
Tarihi Kobanê direnişi beşinci ayına girmiş bulunuyor. Kürtler dört ayı aşkın bir süredir faşist IŞİD çetelerinin vahşi saldırılarına karşı kahramanca direniyor. Bu insanlık direnişinin daha ne kadar süreceği de tam belli değil. Fakat büyük Kürt direnişinin artık zafere doğru gittiği rahatlıkla söylenebilir.
Aslında Kürtlerin Kobanê’de de, Şengal’de de zaferi çoktan hak ettikleri açıkça ortadadır. Bu dört aylık direniş içinde yüzlerce kahraman şehit verdiler çünkü. Yine yüzlerce yaralıları var. Yüz binlerce insan evinden, köyünden göçertilmiş ve çok zor koşullarda yaşamak zorunda bırakılmış durumda.
Sadece Kobanê ve Şengal’de de değil, aslında tüm Kürdistan’da Kürtler tarihi zaferi hak etmiş durumdalar. İktidarcı ve devletçi sistemin saldırılarına karşı beş bin yıldır direniyorlar. Kapitalist modernitenin iki yüz yıllık saldırılarına karşı direniyorlar. Son yüzyıldır da inkar ve imha sisteminin soykırımcı saldırılarına karşı direniyorlar.
Tüm bu direnişlerde milyonlarca Kürt yurtseverini şehit verdiler. Büyük katliamlar, soykırımlar, acılar, sürgünler yaşadılar. Ama tüm bunlara rağmen özgür yaşamdan veya en azından özgür yaşam arayışından vazgeçmediler. Bu tutumlarını, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın düşünceleri ve etkili yönetimi ile birlikte ise neredeyse tüm ezilenlere örnek ve öncü hale getirdiler.
Belli ki bu durumu kanıtlamaya da pek gerek yok. 2013 Temmuz ayından itibaren faşist IŞİD çetelerine karşı Rojava’da gösterdikleri direniş bile bu gerçeği kanıtlamaya fazlasıyla yeter. Hele son beş aydır Şengal ve Kobanê’de yürüttükleri direniş daha şimdiden insanlığın kahramanlık destanları arasına girmiş bulunuyor.
Yeni özgür Kürtlük işte böyle destansı bir mücadele içinde pişerek şekilleniyor. Kürt demokratik ulusu böyle kahramanca bir mücadele ile oluşuyor. Gelişiminin temellerini sağlam atan Kürt demokrasisi en azından günümüz insanlığına örnek oluyor.
Nasıl olmasın ki! Faşist IŞİD çetelerinin vahşi saldırılarına karşı koskoca Ortadoğu’da direnebilen tek güç Kürt Özgürlük Hareketi oluyor. Koskoca Avrupa’yı korkutan ve neredeyse temellerinden sarsan IŞİD faşizmini durduran ve yenilgiye götüren tek güç Kürtler oluyor. Kürtler bu biçimde özgür insanlığı ve demokrasiyi savunduğu gibi, kendilerini çok güçlü gören devletleri bile bir anlamda IŞİD faşizmine karşı savunmuş oluyor.
Bu noktada 7 Ocak Paris Katliamı sonrasında konuşan bir Fransız senatörün şu sözleri oldukça anlam içeriyor. Fransız senatör şunları söylüyor: Kabul etmeliyiz ki, dünyada IŞİD’e karşı duran tek güç Kürtler. Kürtler arasında da en aktif olan güç PKK. Ne var ki biz de PKK’yi "terörist" sayıyoruz. Oysa gerçek teröristler gelip bizi evimizde vuruyorlar ama onlara karşı savaşanlara destek bile veremiyoruz!
Fransız senatör bu temelde "PKK’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmasını" öneriyor. 7 Ocak Katliamından sonra söz konusu istek ve öneri Avrupa kıtasında gittikçe yaygınlaşıyor. Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi; orasını şimdi bilemeyiz. Fakat Avrupa’nın PKK ve Kürtler hakkındaki düşünce ve yargılarının son bir yıl içinde çok ciddi bir biçimde değiştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu vesileyle IŞİD adlı faşist terör gücünün niteliği hakkında bazı hususları yeniden belirtmek istiyoruz. Aslında bunları daha önce birkaç kez yazmıştık. Fakat son dönemdeki hatalı tartışmaları görünce bir kez daha yazma gereği duyduk.
