ABD Başkanı Barack Obama'nın DAİŞ’la mücadele özel temsilcisi Brett McGurk başkanlığındaki ABD, Fransız ve İngiliz diplomatlar 30 Ocak’ta Kobanê’de Demokratîk Özerklik Yönetimi, PYD, QSD ve MSD yetkilileri ile görüşme gerçekletirdi. Basına yansıyan ve özerk yönetim yetkililerinin verdiği bilgilere göre, ABD’li ve Avrupalı diplomatlar görüşmede Kürtlerle geliştirilen ilişkilerin önemine vurgu yaparak, Cenevre görüşmelerinin sonraki aşamalarına Kürtlerin de katılacaklarını belirtmiş.
İlk bakışta bu söylemlerin yeni olmadığı, farklı bir şeyin söylenmediği anlaşılacaktır. Cenevere-3 görüşmeleri hazırlıkları kapsamında yürütülen diplomasi trafiğinde de benzer sözler sarf edilmişti. Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed ile PYD’li yetkililerin BM temsilcileri ile yaptıkları görüşmede de aynı şeyler söylenmiş, MSD yetkilileri güvence istemişti.
O halde neden Cenevre görüşmelerine MSD ve PYD alınmadı da, şimdi Kobanê’de görüşülüyor? Bazı çevreler Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşı çıkışları nedeniyle MSD’nin kabul görmediğini ileri sürerken, Türkiye de bunu bir zafer olarak gösteriyor. Ancak daha geniş bir çerçeveden bakıldığında Türkiye’nin -coğrafik konumu ve mülteci gibi kozları kullanarak bir etkisi olmuşsa da-, tek başına neden olamayacağı ortaya çıkıyor.
Şu ana kadar yürüttüğü politikalardan da anlaşılacağı üzere ABD ve Avrupalı ülkeler de Rojava’da ortaya çıkan ve halklara umut olan modeli kabullenemiyorlar. Çünkü bu modelin yaşam bulması onların planlarının berhava olması anlamına geliyor. Ancak 5 yılda ortaya çıkan bir gerçeklik de var ki, Suriye ve Ortadoğu’da Kürtler artık dışlanamayacak düzeyde etkili. Geliştirdikleri sistem ile insanlık ve Ortadoğu için vazgeçilmez siyasi unsur haline gelmiş bulunuyorlar. Bu nedenle ABD ve Avrupalılar ile Rusya pragmatist bir politika izleyerek, "daha iyi nasıl faydalanabilirim" yaklaşımını sergiliyorlar. Bir başka deyişle "ne kabul et, ne reddet" politikası yürütülüyor.
Cenevre-3 görüşmelerinin ilk etabından beklendiği gibi bir sonuç çıkmadı. Muhalif adı altında oraya gidenler bile kendi aralarında anlaşamadı. Dolayısıyla görüşmeler ertelendi ve yeniden Kürtlere dönüldü.
Geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi bundan çıkarılacak sonuç "istemeseler de Kürtler olacak" gerçeğidir. Çünkü Kürtlerin öncülük ettiği demokrasi ve özgürlük cephesinin dışında Suriye’de varlık gösteren bir güç yok. Muhalefet adına hareket eden ve Suriye halkları nezdinde bir ciddiyetleri olmayan grupların çözüm olmayacağı, Riyad ve Cenevere görüşmelerinde daha fazla anlaşıldı.
MSD öncülüğündeki demokrasi cephesi ise çözüme doğru ilerleyişini sürdürüyor. Rojava Kantonlarının yanı sıra son dönemlerde yoğun bir diplamasi ve özel savaşın verildiği Şehba (Cerablus, Minbic, Bab, Ezaz) bölgesinde de MSD ve savunma gücü QSD öne çıkıyor. Türkiye’nin "kırmızı çizgi" deyip yerleşmek istediği bölgenin halkları birkaç gün önce Rusipî (İleri gelenler) Meclisi kurarken, dün de Yürütme Meclisi Kongresini gerçekleştirerek, MSD projesine desteğini açıkladı. Böylece Türkiye’nin planları çökmüş oluyor.
Kaynakta yaratılan bu etkinin yanı sıra Ortadoğu ve batıda da geniş çevrelerce bir kabulleniş söz konusu. Bu durumda ABD ve Rusya’nın başını çektikleri taraflar Kürtleri gözardı edemiyorlar. Kobanê görüşmesi de bunun sonucudur. İlk defa bir ABD’li hükümet yetkilisi, yani siyasi temsilci görüşmelere katılıyor. Şimdiye kadarki temaslar hep askeri alan ile sınırlı kalmıştı. Nitekim özerk yönetim kaynakları da görüşmeyi önemli ve Rojava sisteminin bir başarısı olarak değerlendiriyorlar.
Rusya tarafında da benzer yaklaşımlar görülüyor. Bilindiği gibi Rusya daha önce Rojava Özerk Yönetimi’nin temsilcilik açma talebine olumlu yanıt vermişti. Temsilcilik 10 Şubat’ta Moskova’da açılacak. Bu da demokratik özerk sistemin siyasi olarak kabulü anlamına gelebilir.
Her gücün kendi çıkarları temelinde yaklaştığı ve buna devam edeceği tartışmasızdır. Fakat hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Kürtler kurdukları sistem ile halk olarak kendilerini kabul ettirmenin ötesinde, birlikte yaşadıkları halklarla ortak yaşamı inşa ederken, tabu ve sınırları yıkıyor.