
ABDURRAHMAN GÖK / DİHABER / KOBANÊ
Kobanê savaşında tanıştığım, kahramanca direnenlerden ve Komutan Gelhat’ın yaşamını yitirdiği gün kendisi de yaralanan Berxwedan Kobanê ile fizik tedavi için hastaneye giderken tesadüfen karşılaşıyorum. Başında, ellerinde, ayağında savaşın izleri var. Kobanê’den sonra Girê Spî, Tişrîn, Minbic hamlelerinde de yer almış. Ve neredeyse gittiği her cepheden bir yara almış. 3’ü ağır olmak üzere 6 defa yaralanmış. Cepheden de bir haftalık tedavi için Kobanê’ye gelmiş.
Anlattıkça hatırladım...
Karşılaştığımızda ilk tepkimden tanımadığımı anlayınca Kobanê Direnişi döneminde karşılaştığımız günü anlatıyor bana: “Hatırlıyor musun, bizim bir doçka aracımız vardı, darbelenmişti. Arka camı kırık olduğu için naylonla kapatmıştık. Sürekli onunla uğraşıyorduk. Sen de bizi o halde görünce fotoğrafımızı çekmiştin ve bizimle konuşmuştun. Birkaç kez daha bizim bulunduğumuz cepheye gelmiştin.”
Berxwedan o günlerden söz edince yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorum ve oturuyoruz. Uzun uzun konuşuyoruz. Uzaklara dalarak anlatıyor: “Ekim ayının sonlarıydı sanırım. Yaralandım. Aynı gün bizden 45 dakika sonra Heval Gelhat da şehit düştü.”
‘Treksin içi tam bir cehennemdi’
O dönem kameralara da yansıyan çatışmayı şu sözlerle anlatıyor Berxwedan Kobanê: “Bir sokaktan bir sokağa geçmek için trekse (etrafı çelik ile kapatılmış kepçe) bindik. Bir anda treks büyük bir darbe aldı. Herhalde ‘bisifing’le vurdular. Yanımda Cemal arkadaş vardı, şehit düştü. Siyabend ağır yaralandı. Ben de ayağımdan, kolumdan ve başımdan parça aldım. Başım ve kolumdaki yaralar ciddi değildi; ancak bacağımdan çok kan kaybediyordum. Heval Siyabend’in yaraları ağırdı. Treksin içinden çıkamıyoruz da. Kulaklarım patlamış, hiçbir şey duyamıyorum. Cihaz sesini duyamıyorduk. Fakat bağlantı kuruyordum, durumumuzu aktarıyordum. Telsizde, ‘Cemal arkadaş şehit düştü’ diyordum. Treks çalışır vaziyette kalmıştı. İçi cehennem gibiydi. İçinde bayağı bir cephanemiz vardı. Deliklerden rastgele önümüzü taramaya başladım. Heval Siyabend çok kan kaybediyordu. Arkadaşlar bizim anonsları duyuyor ve çeteleri yoğunca vurmaya başlıyorlar. Heval Gelhat, diğer arkadaşlara, ‘Treksin içinde arkadaşlar yaralıdır ve yaşıyorlar. Onları muhakkak kurtarın’ diyor. Kendisi de bir taraftan çatışıyor. Sonra tüm uyarılarıma rağmen Heval Siyabend treksin kapısını açtığı gibi kendisini dışarıya attı. O çıktığında onlar bir bisifing daha vurdular. Treksin içi tam cehennem olmuştu.
‘Siyabend kan kaybından şehit düştü’
Sonra ben de kendimi dışarı attım, sürüne sürüne treksin arkasına geçtim. Yaklaşık 30-40 metre uzaklıkta briketten bir ev vardı. Heval Siyabend oraya kadar ulaşmıştı. Tabii ben bunu bilemiyorum ve acaba düşmanın eline mi geçti diye düşünüyorum. Bir ev görüyorum ama yönümüzü şaşırmış vaziyetteyim ve o evin arkasında kimlerin olabileceğini bilemiyorum.
