
Cizîra Botanlı 95 yaşındaki Kumru İldem, 79 gün süren soykırım saldırılarında tanıklık ettiklerini, evler arası nasıl kaçtıklarını, yapılan bombardımanı ve saldırıları anlatarak, yaşananların kıyameti aratmadığını söylüyor.
Şirnex'in Cizîr ilçesinde 79 gün süren soykırım saldırılarında 200'ü aşkın kişi katledilerek, binlerce kişinin oturduğu evler yakılıp yıkıldı. Her ailenin, her evin ayrı bir zulüm ve direniş öyküsünün bulunduğu ilçede, heybesinde direniş hikayeleriyle yaralarını sarmaya çalışan kadınlardan 95 yaşındaki Kumru İldem, sıkıyönetim saldırılarının yaşandığı dönemde yaşadıklarını anlatıyor.
'O evi yapana kadar...'
40 yıl önce Cizîr'in Mehmedî köyünden ağanın zorbalıkları nedeniyle göç ettiklerini söyleyen Kumru Nine, "Köyümüz ağa köyüydü. Bize toprak vermiyorlardı, geçinemiyorduk. O dönem traktörler de çıkmıştı. Traktörleri tarlaya sürüyor, iyi ürünü kendilerine ayırıyor, kötü olanı biz fakirlere veriyorlardı. Biz de bu nedenle Cizîr'e gelmeye karar verdik. Fakirdik. Çocuklarımız büyüdü, çalıştık. Biriktirdiğimiz parayla o evin olduğu yeri aldık. Oturduğumuz evi yapana kadar, 3 yıl boyunca o yıkılan iki gözlü yerde kaldık. Artık durumumuz yavaş yavaş düzeliyordu. Ev sahibi olmuştuk" diyor.
'Torunlarıma hayat bırakmadılar'
90'lara dair tanıklığını, "6 oğlum vardı. Hükümet, siyasi nedenlerden 6 oğlumu da tutukladı. Sıkıyönetime götürdü. Hayat bırakmadı onlara. Bir bant, bir Kürtçe bir şarkı için insanları götürüp öldürüyorlardı. Şimdi torunlarıma da hayat bırakmadılar" sözleriyle anlatıyor Kumru nine.
'Gittiğim evler de bombalanıyordu'
Cizîr'de 'sokağa çıkma yasağı' adı altında ayları bulan kuşatma sürecinde yaşadıklarını anlatan Kumru nine, "Evimizde oturuyorduk, silahla taradılar. 15 gün evden çıkamadık. Penceremizi arka taraftan deldik, diğer tarafta oturan oğlumun evine kaçtık. Aynı şeyler diğer oğlumun evinde de oldu. Yine kendi evimize döndük. Evlerinden top ve tank seslerinden uyuyamıyorlardı, bize geldiler. Evlerinin önüne bir top indirmişlerdi, evlerinde kalmaya cesaret edemediler. Eşi 'kız kardeşimin evine gidelim, bodrumları var, sığınalım' dedi. Oğlum ise 'gitme, evimizde kalalım. Evimiz mezarımız olsun' dedi. O evden o eve gidiyorduk. Gittiğim evler de bombalanıyordu. En sonunda oğlum 'çıkalım' dedi. Yaşlı olduğum için kaçamaz, bir yere gidemezdim. Beni 'diğer oğluma bırakıp gidin' dedim. Ama beni de aldılar. Kaçmaya başladık. Sokağa girdik, bombardıman vardı. Kendimizi bir evden diğerine atarak kaçtık. Ta ki gelinimin kardeşinin evine gelene kadar" diyor.
'Sen gençsin, ben vurulayım dedim'
Yaşananları 'kıyamet' olarak tanımlayan Kumru Nine, şöyle devam ediyor: "2-3 gece kaldık orada. Yine kıyamet koptu. Çıkıp bodrumlara gidelim diye düşündük. Eğer bodrumlara gitmiş olsaydık, şimdi biz de ölmüş olurduk. İnsanları görünce o tarafa ateş ediyorlardı. Çıktık yola yine mahallelerden, duvar diplerinden ilerleyerek. Toz toprak, patlama. İki-üç ev ilerledikten sonra bombardıman başladı. Bir ev bizi çağırdı. Orada biraz bekledikten sonra yine yola çıktık. Yine bombardıman başladı. Bir genç yolda gördü bizi beni sırtına almak istedi. Yaşlıydım, hep geri kalıyordum. Ona 'Ben vurulayım sen vurulma, sen gençsin' dedim. Çok ısrar etti 'en azından elini tutayım' dedi. Elimi tuttu. Kalacağımız akrabamızın evine vardığımızda yere yığıldım. Korkmuştuk, ağlamıştık."
'Ya ölürüz ya kurtuluruz'
Koşturmaca esnasında yaralandığını ifade eden Kumru nine, "Hava soğuktu. Kaldığımız ev, oğlumun kayınbiraderinin eviydi. Bizim için evini delip soba yaktı. Orada kaldığımız 15 gün cezaevinde gibiydik. Kardeşim şeker hastasıydı. Kaç defa ambulansı aradı. Bizimle birlikte bir aile daha vardı. Oradan da çıktık. 'Ya ölürüz ya kurtuluruz' dedik. Arama, kimlik kontrolü vardı. 3 saat boyunca beklettiler. Sonra bir akrabamız gelip aldı" diye anlatıyor.
'Her yeri delik deşik etmişlerdi'
Yasak kalkınca hemen evlerine döndüklerini söyleyen Kumru Nine, "Ne kapı kalmış ne pencere kalmış. Mermi izleriyle doluydu evin her yeri. Yataklarımız, eşyalarımız delik deşik olmuştu. Sandıklarımızı ve birçok şeyi kırmışlardı. Komşularımızın çoğunun evini yakmışlardı, ama bizim evimizi yakmamışlardı, yıkmışlardı. Mutfak eşyalarımızı kırmış, düdüklü tenceremizi dama götürüp hedef yapmış, delik deşik etmişlerdi. Eve döndükten uzun bir süre susuz, elektriksiz yaşadık, Evimizin bitişiğinde olan oğlumun evini yıkmışlardı. Top mermileriyle zarar vermişler. Avlunun içindeki diğer odaları da öyle. Bizim evimiz iyi durumda, diğer evleri kullanılmayacak hale getirmişler. Evleri oturulamayacak durumda olan komşularımız her biri bir tarafa gitmiş" diyor.
'Dört hendek için insan öldürdüler'
"İşkencedeydik" diyen Kumru nine sözlerini şöyle bitiriyor: "4 hendek için geldiler, bu kadar insan öldürdüler. İnsanlar ne yapmıştı ki evlerini yıktılar. Kadınları, çocukları, erkekleri, kız çocuklarımızı öldürdüler. Hepsi gençlik miydi? Sokaklara girip, yakıp yıktılar."
DİHA/ŞIRNEX