Oysaki sizler, sınırsız zamanın ve direnişin sembolüydünüz. Kürt mitolojisinin anlatımına göre, daha gökyüzünde ve yeryüzünde hiçbir şey yokken, Zervan varmış. Rivayet olunur ki, Zervan’ın tüm çabalarına rağmen bin yıl boyunca hiç çocuğu olmamış. Bin yıllık bir zamandan sonra eşi hamile kalmış, çok sonraları eşinin ikiz can taşıdığını duyan Zervan, eşine “çocuklarımdan hangisi önce gelirse onu kral yapacağım” demiş. Annesinin karnında bu konuşmayı duyan Ahriman hemen annesinin karnını deşerek babasının huzuruna çıkar.
Zervan ona “sen kimsin” diye sorduğunda Ahriman “ben senin çocuğunum” diye cevap verir. Zervan ona “benim çocuğun bereket kokan ışıktır, oysa sen kıtlık kokan karanlıksın” deyip başından def eder. Sonrasında krallığı ışığı ve aydınlığı temsil eden Ahura Mazda’ya verir. O gün bugündür, tarihin tüm zamanlarında karanlıkların, yeraltının ve kötülüklerin tanrısı olan Ahrimanlar ile iyilik ve ışık tanrısı Ahura Mazdaların savaşı devam ede gelmiştir. Ve bu mücadele günümüze kadar bu biçimiyle süre gelmiştir.
Yüreği özgürlük ateşi ve zafer tutkusuyla çarpan her soylu yürek ve güzel gönül bu kavganın bir neferi olmuş, kötülüğe ve karanlıklara karşı kutsal güneşin, ay ışığının, yıldızların yoldaşı olmuş, karanlığa karşı aydınlığın, köleliğe karşı özgürlüğü, düşmanlığa karşı kardeşliğin, kıtlığa karşı bereketin, kötülüğe karşı iyiliğin, çirkinliğe karşı güzelliğin, adaletsizliğe karşı adaletin, haksızlığa karşı hakkaniyetin, sadakatsizliğe karşı sadakatin savaşını en amansız koşullarda vermişlerdir.
Yaşamının her anını haksızlığa adaletsizliğe ve saldırılara karşı direnme üzerine kurmuş olan zafer ordusunun neferleri, tarihin tüm önemli dönemeçlerinde olduğu gibi 12 Eylül faşist cunta döneminde kafatasçılığın, barbarizmin hiçbir çağdaş değeri ve insanlık kuralını tanımadığı bir dönemde, özgürlük ordusunun neferleri kanlı mezbahalardan ölümüne direnerek, soylu insanlık davasına hayatları pahasına insanlığa, insanlığın soylu değerlerine sahip çıkarak tarihe koca bir miras bıraktılar.
İşte bu yiğit neferlerden biri de celladının bile yüzüne bakmaya cesaret edemediği, Seyit Rıza’nın torunu, Besê ve Zarife’nin ardılı olan Dersim’in asi kızı ve büyük devrimci Sakine Cansız idi. Hem de faşizmin yüzüne tüküren kadın!
Tüm mücadele tarihimiz boyunca mücadelenin her aşamasında bir kutup yıldızı gibi hep yol göstermiş, ateş gibi yakıcı bir davanın neferlerinin iradesinin bıçak keskinliğinin de olması gerektiğini tüm hayatı boyunca ispatlamıştır. Köleliğe ve dayatmalara karşı tek seçeneğin özgürlük seçeneği olduğunu bunun dışında her tür yaşamın anlamsız, boş bir yaşam olduğunu bizlere bir miras olarak bırakmıştır.
İşte bu koca yürek karşısına dikilmekten korkan cellatlar Paris lağımlarında zehrini akıtmaya hazır akrepler gibi hep pusuda beklemiş, fırsatını bulduklarında sırtlanca bir göze karalıkla zehirlerini akıtarak üç fidanı katlettiler.
Bizler hiç ummağımız ve beklenmedik bir anda yüreğimizden, beynimizden vurulurken bile Sakine, Fidan, Leyla en çaresiz anımızda artlarına kattıkları milyonlarca yürekle umuda kurşun işlemeyeceğinin ifadesi olmuşlardır. Anıları, on binlerin yaşam ve ölüm gerekçesi olan bu üç çiçek ve ateşten üç yürek soysuzluğa karşı direnmenin sembolü oldular. Bu sembol bir halkın özgürlük özlemini daha bir kamçılamayacaktır. Anılarına bağlı kalacağımızın sözüyle onları sonsuzluğa uğurladık.
Oltu T Tipi Cezaevi