Sonra karar verdim ve eve kadar sürünerek gitmeye başladım. Ya vururlar ölürüm ya da kurtulurum dedim kendi kendime. Duvarı geçtiğim gibi düştüm. Arkadaşlar Siyabend’in de ulaştığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi. Tabi Siyabend hastaneye yetişmeden yolda şehit düşmüştü. Çok kan kaybı olmuştu. Beni de hemen hastaneye kaldırdılar. Ayağımdaki yara ağırdı ama başımdaki ve kolumdakiler hafifti. O parçalardan bir tanesi hala başımdadır.” (Derinin altındaki parçayı gösteriyor.)
‘Sedyeden sarkan koldan anladım’
Başındaki parçayı gösterince derin bir iz dikkatimi çekiyor. “Bu iz de o çatışmada mı oldu” diye sorunca “Hayır, o başka bir çatışmada oldu” diyor ve devam ediyor: “Doktorlar ‘Bakur’a geçirin’ dedi ama kendimi dayattım, gitmek istemediğimi söyledim. Doktor Welat vücudumdaki kimi parçaları çıkardı; iğne yaptılar, serum taktılar. Bir sedyenin üzerinde uzanmışken 40-45 dakika sonra bir sürü arkadaşın bir sedyenin etrafında toplandığını gördüm. İçeriye getirilen sedyeden bir kol sarkmıştı. Elbisesinden tanıdım Heval Gelhat’ı. Onun elbiselerinin renkleri farklıydı ve geniş şalvar tipiydi. Bizden hemen sonra yaralandığımız yerde şehit düşmüştü. Kalkmaya çalıştım, Şehit Welat vardı yanında. Şehit Welat’in morali çok bozuktu. Serumu filan bir kenara attım doktorlar engellemeye çalıştı beni; ama yanına giderek baktım. Şehit düşen Heval Gelhat’tı. Zor günlerdi. Heval Gelhat’in şehadeti çok ağır geldi. Öncesinden de tanıyordum.”
Şahan Çavşin de Rakka’da...
Berxwedan Kobanê, birlikte Kobanê’ye gelen grubun fotoğrafını gösteriyor ve 24 kişilik gruptan 20’sinin yaşamını yitirdiğini anlatıyor, tek tek isimlerini ve özelliklerini sıralayarak. En son kalan arkadaşlarından Şahan Çavşin’in de geçtiğimiz günlerde Rakka Hamlesi’nin ikinci aşamasında yaşamını yitirdiğini belirtiyor: “Bizim gruptan Mordem, Delil, Serhat, Demhat, Cudî, Gever, Demhat, Egîd, Amed, Firat, Zemani ve diğer arkadaşlar şehit düştü. Avareş Marinos bizden sonra gelmişti, o da geldikten yaklaşık 10 gün sonra şehit düştü. Ben de Kobanê’de, Girê Spî Hamlesi’nde ve Tişrîn Seddi Hamlesi’nde 3 defa ağır yaralandım, 3 defa da hafif yaralandım.”
‘Nefel çok çalışkandı’
Komutan Cudî Amed, sabotajcı Nûman Nergiz’i hatırlatıyor ve köylerin özgürleştirilmesi esnasında çok sayıda arkadaşının mayın sonucu yaşamından olduğunu anlatıyor Berxwedan Kobanê. “Bexdik köyünde çok kayıp verdik” deyince Mizgîn Alan’ın (Nefel) da orada yaşamını yitirdiğini söylüyorum. Hemen başını kaldırıp, “Onunla tanıştın mı” diye soruyor. Apê Nemir ile aynı mevzide yaptığım röportajı anlatıyorum ve o görüntüleri izlemediğini anlıyorum. Hemen gösteriyorum ve tebessümle başlıyor anlatmaya: “Siirtliydi. Onu öncesinden tanıyordum. Bir kız kardeşi de şehitti. O bizden sonraki grupla geldi. Gerçekten çok değerli bir arkadaştı. Yeni ve genç olmasına rağmen gelişime açık bir arkadaştı. 11 arkadaşla birlikte Bexdik’te şehit düştüğünde takım komutanıydı. Nefel, Cudî Efrîn, Beritan, Hasret, Asmîn, Şîn Semsûr, Mazlum, Rizgar, Siyabend, Cudî Mardin, Baran aynı günde şehit düştüler.”
