve Naron’a Teşekkür
Bir çocuk doğuyor / insanlığın yüreğinden / yeniden
Bir çocuk doğuruyor / insanlığı yeniden / geleceğe umut eken / ışıltılı gözlerinden.
Çocuk, / iyi ki uzattın elini bize / insanlığı hatırlattın / yeniden / hepimize.
***
Çözüm Süreci’nin ne mene bir şey olduğu artık fazlasıyla aydınlanmaya başladı.
Bir yandan, Kürt işverenlerinin “terör öcüsü” ile köşeye sıkıştırılabileceği ve Kuzey Kürdistan’ın ekonomik damarlarını kökten kesilebileceği umuduyla “Terörizmin Finansmanını Önlemeye İlişkin Yasa” hızla çıkartıldı;
Öte yandan gardiyanın, “mahkumla kimin görüşeceğine ben karar veririm” dayatması nedeniyle “İmralı Süreci” donduruldu;
BDP’ye alternatif olarak eski KDP ya da PKK dışına düşmüş “düşkünlerden oluşan” bir parti çalışmasının Güney’de başlatılması;
Kürdistan topraklarının ve Kandil’in sürekli olarak bombalanması;  
KCK Davası zulmünün devam etmesi…  
Bir şeyler söylemeye gerek yok artık.
Ben onu iyi tanırım: Yüzüne makyaj yapsa da, gözlerindeki yüz yıllık nefreti gizleyebilmesi mümkün değildir. O, canını tüketme pahasına da olsa, değişim yasasına direnmeyi onur edinmiş, “Türk” Devletidir çünkü.
Barış süreci bitsin istemiyorum elbette.
Ama biliyorum ki, bu devlet kökten bitmeden ve halklar kendi kaderlerini kendi avuçları içine almadan, kalıcı barışlar hiçbir gün bu topraklara “merhaba” diyemeyecek.