
Kobanê Direnişi tüm yönleriyle kendisinden söz ettirecek önemli bir siyasal ve tarihsel gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Kobanê 'Direniş'i ile bugünü ve geleceği üzerine söz sahibi olurken, aynı zamanda dünyada 'dayanışma'yı açığa çıkaran önemli bir işlev gördü ve görmekte de devam edeceği muhakkak. İşte Kobanê Direnişi'nin Cephe'de en yoğun olduğu 2014 Ekim ayı içerisinde farklı coğrafyalardan bir grup yayıncı, yazar ve sanatçı Ankara, İstanbul, Riha, Pirsus Mahser’de ve Amed’de yapılan basın açıklamaları, paneller, sınırda nöbet ve insan zinciri oluşturma eylemleriyle Kobanê'deki 'Direniş'in sesini dünyaya duyurma işine giriştiler. O tarihlerde gerçekleştirilen eylemlerde bir araya gelenler aynı zamanda yayınlanmak üzere kendi yazdıkları öykülerinden oluşan 'Kobanê' kitabı çıkarma kararı aldılar. Çünkü IŞİD çetelerinin Kürtlerin imhası üzerine kurdukları hesaplarının, YPG/YPJ savaşçılarının kahramanca 'direniş'i ile bozulması kalem ve yazıyla da aktarılmalıydı. Almanyalı, Avusturyalı, İrlandalı, Suriyeli, Japonyalı, Kürdistanlı ve Türkiyeli farklı coğrafyalarından 38 yazarın kendi dillerinde kaleme aldıkları öyküleri, Tekgül Arı tarafından hazırlanarak Şubat ayının başında ‘Taşa Fısıldayan Öyküler-Kobanê’ adıyla Notabene Yayınları tarafından yayınlandı. Arı kitabın hazırlanış amacını ''Savaşın tam da içinden ürün vermek, kötülüğünü edebiyatla göstererek bu kıvılcımı büyütmek'' olarak aktarıyor.
Kitapta öyküleri yer alan yazarlar ise şöyle: "Ece Temelkuran, Aydın Çubukçu, Pelin Batu, Yıldız Çakar, Fırat Öztürk, Pelin Buzluk, Gabriel Binder, Barbara-Marie Mundt, Tekgül Arı, Ayşe Akaltun, Handan Gökçek, Süreyya Köle, İbrahim Genç, Dilawer Zeraq, Loqman Asîhy, Imre Török, Yasemin Yazıcı, Şenay Eroğlu Aksoy, Ayten Kaya Görgün, Helîm Yûsiv, Şeyhmus Diken, Hande Baba, Levent Uğur, Leyla İpek, Atalay Girgin, Aysel Sağır, Gönül Kıvılcım, Aysun Kara, Peter Prange, Billy O'Callaghan, Yavuz Ekinci, Hans Zengeler, Hasibe Ayten, Nevzat Süer Sezgin, Kiyoshi Nakagawa, Qubad Jalizade ve Müge İplikçi.
Kitabı yayına hazırlayan Tekgül Arı ile kitabın oluşum sürecini, neyin hedeflendiğini, tepkileri ve farklı coğrafyalardan yazan yazarları konuştuk.
Bu proje ne zaman oluştu? Neyi hedeflediniz? Neden Kobanê?
Bu hareket aslında; Arap Baharı”nın Kuzey Afrika’dan yola çıkan esintisinin Ortadoğu’da bir kasırgaya dönüşmesi, bunu iyi değerlendirmesini bilen gerici ve faşizan rüzgarların insanları savurmasıyla başlamıştı bile. Akan kan, sınırları aşıp içinde bulunduğumuz coğrafyaya bile sıçrıyordu artık. Kapı komşularımız; kadınlar ve çocuklar Kobanê ve Şengal’de katlediliyor, tecavüze uğruyor, başları kesiliyordu, DAİŞ adlı kanlı bir örgüt tarafından. İzlediğimiz görüntüler savaşın tüm çirkinliğini sergiliyordu.
Geçmişte yaşanan ve üzeri örtülen buna benzer vahşetlerin artık üstünün örtülerek, saklanmasına izin veremezdik, savaşın içinde yazarak, tarihe not düşmek ve bir daha böyle bir vahşetin yaşanmaması için çaba göstermek biz dünya yazarlarının göreviydi elbette. Elimizde sadece kalemimiz vardı. Onu kullanmalıydık, ırkçılığa karşı insanca, kardeşçe ve barış içinde bir arada yaşamak için…Bir düştü belki de bu zamansızca kurguladığım…Bu fikri paylaşan 41 yazar arkadaşımla birlikte Eylül ayının son haftası harekete geçtik.
Biz yazarlar barışı yakalamak için 10 Ekim 2014’de “Susmak, akan kana ortak olmaktır!” başlıklı basın açıklamamızı duyurduk. 1 Kasım Cumartesi günü bir grup yazarla birlikte önce Urfa’ya giderek, Türkçe, Kürtçe, Almanca ve İngilizce olarak basın açıklamamızı Topçu Meydanı’nda yaptık. Ardından Suruç’a sınır bölgesine geçtik. Daha sonra çadır kentleri gezdik. Diyarbakır’da Makine Mühendisleri Odası, Ankara’da Maden Mühendisleri Odası’nda Savaşın Savurdukları-Rojava panelleriyle savaşa karşı ses vermiş olduk. Amacımız kitaptan önce, yazarlar olarak barışın gelmesi için küçük bir kıvılcım oluşturmaktı. Savaşın tam da içinden ürün vermek, kötülüğünü edebiyatla göstererek bu kıvılcımı büyütmekti.