Berxwedan isimleri sıralarken unutamadığım ve akıbetini merak ettiğim, Kobanê Direnişi sırasında Adıyaman’da on binlerin Kobanê için yürüdüğünü söylediğimde gözyaşları döken Adıyamanlı kadın savaşçıyı hatırlıyorum ve o zaman ismini sormadığım kadın savaşçının Şîn Semsûr olduğunu ve Bexdik’te yaşamını yitirdiğini öğreniyorum.
Onu tarif ederken Berxwedan, “Aynen odur. Zaten kendisi de bizim cephedeydi ve sen bizim cephede muhakkak görmüşsündür. Mersin Üniversitesi’nde öğrenciydi” diyerek fotoğrafını gösteriyor. Telefonundan Şîn’in fotoğrafını göstermeye çalışırken diğer fotoğrafları da tanıtıyor ve ekliyor: “Ferhat, Çeleng, Canfeda, Cudî Amed, Egîd Mûş, Herekol, Reşat, Didar, Erdal, Simko, Rûken... Hepsi kahramanca savaştı. Şehit Rüstem fedai eylem yaptı.”
‘Kahramanlıkların bilinmesi gerek’
Berxwedan Kobanê, sınır kapısının doğusunda patlatılan bomba yüklü aracı Cuma Goyî’nin nasıl durdurduğunu da anlatıyor: “Bazı efsane savaşçılarımız bilinmiyor. Hatırlıyorsundur, sanayi tarafında bomba yüklü bir araç arkadaşlara doğru geliyordu. Bisfinglerle, BKC’lerle vurduk ama bir türlü zırhı geçemiyorduk. Cuma Goyî hemen doçka aracı ile bomba yüklü araca doğru gitti ve araçla çarpışarak durdurdu. Araç arkadaşların arasına dalmadan havaya uçtu. Cuma arkadaş şehit düştü ve daha büyük can kaybının önüne geçti. Bu kahramanlıkların bilinmesi gerekiyor.”
Berxwedan Kobanê, anlatırken neden şehit düşmediğine yanıyor ve ekliyor: “Girdiğim her çatışmada şehit düşen arkadaşlarımı düşünüyorum ve onların hayalleri gerçekleşsin istiyorum. Belki de hala o borcumu ödemediğim için hala hayattayım.”
Berxwedan Kobanê ile uzun uzun konuştuktan sonra kenti dolaşmaya çıkıyorum. Her sokakta savaşanların izleri var. Kobanêli olmadığımı anlayan herkes konuşmaya çalışıyor ve kimisi şahit olduğu, kimisi de duyduğu direnişi başlıyor anlatmaya.
Bu kentte hep direniş konuşulur
Tewşo köyünden isminin Osê Ehmed olduğunu söyleyen bir vatandaş, fotoğraf çektiğimi görünce bana yaklaşıyor. Kobanê Direnişi’nin kahramanlarını ve DAİŞ’in tanklarını anlatıyor. Sonra herkesin yakından tanıdığı Naim’in kardeşi olduğunu öğreniyorum. “Annem Şarê yalnız ve yaşlıdır. Onu alıp Bakur’a geçtim, Naim kaldı. Kobanê özgürleştirildikten sonra Naim bizi aradı, ‘Gelin, hayvanlar (DAİŞ) gitti, köyünüze dönün’ dedi” diyor Osê Ehmed ve Rakka Hamlesi’nde yaşamını yitirenlerin merasimine gideceğini söyleyerek ayrılıyor.
