Minbic Sivil Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Cemile Ehmed, Koalisyon’un buradaki pozisyonunda bir değişiklik olmadığını belirterek, “Hala devriyeleri devam ediyor. Belli ki çekilme gibi bir planları var ama zamanının şimdi olmadığı görülüyor” dedi.

ERSİN ÇAKSU / MİNBİC

Rejim, Rusya ve ABD ile öz güçleri üzerinden ilişki geliştirdiklerini söyleyen Minbic Sivil Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Cemile Ehmed, Türk devleti karşısında da öz güçleriyle durduklarını kaydetti. Ehmed, kapılarının hiçbir diplomatik ilişkile kapalı olmadığını vurguladı.

Minbic Sivil Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Cemile Ehmed, sorularımızı yanıtladı.

Minbic’in DAİŞ’in işgali öncesi ve sonrasındaki nüfusu ne kadar, kentin şimdiki nüfus yapısı nasıl; yani Kürt, Arap, Türkmen nüfusunun rakamsal ifadesini paylaşır mısınız?

Minbic’de BAAS rejimi zamanında da İhvancı (Müslüman Kardeşler) zemini vardı. Hatta 1982’deki Hama olayları sırasında da burada bazı hareketlenmeleri oldu ama rejim kenti kuşatarak, bunları gözaltına aldı. Evet çok büyük bir askeri hareketliliği olmadı ama bir zeminleri vardı.

Minbic’de ağırlıklı olarak 4 halk bulunuyor: Araplar, Kürtler, Çerkesler ve Türkmenler. Rejim zamanında Arapların nüfusu yüzde 65-70 civarındaydı, yüzde 20-25 de Kürt, yüzde 6-7 Çerkes ve yüzde 6-7 de Türkmen’di. Şimdi de o civarda bir yüzdelikten söz edebiliriz. Rejim zamanında özellikle barajın yapılmasıyla Kürtlerin köyleri su altında bırakıldı ve göç yaşandı. Yine Arap kemeri politikasının uygulandığı yerlerden biri de Minbic’dir.

Genel olarak halklar arasında çok ciddi bir çelişkiden söz etmemiz doğru bir tespit olmaz. Çünkü halklar burada bir arada yaşıyor ve birbirlerine saygıları vardı. Çelişkilerin nedeni BAAS rejimi ve yaratmak istediği şovenizmdi. Çoğunluğa dayanarak hakimiyet kurmak istiyordu, diğer halklar üzerinde. Aslında bu şekilde Arap halkını da esir almıştı. Ekonomik, siyasi, kültürel olarak ve hakları bakımından onlar da özgür değildi. Rejim, böylece diğer halkları esir alırken onları da esir almış oluyordu.

Tahminen DAİŞ öncesi Minbic’ın nüfusu ne kadardı?

Yani Minbic merkez, köyleri ve kasabalarını da dahil edersek 500 bini aşkın bir nüfustan söz edebiliriz. Ama şimdi hala Minbic’ın bazı köyleri özgürleştirilebilmiş değil. Bazı köyler hala Türk devleti ve çetelerin işgali altında. Aynı zamanda rejimin denetiminde olan köyleri de var.

Minbic’de DAİŞ için uygun bir zemin var mıydı?

Minbic’ın iki yönü öne çıkıyor. Biri aşiret yapısını hala koruyor olması, diğeri ise aydın bir kent olması. Hatta Minbic şairler şehri olarak da bilinir. Mesela rejim zamanında bile rejime muhalif kesimlerin olduğu bir kentti. Az önce 1982 örneğini verdim. Bu yönü olan, yani İhvan bağlantılı kişilerin de kendisine yer bulabildiği bir yerdi. Fakat nihayetinde her şey rejimin denetimindeydi. Kimse çok fazla sesini çıkaramıyordu. Sesini çıkaran bir gece ortadan kaldırılıyordu. Örneğin hala Minbic’deki birçok kişinin akıbeti belli değil. 15 yıl, 20 yıl önce bir şekilde rejimle karşı karşıya gelmiş ve ortadan kaldırılmış ve hala akıbeti belli değil.

Minbic şimdi nasıl yönetiliyor; yönetim organları, bunlardaki temsiliyet oranı nedir?

