TC rejimi, ta baştan hukuka dayalı değildi. Tepedeki buyurgan şefin ağzından çıkan emre göre yönü, yanı, pusulası değişti. Gücü yeten, hasım, rakip bildiğini yok edegeldi.
Bu rejimde, kim muktedir ise onun ağız şapırtısı hukuk oldu.
Bazen değil, çok zaman terörü hukuk sanıp, savunanlar, kendi eserlerinin kurbanı oldular.
Çünkü, terör rejimleri tarihinin bilgi ve bilincinden yoksundular. Hukuksuz hukukun, an gelir, fırlatılan bumerang gibi geri gelip, suratlarında şaklayabileceğinden habersiz…
AKP iktidarı, 2005 yılında dönemin muktedir Generallerinin istemi üzerine, Kürtleri ezmeyi hedef alan Terörle Mücadele Kanunu ve Yargılama Usulu Kanununu yürürlüğe koymuş, bu dayanakla binlerce kişiyi tutuklamıştı.
Kürdistan’ı hapishane, aralarında seçilmişlerin de bulunduğu binlerce Kürt, devlet terörü rüzgarlarının önünde savrulurken, Erdoğan ‘tutuklamaların arkasındayım’ diye bağırarak polise, savcılara destek sunuyordu.
  Generaller, durumdan hoşnut, yüzleri sefalıydı. Ama kanunun tırpanı, gün geldi onları da buldu. Onlar, şimdi alınlarında terörist yaftasıyla cezaevindeler…
Yer yüzünde, hiç bir zaman zulüm kesintisiz hükümran olamamıştır. AKP ve onun başı Erdoğan’ın da eninde sonunda yolu kesilecekti. Bugün olmasa bile yarın, ektiği zulüm tohumlarının hesabı sorulacaktı. Doğrusu, bu kadar erken, hem de kendini Sultan üstü muktedir sandığı bir zamanda beklemiyorduk.
Kimse beklemiyordu. Çünkü polisin, adliye, MİT, medya ve ordunun mutlak efendisi görünüyordu. Fakat, bumerang beklenmedik bir zamanda, kapısına çarpıp şakladı. Savcılar onun egemenlık kurduğu kanuna dayanarak, PKK ile görüşmeler yürütmekle görevlendirdiği MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı yardım ve yataklıktan arıyor, şimdi. Yine onun görevlendirdiği eski Müsteşar, yardımcısı hakkında da görüldükleri yerde yakalanma kararı çıktı.
En yakın adamlarını isteyen savcıların ayak sesleri, kapısında duyuluyor, şimdi. Bu bir patlamadır. Kendini ilah sanan kişiliğin yere serilmesi, çiğnenmesi, öbür yanıyla Giyotin’i icat eden, Fransız Giyotin’in boynunu kendi aletine kaptırmasına benziyor. Terörle Mücadele Kanunu şimdi Giyotin gibi Erdoğan’ın tepesinde duruyor.
Eğer, suç varsa MİT’çiler birer kullanılandır. Kullanan ise Başbakan. O halde çekirdekleri etrafa saçılacak kabak, bugün olmada bile yarın onun başında patlayacaktır.
Neresinden bakılırsa bakılsın bu, rejimde bir iç savaştır. İç savaşın polis ve adliye cephesine egemen olan Fethullah Gülen’in gazabıyla başladığı Türk medyasında bile işleniyor.
Nitekim, Gülen tarikatinin televizyon kanalları, olay sanki bir başka gezegende olmuş gibi bakıyor, gazetesi, Başbakan’ın en yakın adamlarının savcılarca kuşatılmasını önemsiz haber gibi yayımlıyordu, ilk gün. Gazetede, Gülen’in ağzı olduğu söylenen yazar, ertesi günkü sayısında, olanları görmezden geliyor, gazabın hak edilmişliğini anımsatırcasına, anayasa konusunda verilen sözlerin yerine getirilmemesinden yakınıyordu.  
AKP iktidarına karşı başgösteren atak, ister tarikat, ister İran konusunda çekingen davranması nedeniyle başka odakların kızgınlığından gelsin, sonuçta rejim içindeki savaşın bir muharebesidir.
Bu onları ilgilendiren bir konu. Ancak, bu vesileyle Kürdistan mücadelesinin bazı zaafları ortaya çıkıyor ki, görmezlikten gelmek mümkün değildir.
Eğer Türk medyasına yansıyanlar doğruysa, Türk istihbaratı, Kürdistan sorununu legal zeminde dillendiren siyasi partiyi ağ gibi sarmakla kalmamış, içlerine kadar sokulmuş, şaşırtıcı ama, adamları yönetim kadrolarına kadar yükselmiştir. Yötenetimlerde görev alan MİT’çiler, sokak ve meydanlarda başı çekmiş, kitleleri provokatif olaylarda yönlendirmişlerdir.
Örgütsel işlevi olan Kürtlerin her gelene kucak açan, dahası kendinden olandan üstün tutan zaaflarını biliyorduk. Ama bu kadarını değil.
Çünkü, bugünün Kürdistan’ı, her konuda dünün Kürdistan’ı değildir. Kürdistan artık bir köy kadar küçük. Kimsenin, sonuna kadar kendini saklaması mümkün değildir.
Hiç kimse ağaçtan yetişmediği, yerden bitmediği için, herkesin birbirini bağı, bağlantısı, aile yapısının eğilimi, açıkçası bütün geçmişiyle tanıyor, biliyor. Kimin JİTEM’ci, polis adamı, gizli muhbir olduğunu da…
MİT ve polisin Kürt haketine sızma çabaları olacaktır, elbette. Ama sokaktan geçen herhangi bir insana, ötede duranı sorduğunuzda eğilimi ve bütün cibiliyetini öğrenmenizin mümkün olduğu bir yerde, söylenenler doğru ve MİT ajanları yönetici kadrolarına kadar yükselmişse eğer, bu affedilmez vehamette bir zaafiyettir.