
30 Mart 1972 Kızıldere Direnişi, Mahir Çayan ve 10 arkadaşının şahadetlerinin 44. yıldönümü. Bu devrimcilerin direnişleriyle birlikte Türkiye’nin siyasi tarihi köklü bir değişime uğramıştır. Aslında Türkiye’nin siyasal tarihini 1970’li yıllar öncesi ve sonrası diye ayırmak gerekir. Osmanlı’dan bu yana Türkiye siyasi tarihindeki en radikal değişimler bu yıllardan sonra yaşanmıştır. Halkın irade olması, egemen güçlere karşı mücadele yürütme geleneğinin güçlenmesi, Türkiye’de devrimci demokratik değerlerin güçlü biçimde yaşanması gerçekleşmiştir. 1970’lerde yaşananlar Türkiye tarihi açısından altüst oluş yıllarıdır. Sadece Türkiye’de demokratik dinamiklerin güçlü biçimde ortaya çıkmasını değil, Kürdistan’da da devrimci demokratik dinamiklerin güçlü biçimde ortaya çıkması sağlanmıştır. Bu açıdan 1970’li yılların başında Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşlarının direnişi ve bunun Türkiye ve Kürdistan siyasi tarihindeki etkisinin daha kapsamlı irdelenmesi ve incelenmesine ihtiyaç vardır. Bu konuda yapılan değerlendirmelerin hala çok derinlikli olmadığı görülmektedir.
30 Mart Kızıldere Direnişinin dersleri de fazlasıyla tartışılmaktadır. THKP-C ve THKO örgüt militanlarının birlikte yaptıkları eylem olarak çok anlamlıdır. Daha sonra sol örgütlerin parçalanmışlığı ve birbirlerine karşı olumsuz yaklaşımları dikkate alındığında Kızıldere’deki eylem birliği çok anlamlıdır. Aslında bugün de ihtiyaç duyulan ruh ve tutum budur. Kızıldere Direnişinin bu yanına ne kadar vurgu yapılsa azdır.
Bugün Türkiye’de 12 Mart ve 12 Eylül gibi faşist bir yönetim vardır. Hatta 12 Mart ve 12 Eylül’den daha fazla demokrasi ve özgürlükler düşmanı bir hükümet bulunmaktadır. 12 Mart ve 12 Eylül’den farklı olarak faşist zihniyet ve yönetim içinde işbirlikçi siyasal İslam da yer almaktadır. Demokrasi güçlerine ve Kürt halkına karşı kurulan faşist cephe kendisini daha fazla genişletmiştir. Eskiden var olan oligarşik sistemden zarar gören ve bu nedenle objektif olarak sistem dışında kalan, hatta sisteme yönelik eleştirileri bulunan işbirlikçi İslami kesim oligarşik kurumsal faşist sistem içine alınarak demokrasi güçleri ve Kürtlere karşı düşmanlık yeni boyutlara taşınmıştır.
Bu durum karşısında devrimcilerin ve demokrasi güçlerinin birliği daha önemli hale gelmiştir. 30 Mart Kızıldere’de devrimci güçlerin birliğini bugün daha güçlü biçimde pratikleştirmek gerekir. Halkların Birleşik Devrimci Hareketi bu konuda önemli bir adımdır. Ancak bu adımın daha fazla geliştirilmesi gerekir. Legal ve yasal alanda da demokrasi güçlerinin birliği çok önemlidir. Bu konuda özellikle THKP-C geleneğinden gelen ÖDP ve diğer grupların daha fazla çaba göstermeleri beklenir. Özellikle ÖDP’nin bu konuda tutumunu netleştirmesi ve daha aktif hale getirmesi mevcut süreç itibariyle önemlidir. Bugün demokrasi güçlerinin birliğini kuramayanlar ve aktif hareket edemeyenler Hitler faşizmi karşısında papazın söylediği duruma düşerler. 30 Mart 1972 Kızıldere Direnişi vesilesiyle bu şehitlerin anılarına bağlılığın gereği bu sorumluluğu bir daha hatırlatmak istedik.
30 Mart 1972 Kızıldere direnişinde katledilenlerin anısına ilk bağlılığı gösteren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan olmuştur. O zaman Siyasal Bilgiler Fakültesi birinci sınıf öğrencisidir. 22-23 yaşlarında genç bir devrimcidir. Hala herhangi bir örgütün kadrosu ve üyesi değildir. THKP-C’li olan arkadaşı Doğan Fırtına’yla birlikte Siyasal Bilgiler Fakültesinde okul boykotunu örgütlerler. O sıkıyönetim koşullarında okul boykotunu örgütlemek önemli bir sorumluluk ve adımdır. Kürt Halk Önderinin bir genç devrimciyken THKP-C ve THKO kadrolarının ortak eylem yapmalarına büyük anlam vermiş ve bu şehitlere sahiplenmeyi kendine görev bilmiştir. Tüm Türkiye sol örgütlerinin, halklarının bu gerçeği bilmesi gerekiyor.
Kızıldere eylemini yapan devrimciler, Mahir Çayan ve arkadaşları, THKO militanları Kürtlerin Türkiye içinde kendi kimliği ve kültürüyle özgür yaşamını amaçlıyorlardı. Onların da hedefleri Kürtlerin öz yönetimlerine kavuşmalarıydı. Özerklikten ve federasyondan yanaydılar. Türk devletinin Kürt inkarı ve soykırımcı politikalarına karşıydılar. Sadece Kürt halkıyla Türkiye halklarının ortak mücadelesini önemsiyorlardı. Bu mücadeleyle Kürt halkının da özgür yaşama kavuşacağına inanıyorlardı. Kürt halkının kendi kendini tayin hakkının bir devrimle gerçekleşeceğini söylüyorlardı. Bu devrimciler yaşasalardı bugün Kürt halkının demokratik özerklik direnişine tam destek verirlerdi. Faşizme karşı direniş cephesinin her boyutta örgütlenmesini sağlamaya çalışırlardı.
30 Mart Kızıldere direnişini ilk sahiplenen Kürt Halk Önderidir. Bunu da 7 ay cezaevinde kalacağı öğrenci boykotuyla ortaya koymuştur. Bugün bu direnişe ve şehitlere bağlılığın gereği Türkiye’de devrimci demokrasi cephesinin kurulması ve AKP faşizmine karşı mücadelenin yükseltilmesi gerçekleştirilmelidir. AKP faşizmine karşı birleşmeden ve direnişi yükseltmeden hiç kimse ben Mahir, Deniz ve İbrahim’e bağlıyım diyemez. Onların direnişleri, şahadetleri devrimci demokrasi güçlerinin birleşmesi ve mücadeleyi yükseltme emridir.
Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi 1972 yılından bu yana bu devrimcilerin anısına bağlıdır. Onların özlemleri olan demokratik Türkiye ve özgür Kürdistan için mücadele etmektedirler.