Minbic’in özgürlüğü için savaşçılarımız nasıl hazırlıklarını yaptılarsa; nasıl köy, kasabaları ve nihayetinde kenti özgürleştirdilerse bizler de sivil yönetim olarak o şekilde toplumu yeniden normal hayata çevirmek için çalıştık. Daha Minbic’i özgürleştirme hamlesi başlamadan bizler Sirîn’de Arap, Kürt, Türkmen ve Çerkes halklarının olduğu bir meclisi kurduk. 40 kişiden oluşuyordu bu meclis. Burada eşbaşkanları belirledik, halklar ilişkiler, hizmet gibi komiteleri kurduk. Operasyon boyunca halkın mağdur olmaması için bu komiteler görev üstlendi ve çalışmalarına başladı. Özgürleştirilen her köye bu komiteler hemen ulaşıp örgütlenme çalışmalarını yürüttü.

Kent özgürleştirildikten sonra da mevcut yönetimin hizmet sunumunda yeterli olmadığını gördük. Bunun üzerine eski yönetim ve komiteler olarak yaklaşık iki ay boyunca Minbic halkıyla tartışmalar yürüttük ve daha geniş bir yönetim oluşturduk. Bunun için ilk önce bir yasama meclisi, sonra da bir yürütme meclisi kurduk. Bu meclisleri de kentin halklarını ve kadın-erkek eşitliğini esas alarak kurduk. Bu meclislere bağlı 13 komite var. Örneğin her komite 6 kişiden oluşuyorsa, bunların 3’ü erkek, 3’ü kadın olacak, dedik. Aynı şekilde komitelerde de her halktan temsilciler olacak.

133 kişilik meclisi, nüfus oranına göre belirledik. Mesela yüzde 70 Arap ise temsiliyette de yüzde 70 Arap olmalı, yüzde 60 Kürt ise o oranda temsiliyetleri olmalı. Çerkes ve Türkmenler için de aynı şekilde nüfuslarına göre temsiliyetleri sağlandı. Yine Minbic’de bir Ermeni ve bir de Çerkes aile vardı. Onlara da birer kürsü verildi ve temsiliyetleri sağlandı.

Minbic yönetimi hangi hizmetleri sunuyor?

Meclisin kurulmasıyla örgütlenme çalışmalarına hız verdik ve bu çalışmada ciddi aşama katedildi. Kadınlar, gençler, toplumsal farklılıklar örgütlendirildi. Yine DAİŞ’in yaratmış olduğu korku atmosferini dağıtmaya ve normalleşme sürecine geçildi.

Bu çok zordu gerçekten. Çünkü öyle bir korku yaratılmıştı ki aile bireyleri bile birbirinden korkuyordu. Komşu komşudan korkar hale getirilmişti. Bunun için güvenliğe önem verdik. İlk önce insanların kendini güvende hissetmelerini sağlamaya çalıştık.

Normalleşme süreciyle birlikte sağlık, eğitim, belediye hizmeti, su, elektrik, ticaretin yeniden canlandırılması, tarım ve hayvancılığın teşviki gibi birçok program önümüze koyduk ve bu çalışmalarda önemli aşamalar kaydedildi.

Minbic ve köylerindeki halk nasıl geçiniyor?

Minbic bir ziraat bölgesidir. Bunun yanında hayvancılık ve ticaret de kentin önemli geçim kaynaklarından birisi. Tarım, hayvancılık ve ticaret şimdi de devam ediyor. Ticaret konusunda kentin dışarıya açılan üç kapısı var ve şimdi bu kapılar açık. Ticaretin yasası hazırlanıp güvenliği de sağlandıktan sonra halkın büyük bir bölümü şu anda ticaret ile geçimlerini sağlıyor.

Minbic’de sağlık, eğitim ve adalet kurumları (öğrenci, öğretmen, doktor, okul ve hastane sayısı ile birlikte), yapıları nasıl işliyor?

Kentte daha önce sadece bir hastane vardı ve o hastane de DAİŞ tarafından yakılıp yıkılmıştı. Bizim ilk işimiz onu onarıp faaliyete geçirmek oldu. Şimdi o hastane hizmet veriyor. Ayrıca birçok sağlık merkezi kurduk ve bunların tıbbi malzemesi, ilacı temin edildi, doktor ve hemşiresi atandı.