Yanlış düşüncelerden kastımız şu: Her şey çok açık olmasına rağmen, hala bazı güçler IŞİD faşizmini İslam diniyle ve Arap toplumuyla ilişkilendiriyor. Bazı güçler bunu İslam karşıtlığı temelinde yaparken, bazıları ise sözde İslam savunusu temelinde yapıyor. Birincilerin dogmatik laisizmi esas alan güçler olduğunu artık herkes biliyor. Fakat ikincilerin başında AKP Hükümeti'nin gelmesi tüm dünyayı etkilemiş bulunuyor.
Söz konusu durum Türkiye ile şimdiye kadarki stratejik müttefiki olan Batı dünyası arasındaki ilişkileri ciddi bir tarzda zorluyor. Söz konusu stratejik ilişki daha şimdiden artık bozulmuşa benziyor. Bunda AKP’nin izlediği politikalar belirleyici rol oynuyor. Çünkü AKP, Ortadoğu ve Avrupa’da çok açıktan terör eylemleri ve katliamlar yapan ve bunları gizlemeden açıkça ilan eden IŞİD ve El Kaide gibi güçleri destekliyor.
Bu destek şimdiye kadar biraz gizli veriliyordu. Fakat 7 Ocak Paris Katliamı ardından artık AKP desteği açıktan veriliyor. AKP sözcüleri, söz konusu katliamlar ve vahşi saldırılar nedeniyle IŞİD ve El Kaide gibi faşist terör güçlerini haklı görüyor. Nedeni ise çok daha ilginç! İslam maskesi altında terör yapan söz konusu gruplar, güya bunu kapitalizm tarafından ezildikleri için yapıyorlarmış!
Halbuki söz konusu bu grupların İslam ve Arap alemiyle ciddi hiçbir bağlantıları yoktur. Ezildiklerine gelince, bu husus biraz doğru olabilir. Çünkü söz konusu gruplar, her yerde ve durmadan terör eylemi yapıyor ve katliamlara başvuruyorlar. Bu da kendine has bir çatışmaya ve baskılara yol açıyor.
Önce yazmış olsak da, burada bir kez daha yineleyelim: IŞİD gibi faşist çetelerin İslam gerçeğiyle hiçbir alakaları yoktur. İslam’ı sadece sapkın terör saldırılarını maskelemek için ele alıyorlar. Bunların ezilen Arap kesimleriyle de aslında bir ilişkileri yoktur. Özellikle Irak’ta ABD müdahalesinin ezdiği kesimlere dayanan bazı gruplar vardır. Fakat Saddam Yönetiminin kalıntıları olan bu grupların söz konusu hareketler içindeki payları yüzde bir bile değildir.
Kısaca IŞİD gibi grupların tarihsel toplum gerçeğiyle ve İslam diniyle bir alakaları yoktur. Bu tür gruplar esas olarak kapitalist modernitenin Ortadoğu’da yaşadığı kaos ve çaresizliğin bir sonucudur. Ortadoğu’daki Üçüncü Dünya Savaşı'nın çıkmazı ve çözümsüzlüğü bu grupları ortaya çıkarmıştır. Yani IŞİD gibi güçler güncel siyasetle bağlıdır ve kapitalist sistemin bir parçası olmaktadır. Küresel ve bölgesel ulus-devlet güçlerinin elindeki bir provokasyon gücü olarak rol oynamaktadır.
Demek ki AKP Hükümeti'nin söz konusu terör gruplarına sahip çıkması boşuna değilmiş. Aslında bu tür grupların yaratıcı ve besleyici gücüymüş. Peki sadece AKP mi sorumlu? Elbette ki hayır! Aslında bu grupların günümüzdeki güce ulaşmasından tüm kapitalist modernite güçleri sorumludur. Zamanında bunları korudu ve beslediler. Örneğin Taliban ve EL Kaide’yi neredeyse ABD kurdu bile diyebiliriz. IŞİD ve benzeri güçler Avrupa’da beslenerek bu hale geldiler. Derler ya, besle kargayı oysun gözünü! Şimdi tam da buna benzer bir durum yaşanıyor.
Demek ki IŞİD’e karşı savaşamadıkları için değil, savaşmak istemedikleri için kimse karşı durmuyor. Tehlike büyüyüp herkesi tehdit edince de, bu sefer herkes birlikte bağırıyor. Tabi tehlikeyi durdurma görevi de Kürtlerin üzerine düşüyor. Eğer söz konusu insanlık direnişlerini askeri zaferle taçlandırırlarsa, 21. yüzyılın Kürt yılı olacağı daha şimdiden belirginleşiyor.