14 yaşındaki çocuk: Kazandık
Daha sonra önüme çıkan 14 yaşındaki bir çocuk, beni tanıdığını söylüyor ve başlıyor anlatmaya: “Sen bir arkadaşınla (Ersin Çaksu) Tilşeir Tepesi’nin oraya gelmiştin. Biz de orada kalıyorduk. Röportaj yapıyordun. Bizler Kobanê’yi terk etmedik. 6 erkek kardeşiz ve en büyüğümüz 15 yaşında. Halk çıkınca babam da çıkalım dedi. Ancak annem Kobanê’yi terk etmeyeceğini söyleyince babam tek başına gitti. 3 gün sonra babam arkadaşlarıyla birlikte geri döndü ve savaşa katıldı. Bizler küçük olduğumuz için katılamadık ama amcamın oğlu ve teyzemin oğlu şehit düştü: Mustafa ve Hesen. Bir de Mektep Seqafî’de Dilşîn şehit düştü, akrabamdı. Tilşeir’den dumanların yükseldiğini gördüğümüzde çok huzursuz oluyorduk. Ama kazandık. Bu caddelerde ve köşe başlarında gördüğünüz fotoğraftakilerin tamamı bizler için canlarını verdi.”
Kobanê’yi dolaşırken, bir sokaklar, bir de sokaktakiler size direnişi anlatıyor. Özellikle anneler ve çocuklar.
‘Şehitliklerin sayesinde döndük’
Mişko Köyü’nden olduğunu söyleyen Hedlê Elo isimli anne, derme çatma bir evde yaşadığı halde haline şükrediyor ve ekliyor: “Malımızı mülkümüzü talan ettiler. 3 ay boyunca Suruç’ta kaldık. Kent özgürleştiği gibi soluğu toprağımızda aldık. Mütevazi olmamız gerekiyor. Buraya dönebildiysek şehitlikte yatan genç kızlarımız ve oğullarımızın sayesindedir. Bunu hiçbir zaman unutmamamız gerek. O şehitlere layık olmalıyız.”
Eyşe Evdila isimli anne de bedel ödeyenlerden. Kızı Agirî Kobanê’yi geçtiğimiz günlerde Rakka Hamlesi’nde yitiren anne, Rohilat isimli bir kızının Sirrîn Hamlesi’nde yaralandığını, oğlu Memo’nun da kolundan yaralandığını söylüyor.
Bu kentte herkesin bir acısı var. Ama belki de acısı en derin olanlar, savaşa omuz veren, yaralanan ve arkadaşlarının büyük bir bölümünü yitirenler...
Kobanê gazisi: Herkesin tek hayali vardı...
Onlardan biri Arjîn. Kendisi Kobanêli. Savaşın izini bedeninde taşıyanlardan. Saldırılar başladığında Cizîrê Kantonu’nda savaşıyordu. Kasım ayının ilk günlerinde, 7’nci girişiminde Kobanê’ye ulaşmayı başarmış. Bir ay kaldıktan sonra mevzisine atılan bir bomba ile yaralanmış. Şu anda bir gözü çok az görüyor. Yüzünde şarapnel parçaları var ve her iki elinin de parmakları yok. Buna rağmen bir an boş durmuyor ve ekliyor: “Her şeyi göze almıştık, tek bir amacımız vardı: Kobanê’nin özgürleştirilmesi. Bir ay savaştıktan sonra yaralandım. Her arkadaşımızın tek bir hayali vardı, o da Kobanê’nin özgürlüğüydü. Belki çoğu o günü göremedi ama yoldaşları o hayali gerçekleştirdi. Kobanê küçücük bir yerdi, bu kadar büyüdü.”
Kobanê gazisi Ömer:Yaralanma hiç hesapta yoktu
Bir diğer Kobanêli gazi ise Ömer Kobanê. 5 Ekim günü Miştenur’un Termik tarafına bakan kısmında yaralanmış. Şöyle diyor: “Nasıl yaralandığımı bilmiyorum. Damda mevzideydik. Birden duvara bir şey isabet etti ve kolumdan, bacağımdan yaralandım. Arkadaşlar tank mermisiyle yaralandığımı söylüyor. Zor günlerdi zaten, en zor günler 4 Ekim’den 20 Ekim’e kadardı. Ve o zor günlerde çok sayıda arkadaşımızı yitirdik. En zor şey neydi diye sorarsan, geri çekilmemizdi derim. Çünkü geri çekilmede kimi arkadaşlar şehit düşüyordu, kimi yaralanıyordu. Arkadaşlarımın çoğunu yitirdim. Şehitlik bana nasip olmadı. Aslında yaralanmak hiç hesapta yoktu. Şehit düşecektik ama olmadı. Kobanê özgürleştiğinde Bakur’da tedavi görüyordum. Bizi alıp Edmanik’teki kutlamaya getirdiler. O günkü duygularımı anlatamam.”