Eğitim konusunda ise tüm dillerde eğitim vermeye çalışıyoruz. Eğitim dili olarak Arapça ve Kürtçe esas alınıyor. İsteyen tüm diğer halklar da Kürtçe eğitim alabiliyor. Burada bir eksiğimiz var, Çerkeslerin öğretmenleri yok. O bir eksiklik. Türkmenlerin ise öğretmenleri var ve onlar da dillerini öğretiyorlar. Toplamda 3 bini aşkın öğretmenimiz var ve bunlar en ücra yerlere kadar eğitim hizmetini veriyor. Ayrıca birçok akademi açıldı, kentte. Bu akademiler de yüksek öğretim yolunda çalışmalarını yürütüyor. Yüksek öğretim için bir basamak olmalarını temenni ediyoruz.

Adalet için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Belki yıllardır çözülmemiş olan birçok sorun bizim sulh komitelerimiz tarafından çözüldü. Onlar çözemediyse üst mahkemeye sevk edilerek çözüldü. Bu da çok önemli. Bu konuda hala çalışmalar devam ediyor ve daha sistematik bir sistem için çalışmalar yapılıyor, yasalar çıkarılıyor.

Minbic’de askeri/güvenlik örgütlenmesi ve kurumlaşması nasıldır, örneğin iç güvenliği ve asayişi kim sağlıyor, dış tehditlere ve çetelere karşı kim savunuyor?

Kentin iç güvenliğini İç Güvenlik Güçleri sağlıyor. Kente gelen 7 yolda kontrol noktaları var, kentin belirli yerlerinde noktaları var ve tüm iç güvenliğe onlar bakıyor. Acil durumlar için Hawarî gücü var. Onlar da İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı ve 24 saat hizmet veriyor. Kentin asıl savunmasını ise zaten Minbic Askeri Meclisi yapıyor ve bu halkın çocuklarından oluşuyor. Bu bağlamda şu anda Minbic’ın Suriye’nin en güvenli şehirlerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz.

Minbic QSD tarafından özgürleştirilmişti…

Evet. QSD, Minbic halkının çağrısı üzerine özgürleştirdi. Dikkat edin Minbic halkları, rejime, Türk devletine, ÖSO’ya ya da başka bir güce çağrı yapmadı, QSD’ye çağrı yaptı. Bu çok önemlidir. QSD de bu çağrı üzerine kenti Minbic Askeri Meclisi ile birlikte özgürleştirdi ve daha sonra kentin güvenliğini Minbic Askeri Meclisi’ne devretti ve çekildi. Minbic Askeri Meclisi de ilk günden beri verdiği bölge halklarını koruma sözünü layıkıyla yerine getirdi, getiriyor...

Askeri Meclis’in gelişimi ve vardığı düzeyi anlatabilir misiniz?

Minbic Askeri Meclisi ilk kurulduğunda tek gayetleri kentlerini özgürleştirmekti, ailelerini özgürleştirmekti. Böyle bir duygu vardı, savaşçılarda. Daha sonra zamanla akademiler açıldı, tüm savaşçılar devrelerden geçti, komutanlar devrelerden geçti. Demokratik ulus, toprağın savunması, öz savunma gibi her alanda eğitim aldılar. Onlarca akademide, yüzlerce devre açıldı. Bu çok büyük bir gelişim sağladı. Zamanla daha çok kişi Minbic Askeri Meclisi’ne katıldı ve şu anda iyi bir sayı ve niteliğe ulaştıklarını söyleyebiliriz. Askeri Meclis ile halkın şu anda bütünleştiğini söyleyebilirim. Ayrılmaz bir parça oldular. Bu halkın çocuklarıdır, çok büyük bedeller de ödediler ve verdikleri söze de sonuna kadar layık olduklarını ve onlarla gurur duyduğumuzu söyleyebilirim.

Yani Ebû Leyla ile Ebû Emced’in savaşçılarının onların bıraktığı bayrağı layıkıyla taşıdığını söylüyorsunuz…

Bu toprakların her karışında savaşmış olan Şehit Ebû Leyla, Minbic’i özgürleştirme hamlesine başlamadan önce savaşçılara yaptığı bir konuşmada, “Sizler bu halkın çocuklarısınız ve bu halka asla yanlış yapmayacaksınız” diyordu. Gerçekten de onun savaşçıları belirlediği hedefte ilerliyor ve halkla bütünleşti, ayrılmaz bir parçası oldu.

