
Dêrsim‘in içli Kirmanckî ezgilerini imza attığı iki albüm ile müzikseverlere ulaştıran sanatçı Delil Xidir, şimdi de 38 Soykırımı’nı anlattığı romanı ile edebiyat dünyasına adım attı. Yazar, Kardelen Yayıncılık’tan çıkan „Kendi Diline Sığmayan Tarih“ adlı romanının ikinci baskısına hazırlık yapıyor.
Delil Xidir, eserinin 40 yıllık duyumların, görgü tanıklarının anlatımları ve mülakatların sonucu olduğunu söylüyor. Xidir’ın çalışması bir nevi içinden çıktığı kaynağı yeniden anlamlandırma çabasıdır.
Kahramanların sırrı neydi?
“İçimdeki acıyı ve öfkeyi nasıl dindirebilirim? Hala kanayan bu yaramı nasıl durdurabilirim? Künyesini yüreğime gömen deryaya dönüşmüş bu ağıdı, tarihe nasıl emzirebilirim ki, kendi dilimde dile getirilebilsin? Kendi dilinde dile getirilmeyen bu destanın dizeleri hangi tarihe sığabilir, hangi kitabın sayfalarına taşınabilir? Geleceğin gözbebeğindeki ışık tayfına karışmış kahramanlarımızın sırrı neydi ki, biz geride kalanlara bu çığlığı bıraktılar? Payıma niye böylesi kavuran bir ateşi düşürdün...”
Kitabın girişindeki bu ifadeler, Delil Xidir’ın nasıl bir duygu derinliği ile edebiyat çalışmasına başladığını gösteriyor. Xidir, profesyonel bir yazar değil. Haliyle roman tekniğini, yıllarına edebiyat çalışmasına vermiş bir yazar gibi kullanamamış. Ancak yukarıda bahsetmiş olduğumuz duygu ve düşünce derinliği ile okurun, Dêrsim’in tarihine, coğrafyasına ve doğal toplum yapısına yolculuk yapmasını sağlıyor. Bu açıdan kitap, toplumun doğayla ilişkisine, aşiretler arası çelişkilere, devletin bu çelişkileri kullanmasına, direniş ve ihanet gibi temel konulara ayna tutuyor.
Seyit Rıza, Alişer, Şahin Bey, Zarife, Şenge, Hasan Bey direnişi; Lilo’nun oğlu Xıdo, Rayber, Diyap Ağa, Memike Pırço, Zeynel ve Doğo ise ihaneti temsil eden tiplemelerdir. Hasan Bey bir yandan ateş ediyor, bir yandan da gür sesiyle Sami’ye „Hey Sami! Sana verdiğimiz ekmek haram olsun. Seni ve aileni 20 yıl besledik, sakladık. Sen bir gün bizi saklayamadın. Bizim kapımızda yedin başkasının kapısında havladın“ der.
Hurre’nin oğlu Mehmet de sesi çıktığı kadar yüce dağlara haykırıyordu: „Hey Dêrsim’in dağları, ziyaretleri, evliyaları... Duyun bizim çığlığımızı... Bizi bağrınızda saklayın. Gelecek evlatlarımıza da bu zulmü siz anlatın. İhanet varsa direniş de var. Torunlarımız bunu böyle bilsin.“
Kaynağa dönüş
Romana konu olan olayın merkez üssü, Delil Xidir’ın da doğduğu Xozat’a bağlı Kızıl Mezra Köyü’dür. Kızıl Mezra, toptan yok edilen köyler arasındadır. 165 köylünün katledildiği olayda, Delil Xidir’ın babası Musaye Millî, amcası Memike Millî, Memike Millî’nin küçük oğlu Hüseyin ile birlikte toplam 5 kişi yaralı olarak kurtulur. Bu olayda Musaye Millî, eşi ve iki kızını kaybeder. 1955 doğumlu yazar Delil ise, Musaye Millî’nin ikinci eşinden doğan çocuğudur.
Delil Xidir, bu romanı 40 yıllık bir araştırmadan sonra ortaya çıkardığını söylüyor. Kendi akrabalarından sağ kalanlar, çevre köylüler, görgü tanıkları ve Seyit Rıza’nın akrabalarıyla defalarca konuşur.
Roman, köy yaşamını şiirsel bir dille anlatıyor. Ape Turfi’nin şal û şepik uğruna köy mezrasını satması, çocukluk arkadaşları Turfi ile Ape Keko’nun atışmaları, Şenge’nin yol göstericiliği, sık sık köye baskın yapan süvari komutanına karşı boyun eğmez tavrı...