Heval Destina’nın şehadeti...
Savaşçılarla birlikte kenti savunan sivil insanlar da vardı. Bunlardan biri de 50 yaşındaki Mehmûd Mihemmed Elî. Savaş öncesi Kürtçe okulda öğretmen olduğunu söylüyor. 91 yılından 2007’ye kadar siyasi görüşleri nedeniyle Şam ve Dêrezor’da hapis yatmış. En büyüğü 7 yaşında biri erkek 3’ü kız 4 çocuk babası Mehmûd da kenti terk etmeyenlerden. Ailesinin Bakur’a geçtiğini, kendisinin ise savaşçıların ihtiyaçlarını karşılamak için kaldığını söyleyen Mehmud, “Arkadaşların bulunduğu noktalara su çekiyorduk, jeneratör temin ediyorduk ve arızalarını gideriyorduk. 13 Ekim’de sınır kapısının doğusunda keskin nişancı tarafından sol kolumdan vuruldum. 13 gün tedavi olduktan sonra yeniden döndüm. Hevala Destîna ile birlikte bir grup kadın arkadaşın kaldığı ev vardı. Arkadaşlar da oraya gidip su ihtiyaçlarını gidermek için kazan kurmamızı istedi. 4 arkadaşla noktalarına doğru giderken birden saldırıya uğradık. Hevala Destîna bize ‘Ateş edin onlara’ diyor ama biz yerimiz belli olur korkusuyla kurşun sıkmıyorduk. Sonra arkadaşlar çetelere yoğunca ateş açtılar ve böylelikle biz de onların noktasına ulaştık. Kazanı kurduk, bu sefer de su gelmiyor. Hevala Destina dama çıkıp hortumdaki havayı boşaltmamı istedi. Doğru söylemek gerekirse arkadaşlar kadar cesaretli değildik. Dama çıkamayacağımı söyledim. ‘Korkuyor musun’ deyince bu kez çıktım. Ve suyu bağladık. Daha sonra Heval Destina arkadaşlarıyla birlikte şehit düştü. Cenazelerini alıp defnettik.”
Mihemed Şêxo kapıda bekletilince şehit düştü
Bavê Botan, Mûrat, Beko, Mihemed Şêxo, Fehmî, Bavê Welat, Şehîd Osman, Kupê, lastikçi Mihemmed gibi çok sayıda yaşı ilerlemiş olmasına rağmen kenti terk etmeyen yurttaşın olduğunu söyleyen Mehmûd, “Hatırlıyor musun, Mihemed vardı. Lastiklerin tamirini yapıyordu. Bir gün Mekteba Reş’in orada treksin tekerleğini tamir etmeye çalışırken vuruldu. Onu kapıya kadar götürdük ve bizimle konuşuyordu. Kapıda 4 saat beklettikleri için şehit düştü.” Mehmud hala kentteki birçok kurumun elektrik işlerini yapıyor.
Kenti dolaşırken, neredeyse her cadde başında bacaklarından, kollarından, gözlerinden olan ama yüzündeki gülüşü terk etmeyen direnişçilerle karşılaşıyorsunuz.


| Hedlê Elo: Malımızı mülkümüzü talan ettiler. 3 ay boyunca Suruç’ta kaldık. Kent özgürleştiği gibi soluğu toprağımızda aldık. Buraya dönebildiysek şehitlikte yatan genç kızlarımız ve oğullarımızın sayesindedir. |