Şehit Ebû Emced, askeri güçlere büyük emek vermesinin yanında toplumla kurduğu sağlam bağlarla bir halkla ile savunma gücü arasında nasıl bir bağ olması gerektiğini yaşamıyla ortaya koydu. Savaşçılar şimdi onların bıraktığı mirası devraldı ve halkla birlikte topraklarını savunuyorlar.

Sizce Türk devleti neden Minbic üzerinde bu kadar duruyor?

Bunun iki amacı var;

  • Birincisi Minbic zengin bir kent.
  • İkincisi ve bana göre asıl neden, Minbic’ın stratejik önemi. Türk devleti Minbic’ı ele geçirirse, hayalindeki Halep ve Fırat’ın doğusunu aynı anda tehdit edebilecek. Fırsat bulduğunda ise bu iki yere de hamle yapabilecek. En önemli neden budur. Yani Minbic, Türk devletinin yeni Osmanlıcılık hayalleri için önemli bir kapı olmaktadır.

Türk devleti mitleri sever. Osmanlı için Arap dünyasının kapılarının açıldığı Mercidabık savaşı da burada, yani Minbic’de yaşanmıştı. Bunun da etkisi olabilir mi?

Evet, kesinlikle. Aynı zihniyetin tekrar etme hevesi ve isteğidir. Onun dışında burada hiçbir hakkı yok. Eğer Türk devletinin derdi bölge halkları olsaydı, DAİŞ buradayken gelip onları özgürleştirirdi. Zaten buranın halkları da Türk devletine, çetelerine ya da nizama gelin bizi kurtarın demedi. QSD’ye çağrıda bulundular...

Minbic’de şu anda Koalisyon (ABD ve/veya Fransa) güçleri var mı, tam olarak işlevleri nedir, bu son Türk tehditleri ve ABD Başkanı’nın çekilme kararı sonrası değişiklik oldu mu?

Türk devletinin tehditlerinin hemen ardından ABD’nin çekilme kararı aldığını açıklaması bizde bazı şüphelere neden oldu. Zaten Koalisyon ile bizim diyalogumuz vardı. Daha önce çekilme şartı olarak, “DAİŞ tehlikesinin sona ermesi” ve “siyasi çözümün sağlanması” gerektiğini sürekli dile getiriyorlardı. Ama böyle bir çekilme kararı sonrası halkta şu inancı bir kez daha ortaya çıkardı: kendi güvenliğimizi, öz savunmamızı kendimiz sağlamalıyız. Yani ABD’nin kararı sadece Minbic’i değil, tüm Suriye’de bir etki yarattı. Karar sonrası halkın kendi güvenliğini kendi sağlaması düşüncesini bir kez daha pekiştirmesi de olumluydu diyebiliriz.

Diğer bir konu da çekilme meselesi. Koalisyon’un buradaki pozisyonunda bir değişiklik olmadı. Hala devriyeleri devam ediyor. Şimdi de çekilme kararlarında bazı değişikliğe gittiklerini görüyoruz. Belli ki çekilme gibi bir planları var ama zamanının şimdi olmadığı görülüyor.

Çekilme kararı ve Türk devletinin tehditleri sonrası hemen komşunuz olan Bab’ın Erîma kasabasında Bab Askeri Meclisi ile Suriye ordusu arasında Rusya’nın da dahli ile bir ortaklaşma oldu. İleride Minbic için de ortak düşmana karşı bir ortaklaşma gündeme gelebilir mi?

Bu durum sadece tehditler karşısında ortaklaşma temelinde olan bir şey değil. Bizler daha önce de kim bu halka hizmet etmek isterse ve bu halkın iradesini tanırsa ilişki kurmaya hazır olduğumu söyledik. Bunun için adımlar da atıldı. Yeni bir şey değil. Ama bu tehditler sonrası ilişkiler biraz daha arttı. Bu ilişkiler bizim üzerimizden değil, MSD ve Minbic Askeri Meclisi üzerinden yürüyor.