Kaybolan geleneklere yolculuk
Doğa ve ibadet ilişkisininin derin köklerini kitapta görmek mümkün. “Perşembe günüydü. Her perşembe akşamı ölülerin ruhu için unu yağda kavurup ocakta küllenmiş ateşin üstüne atarlardı. Her atışlarında ‘ölenlerin ruhu için olsun’ diye yad ederlerdi. Zazaca ona avdiron derlerdi. İnanca göre, perşembeyi cumaya bağlayan gece ölülerimizin ruhu bacanın üstüne gelir, avdiron onların ruhunu şad ederdi.”
Evet, doğada hiçbir şey ölü değil... Bu doğal toplumun bakış açısı ve yaşam biçimi... Yazar bu örnekte olduğu gibi, bizleri unutulmuş geleneklerle yeniden tanıştırıyor.
Bir yanda doğal toplum bir yandan da devlet gerçekliği sözkonusu... Katliam gününe kadar, insanlar başlarına bu kadar kötülüğün geleceğini düşünmüyorlar. Doğal toplumu yaşayan Dêrsim insanı saflığı ile karşısındaki gücün, bu kadar korkunç bir canavara dönüşeceğini düşünmüyor.
Misafirlik, kirvelik, musayiplik kutsal... Ancak Dêrsim insanı, devlet gerçekliğiyle tanıştıkça, devletin ağına düşmüş kişilerin, kendisine gelen bir misafirin kellesini götürüp pazarlamasına tanık oluyor. Kendi Diline Sığmayan Tarih, bu trajediyi iyi yansıtan bir eser niteliğinde.
Taşa dönüşen anne ve kızkardeş
Henüz, hayatı yeni tanıyan küçük bir çocuk soykırımdan yaralı kurtulursa, nasıl bir ruh halini taşır? Küçük bir çocuk, 2 kızkardeşini ve annesini kaybederse nasıl bir ruhsal çöküntüye uğrar? Geride kalanlar onu nasıl avutur? Yazar, bu ruhsal parçalanmayı şu ifadeyle anlatıyor: „Hüseyin sürekli kapı eşiğinde oturarak annesinin ve kardeşlerinin geleceği umuduyla yolu gözleyip durdu. Günlerden perşembeydi ve babası niyetliydi. Oruç tutmuştu. Mimiki Millî sabah uyandı, etrafına bakındı. Ancak Hüseyin yatağında yoktu. Memik, korku ile ‘Hüseyin, Hüseyin’ diye seslendi. Bir yandan da harmana doğru koşuyordu. Bir de baktı ki, Hüseyin 3 taşı önüne koymuş, taşlarla konuşuyordu. Taşlardan biri annesi, diğer ikisi ise kızkardeşleriydi.“
Dêrsim edebiyata yansımadı henüz
Yazar, Dêrsim Soykırımı’nın yeterince edebiyata konu olmadığını belirtiyor: “O coğrafyanın edebiyatı tam olarak ortaya çıkmadı. Edebiyata yansıması için akademik çalışmanın yanı sıra usta kalemlerin de bir araya gelip, tartışması gerekiyor.”
Delil Xidir, yaşadığı Avusturya’nın Linz kentinde kültür-sanat çalışmalarını sürdürüyor. Bulunduğu kentte müzik gruplarının oluşumunda, gençlerin başta müzik olmak üzere kültürel çalışmalarda yer almasını teşvik ediyor, katkı sunuyor.
Delil Xidir, sanatı halk için yapmak ve halkla paylaşmamın önemli olduğunu belirtiyor ve Kürt sanatçılar şu eleştirileri getiriyor: “Belki sanatçı arkadaşlarım bana kızacak ama sanatçı üreten insandır. Şu anda Kürt sanat dünyasında popüler olan sanatçılara soruyorum. -Ki dışarıya ben bunu sormam- Kaç tane sanatçı yetiştirdiler. Kaç grup ya da kaç bağlama sanatçısı yetiştirdiler. Ben sanatçıyım diyorlar ama üretime gelince bir şey yok. Bulunduğum bölgede müzik grupları ve bağlamacılar yetiştirdim. Sanatı halkla paylaşmak ve geleceğe dair bir şey bırakmak gerekiyor.“
Hızlandırıcı etkide bulunmuşuz
Delil Xidir’da bir roman yazma isteği eski ve köklü ancak gazetemizde yaptığı bir söyleşi hızlandırıcı etki yapar. Bu kısmı yazardan dinleyelim: “İkinci albümüm yeni çıkmıştı. Özgür Politika’dan bir arkadaş benimle söyleşi yaptı. Bana ‘ileride farklı olarak yapmak istediğiniz bir proje var mı’ diye sordu. Ben de ‘Bir roman yazmak istiyorim’ dedim. Haber, ‘Xidir Delil roman yazacak’ şeklinde çıktı. Tabii ki, artık bir roman yazmak farz oldu.“
SİDAR DÊRSİM