Yönetmenliğini Shawkat Amin Korki’nin, yapımcılığını Mehmet Aktaş’ın yaptığı Irak’ın Oscar aday adayı Taşa Yazılmış Hatıralar, Antalya Film Festivali Uluslararası Film Yarışması’nda yarışan on film arasında. Filmin  yapımcısı Mehmet Aktaş, sanat ve politik sinemayla ilgilenen ve bir çok uluslararası festivallerde yaptıkları filmlerle ödüller almış Türkiyeli sinemacıların Kürt sorununa samimi yaklaşmadığının altını çizerek, “Kürtlerin Kobanê’de DAİŞ çetelerine karşı verdiği mücadeleye kadar Kürdistan sadece petrolü ve sinemasıyla biliniyordu. DAİŞ’e karşı verilen kahramanca mücadele Kürtleri dünyaya tanıttı ve yapılacak yeni sanatın kapılarını da açtı” dedi. Birçok uluslararası film festivalinde ödül alan filmin yapımcısı Mehmet Aktaş, Kürt sinemasının gelişimini ve şu aşamada bulunduğu durumu değerlendirdi. 


‘Kobanê direnişi yeni sanatın da kapılarını açtı’

Filmde konu olan hikayeyi anlatmanın kendisi için çok önemli olduğunu belirten Aktaş, “Kürtler’de bir bellek sorunu var. Maruz kaldıkları katliamlar ve trajediler tarih boyunca hep tekrarlandığı için unutkanlık çok fazla. Güney Kürdistan’da yaşanan Enfal Katliamında yaşamını yitirenlerin ne yazık ki Güney Kürdistan hükümeti kurulduktan sonra unutulduğunu görüyoruz“ dedi. Kürdistan’da film çekmenin çok zor olduğunu da vurgulayan Aktaş, ‘Taşa Yazılmış Hatıralar’ filminin bir yandan Kürt sinemasının doğuşunu ele alırken, bir yandan da Kürdistan panoramasını çizdiğini kaydetti. Kürt sinemasının Kürtlere uygulayan baskı, uğradıkları trajedi ve bölünmüşlüğü resmeden, gerçekten beslenen, şiirsel bir sinema olduğunu ifade eden Aktaş, “Kürt toplumunun şu an içinde bulunduğu politik koşullardan dolayı ağırlıklı olarak belgesel karakterli, sosyal ve politik filmler yapılıyor. Kürt sineması kendi izleyici kitlesini oluşturamadığı için, genel olarak uluslararası festivallerde sergilenmektedir. Bunun sebebi de Kürdistan’ın şu anki politik durumudur. Türkiye’de televizyon dizilerinde bir çok yönetmen Kürtleri hala Yeşilçam gözüyle görüp cahil, dejenere bir kültür olarak yansıtıyor. Birçok insan bu filmerin Kürdistan kültürünü yansıttığını düşünerek yanılıyor. Bu filmler kültürel soykırıma, kültürel asimilasyona hizmet eden özel savaş filmleridir. Kürtlerin Kobanê’de DAİŞ çetelerine karşı verdiği mücadeleye kadar Kürdistan sadece petrolü ve sinemasıyla biliniyordu. DAİŞ’e karşı verilen kahramanca mücadele Kürtleri dünyaya tanıttı ve yapılacak yeni sanatın kapılarını da açtı” dedi.

 

‘Suçlu aydınlar, sinemacılar ve yazarlar’ 

Kürt kültürü ve sanatının Kürt sorunuyla bağlantılı olduğunu ifade eden Aktaş, “Kürt sanatının  gelişmemesinin ve görünür kılınamamasının en büyük sebeplerinden birinin Türkiye’de kendine ‘dünyalıyım’ diyen aydınların, sanatçıların ve entelektüellerin samimi bir şekilde sorunu yansıtmadığından kaynaklanmaktadır” dedi. Sanat ve politik sinemayla ilgilenen ve bir çok uluslararası festivallerde yaptıkları filmlerle ödüller almış Türkiyeli sinemacıların Kürt sorununa samimi yaklaşmadığının altını çizen Aktaş, “ Zeki Demirkupuz, Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu gibi sinemacıların Cizre’yi ziyaret ettiğini duymadım. Bu göz kapama sonucu ne yazık ki aydınlar, Türkiye’de siyasi iktidarların bir takım çıkar çevrelerinin sözcüsü oldular veya  bireysel dünyalarında yaşayarak mazlumların, ezilmişlerin yanında yer alarak, onların yüz yüze kaldıkları trajedileri, ezilmişlikleri gösteremediler” şeklinde konuştu. 


 ‘Şengal katliamı Reşeba’da’

Rojava’da elde edilen deneyimlerin karşılığının muhakkak sinemada elde edileceğini belirten Aktaş “Kürtlerin tarihini ve hikayelerini en iyi anlatacak olanın Kürt sineması ve sinemacıların olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü anlatılan konu onların yaşamından bir parçadır. Orada yaşayan dili ve kültürü bilmeleri Kürt sinemacılar için kolaylık sağlayacaktır” dedi. Kürt sinemasının elinde bulunan konular ve Kürdistan’daki malzemeler göz önünde bulundurulduğunda bir hayli geride olduğuna değinen Aktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail-Filistin çatışmasına bakıldığında her sene en az bir film üretilmektedir. Binlerce yıldır mücadele eden Kürtlerin bu alandaki eksikliği Kürt sinemacılardan kaynaklanmaktadır.”  Şu anda Şengal katliamıyla ilgili çektikleri “Reşeba” isimli  filmin montaj aşamasında olduğunu aktaran Aktaş, “Reşeba’nın dışında Kürdistan’daki yakın tarihi ve Yılmaz Güney’in  hayatını konu alan iki filmi çekme aşamasındayız” diye belirtti.


 DİHA/ANTALYA