Siz de belirttiniz, Erima Minbic’ın değil, Bab’ın bir kasabası. Daha önce de rejimin güçleri orada vardı. Şunu söyleyelim; bizler nasıl bir ilişkilenme içerisine girersek girelim gücümüze güvenerek yapıyoruz. Rejim, Rusya ve ABD’yle de gücümüz üzerinden, öz gücümüz üzerinden ilişki geliştiriyoruz. Türk devleti karşısında da öz gücümüzle duruyoruz. İleride bazı adımlar atılırsa ve bazı ortaklaşmalar olursa bu bizim şimdiye kadar savunduklarımıza ters olan bir şey değil. Kapımız hiçbir diplomatik ilişkiye kapalı değil.

Minbic üzerine nasıl bir pazarlık yapılıyor, hangi tehlikeler bekliyor, Minbic’e ilişkin öngörünüzün nedir ve buna göre nasıl tedbirler alıyorsunuz?

Aslında pazarlık, şura bura özelinde Suriye halkları üzerinde yapılıyor. Cenevre’de, Astana’da, Soçi’de, İstanbul’da, Riyad’da şurada burada tüm pazarlıklar Suriye halklarının üzerinde yapıldı. Pazarlık Suriye halkının üzerinde yapılıyor ama diyalogların hiçbirinde Suriye halkı yok.

Bana göre, şu anda kavmi devletler, yani ulus-devletler büyük bir çıkmazda, büyük bir kriz yaşıyorlar ve baş aşağı gidiyorlar. Mevcut savaş da bu zihniyet ile özgürlüğün tadını alan halklar arasında yaşanıyor. Bu sadece Kürt halkı için geçerli değil. Tüm Ortadoğu’da özgürlüğün tadını alan ve bundan vazgeçmeyen halklar için geçerli. Bu halkların esas aldıkları çözüm de demokratik ulus formülüdür. Yapılan pazarlıklar da özgürlüğü tadan bu halkların siyasi bir statü sahibi olmaması içindir. Bu pazarlıkları örgütlü ve bilinçli toplum üzerinden yapamıyorlar. Onun için de toplumu güçsüzleştirmek, örgütsüzleştirmek ve bilinçten uzaklaştırmak için çalışıyorlar. Bu pazarlıklar tutmayacak, çünkü bu halk özgürlüğün tadını aldı artık. Gerçek özgürlüğün tadını alan bir toplum yapay özgürlüklere ikna olmaz artık. Anne sütünü tadan bir çocuk, diğer sütü kabul eder mi hiç? Toplum ile özgürlük ilişkisi de böyledir.

Evet, kirli bir pazarlık yapılıyor. Özellikle de Arap halkı üzerinden pazarlık yapılıyor. Bir kısmını Rusya silahlandırıyor, bir kısmını Koalisyon silahlandırıyor, bir kısmını Türk devleti silahlandırıyor, bir kısmını ise başkaları silahlandırıyor ve sahada kendi çıkarları için çatıştırıyor. Ölen de Suriye halkı oluyor. Pazarlık yapılan Suriye halkları oluyor. Her şeyi pazarlık konusu haline getiriyorlar. Hatta mültecileri pazarlık konusu haline getiriyorlar. Mültecilerle tehdit ediyor. Bundan daha ahlaksız bir şey olabilir mi? DAİŞ‘le tehdit ediyor. Mesela bizim elimizde de esir alınmış DAİŞ’liler var. Biz şimdi kalkıp dünyayı onlar mı tehdit edelim. Hayır. Biz sadece bakın bunlar bize karşı savaştı, bunları esir aldık, hangi ülkenin vatandaşıysalar gelip götürüp yargılasınlar, diyoruz. Bizler insanlar üzerinden pazarlık yapmayız. Geride kalan 8 yılda yüz binlerce mülteciye ev sahipliği yaptık. Hiç kimseye de gelin yardım edin, demedik. Kimseyi mültecilerle tehdit etmedik. İnsanlarımız evlerinin kapılarını mültecilere açtı, ekmeğini paylaştı. Bizim farkımız budur.

Sözünü ettiğimiz iki düşünce arasındaki savaş devam ediyor. Ulus-devlet ile demokratik ulus arasındaki savaş devam edecek de. Pazarlıkları ve planları olacak. Bu savaşın acıları, bedelleri de olacak. Diğer sözünü ettiğimiz düşünce baş aşağı gidiyor. Ama demokratik ulus çizgisi kazanacak.