Neden mi Kobanê? Algılara yerleştirilmiş zayıf kadın kimliğini Kobanêli kadınlar sildiği için. Savaşta kadın direnişiyle ön saflarda yer alarak, dünya tarihine bir destan yazdırdığı için… Yetmez mi?
Farklı coğrafyalardan yazarları bir araya getirerek neyi amaçladınız?
Barış için çıktığımız bu yolda, istedik ki farklı dillerde bizim gibi barış özlemi duyan, duyarlı dünya yazarlarıyla birlikte hareket ederek savaşa karşı sesimizi kalemimizle dünyaya duyurabilmekti. Almanyalı, Avusturyalı, İrlandalı, Suriyeli, Japonyalı, Kürdistanlı ve Türkiyeli duyarlı yazarlarımızla kolektif bir çalışmayı böylece başlatmış olduk. Yazarlarımızın tamamına yakını kitap için kısa sürede yeni öykülerini yazdılar. Bu arada Alman Yazarlar Birliği Başkanı İmre Török, barış için yola çıktığımız andan beri yanımızda olup bize sağladığı destek yanında, ülkesinde gazete ve dergilere Kobanê ile ilgili yazdığı yazılarla desteğini sürdürdü.
Ayrıca belirtmek istediğim bir konu, ''Taşa Fısıldayan Öyküler-Kobanê'' ortak kitabımızın çıkışıyla Kobanê’nin özgürlüğüne kavuşma zamanı çakıştı. Yazarlarımız yüreklerini kalemlerine damıtarak yazdıkları öykülerini 12 Aralık'ta tamamlayarak yayın için göndermişlerdi. Kobanê’ye destek olabilmek için hiçbir yazarımız telif almadı. Biz yazarlar bu kitabı bir an önce bitirirsek savaşta biter, diye düşlemiştik. Bu nedenle, yazar için her zaman risk olan demlendirmeden gönderilen ürünlerimizin riskini de üstlenerek hızla bu kitabı tamamladığımızı belirtmek isterim.
17 yaşında bir yazar Fırat Öztürk'ünde öyküsü yer alıyor, bunun anlamı nedir?
Neden bir genç olmasın dedik, savaşta en çok gençler ölüyordu. Fırat Öztürk, ülkemizde ezbere dayanan bir eğitim sisteminden geçerken, öğretilmeye dayatılan bireyselliği, özellikle özendirilen tüketim toplumunun bir parçası olmaktan kaçındığı gibi etrafında olup biteni de görebiliyordu. Onun öyküsü, hem yaşıtlarına hem de biz büyüklere önemli bir mesajdır, barış adına.
Kitap 6 bölümden oluşuyor, bölümlemeyi neye göre yaptınız?
Kitabı yayına hazırlarken, yazar isimlerini dikkate almadan, yazılan ürünleri kurgusal bir bütünlüğe göre yerleştirmeye özen gösterdim. İlk Sözler ve Son Sözler bölümüne: Denemeler ve şiirsel metinlerin yer aldığı ürünleri yerleştirdik. Öyküleri yerleştirirken savaş bölgesinden başlayıp çadır kentleri, oradan büyük kentleri etkileyen savaş öykülerini bir bütünlük halinde sıralamaya çalıştık. Elbette geçmişte yaşanmış ve izleri silinmemiş, Ermeni soykırımı gibi kanayan öykülerimiz de vardı, onları atlamak olmazdı, bu öykülere de yer verdik. Kitapta yer verdiğimiz bölümlerin adlarından ve yolculuğundan kısaca bahsetmek kitabı daha iyi anlatacaktır, diye düşündük.
İnsan olmaya çalışıyorum
Dünyaya karşı kendini sorumlu hisseden; savaşları çıkaranlara, ırkçılığı yayanlara, ana dillere kilit vuranlara, cinsiyet ayırımcılığı yapanlara, şiddetin her türlüsüne, açıkçası sistemlerin çıkarları için kendi çarkında döndürmek istediği her şeye karşı duran, bunları dert edinen ve insan olmaya çalışan biriyim. Elbette, yüklendiğim bu dertlere karşı da sözü olan biriyim. Sözlerim, yazdığım öykü kitabı ‘Bedenim Tetikte’ ve hala dergilerde yayımlanan öykülerimde, gazete köşe yazılarımda çığlığını az çok duyuruyor zaten.
Lise öğrencileriyle öykü atölyesi çalışmaları yapıyorum. Şizofrenlere 4 yıldır, öykü atölyesinde öykü yazdırıyorum. 1 yıldır Ankara ve İzmir’de ayaktan kemoterapi ünitesinde ilaç yüklenen hastaların kaygılarından uzaklaşması için sanatçı dostlarımla 'Gülümsüyoruz etkinliği' düzenliyorum.
Madencilik sektörünün öykülerini de yıllar önce dert edinmiştim, 2007 yılında Madenci Edebiyatı’nın kapısını açmaya çalıştım. Bu alanla ilgili iki kitap yayına hazırladım.
ERDOÐAN YENER