İsviçre Gündemi
Türkiye dahil 195 devletin taraf olduğu 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri, uluslar arası insancıl hukuka ilişkin temel belgeler olarak kabul edilmektedir. Sözleşme Karadaki Silahlı Kuvvetlere Mensup Yaralı ve Hastaların Durumunun İyileştirilmesine; Denizdeki Silahlı Kuvvetlere Mensup Yaralı, Hasta ve Kazazedelerin Durumunun İyileştirilmesine; Savaş Esirlerine Yapılacak Muameleye ve Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına ilişkindir. Cenevre konvensiyonu savaş ve insansal hukukun temelini oluşturan uluslar arası bir sözleşmedir.
Sözleşme BM, devletler, savaşan tarafları bağlar ve sözleşmeye uymak zorundadırlar. Sözleşmeye uymayan taraflar Uluslararası Ceza Mahkemesinde savaş suçu işlemekten yargılanırlar. BM'ye bağlı Kızılhaç, insan hakları konseyi vb örgütler de kuruluşları gereği faaliyetleri kapsamında sözleşmeye uyulup uyulmadığını rapor ederler.
Birleşmiş Milletler Cenevre İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Ra’ad Al Hussein, Cizre’den gelen görüntülerin şoke edici olduğunu belirterek, Türkiye’yi insan haklarına saygılı olmaya çağırdı. Al Hussein, "Acaba kameralara yansıyan buysa dünyadan gizlenenler nasıl?" diye sorarak, Türkiye'nin Cenevre konvensiyonuna uymadığına işeret etti.
Önceki gün başka bir uluslar arası insani kuruluş olan Medico İntarnational Başkanı Maja Hess ile görüştük. Kızılhaç'a ilişkin söylediklerini aynen buraya alıyoruz: "Uluslar arası alanda Kızılhaç Cizre, Sur vb Kürt bölgelerindeki bu duruma müdahale edebilir, ama eğer Türkiye'de şubesi var ise. Kesin olarak bildiğim şu, Uluslar arası Kızılhaç tüm ülkelerdeki tutsakları ziyaret edebilir. Örneğin Filistin ve İsrail'de Kızılhaç çok aktif ve yaralıların tedavisinde bire bir müdahil rol oynuyor. Tutsakların değiş-tokuşundada önemli rol oynuyor. Türkiye için bu olasılığın olması gerekiyor. En azından bu durumda Kızılhaç bir gözlemci heyet yollayabilmeli."
Burada bir hatırlatma yapalım Cenevre Sözleşmesine uymayan Türkiye Devleti’nin aksine çatışmaların diğer tarafı olan PKK, her fırsatta uluslar arası anlaşmalar ve savaş hukukuna bağlı olduğunu deklere etti. 1995 yılında Cenevre Sözleşmesini imzalayarak, sivillere ve savaş esirlerine sözleşme ilkelerine göre davranacağını açıkladı ve o günden sonra da tutukladığı, esir aldığı asker ve sivilleri konvensiyonun ön gördüğü şekilde teslim etti. Teslim edilen bütün asker ve siviller de hiç bir kötü muamele görmediklerini kamuoyuna açıkladılar. Uluslar arası insancıl hukuka ilişkin temel belgeler olarak kabul edilen Cenevre Sözleşmelerinin uygulanmasını izleyen Kızılhaç, silahlı çatışma kurbanlarına koruma ve yardım sağlamakla görevlidir. Türkiye Kızılhaç kurumu Ankara BM temsilciliği çatısı altında yer almaktadır. Şu ana kadar Kürdistan'da yaşananlara ilişkin kendi sorumluluk alanına dair tek açıklama yapmamış, Kürdistan'a insani yardımda bulunmamıştır.
BM İnsan Hakları Konseyi, Medico İnternational, Avrupa Parlamentosu, İşkenceyi Önleme Komitesi gibi uluslar arası kuruluşlar Türkiye'nin Cenevre Konvensiyonunu ihlal ettiğini seslendirirken, en temel görevi konvensiyona uyulması olan Kızılhaç'ın Cizre, Sur başta olmak üzere Kürdistan'da ayyuka çıkan sözleşme ihlali uygulamalar karşısında sessiz kalması büyük bir utançtır. Tek kelimeyle Kızılhaç Cenevre Konvensiyonu ihlal etmekte ve Türkiye'nin suçlarını gizlemektedir.