
DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye yönelik son saldırısında 200’ün üzerinde sivil katledildi, bir o kadarı da yaralandı. Soykırım amacını taşıyan bu katliamın Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerden kopuk olmadığı ortada. Bu katliam Girê Sipî (Til Ebyad) zaferi ve Türkiye’de HDP’nin elde ettiği tarihi başarı nedeniyle sıkışan anti-Kürt şer ittifakının mevcut mevzilerini koruma ve Kürt'ü statüsüz bırakarak Lozan Antlaşması ile yürürlüğe konulan yüz yıllık inkar politikalarını sürdürme çabalarının sonucudur. Birçok açıdan incelenmeye ve değerlendirmeye tabi tutulması gereken bu katliamın bedeli çok ağırdır ve ortada büyük bir politik, askeri ve taktik zaafiyetler silsilesi bulunmakta. Bu zaafiyetlerin sonucunda yaşanan katliamda yaşamını yitiren çocuk, kadın, genç, yaşlı her yaştan insanımızın yüreğimizde yarattığı yara ve acıyı tarif etmek elbette zordur. Ancak devrimci görev ve sorumluluklarımızı en üst düzeyde yüklenerek bu katliamın hesabını sormak, halklarımızın eşitlik, adalet ve özgürlük amaçlarını geliştirmek, bir daha böylesi katliamların yaşanmaması için gaflet anlamına gelen zaafiyetlere karşı mücadele ederek örgütselliği yükseltmek ve zaafiyetleri ortadan kaldırmak geliştirilmesi gereken öncelikli devrimci görevdir.
21. yüzyıl Kürdistan, bölge ve dünya gerçekliğinde Kobanê ve Rojava Devrimi çok önemli bir yere sahiptir. Lozan’da çizilen sınırlarla Kürdistan parçalanmış, Kobanê de Suriye sınırları içerisinde kalmıştır. Suruç’un hemen karşısında yer alan bu küçük şehir, 19 Temmuz Rojava Devrimi'nin öncülüğünü yapmakla kalmamış, DAİŞ çeteciliği kılığında vücut bulmuş uluslararası emperyalist güçler ile bölge statükoculuğunun merkezleri olan işgalci-işbirlikçi devlet ve güçlerin saldırılarını tarihte eşine ender rastlanan bir direnişle püskürtmeyi, yenilgiye uğratmayı başarmıştır. Ve bu zaferle tarih yazmıştır. Kobanê’nin geldiği düzey, kazandığı anlam ve konum, Kobanê’yi küçük bir şehir olmaktan çıkarmıştır. Kobanê Kürdistan’ın kendisidir. Kobanê Ortadoğu’dur. Ve Kobanê aslında direnişin, umudun ve özgür yaşamın sembolü olarak tüm dünya ve insanlığı temsil etmektedir. Yapılan saldırılar da tüm bunlara yapılmıştır. Kobanê’ye yapılan saldırı ve ardından gelişenler bu tespiti doğrulamaktadır. Zira Kobanê’nin hemen ardından Kuveyt, Fransa ve Tunus’ta da benzer tarzdaki saldırılar gelişmiş, onlarca sivil insan katledilmiştir.
Katliamın failleri belli
Katliamı kimin yaptığı, neden yaptığı ve arkasında kimlerin olduğu gayet açık. YPG de Türk devletinin katliamdaki rolünün belgeli olduğunu, katliam planlarını ele geçirdikleri açıklamasında bulundu. Kaldı ki DAİŞ faşizmi ve vahşeti yeni değildir ve yaşananlar gün gibi ortadadır. Kimin kiminle ittifak içinde olduğu, kimin başta Kürtler olmak üzere tüm Ortadoğu halklarına karşı düşmanlık geliştirdiği, hangi yöntemleri kullandığı ve neden yaptığı bilinen gerçeklerdir. Bu nedenle Türkiye’nin bu katliamda parmağının olup olmadığı, bomba yüklü araç ve çetelerin Türkiye’den Kobanê’ye girip girmediği tartışmasını yürütenler, acaba neyi ispat etmeye çalışmaktalar? Türkiye’nin Kürt düşmanlığı bilinmiyor mu? DAİŞ çetelerinin arkasında bulunan güçler arasında Türkiye’nin ilk sırada geldiği halen görülmemekte midir? Tayyip Erdoğan’ın DAİŞ’in Eşbaşkanı gibi hareket ederek, bu vahşet çetesini yönettiği, halklarımıza karşı saldırttığı anlaşılamayacak kadar zor mudur? Bu somut gerçekler defalarca kanıtlanmamış mıdır ki, halen bu yönlü geri tartışmalar yürütülmektedir. Bu tartışmaları yürütmek aslında gösterilmesi gereken tutum, tavır ve mücadeleden kaçışı, ertelemeyi ifade etmektedir. Türkiye devletine ve AKP’ye “Bu katliamda senin parmağın var mı yok mu, çık açıkla bakalım” diye sormak veya çağrı yapmak gaflettir, saflıktır, balık hafızasına sahip olmaktır. Kendini kandırmaktır ve toplumu kandırmaya çalışanlara zemin sunmaktır. AKP ve Türkiye devletinin yalanlarını bir kez daha dile getirmesi ve manipüle yapabilmesi için pas vermektir. Artık bu gafletten kurtulmak gerekir.
Katliamın failleri ortada. Sorun; gün gibi açık olan bu gerçekliğe karşı kimin nasıl bir tavır ve tutum alacağı, hesabının nasıl sorulacağıdır. Kobanê’de şehitler kervanına katılan 240'a yakın çocuk, kadın, genç-yaşlı insanımızın intikamını alma sorunu var.
Şer ittifakının hamlesi
Bu saldırıların sadece bir intikam saldırısı olmadığı, aslında büyük bir stratejik ve taktik sürecin bir parçası olduğu görülmelidir. DAİŞ ve arkasında olan şer ittifakının can havliyle geliştirdiği son bir hamle olarak görülmemelidir. Zira katliamın öncesi ve sonrasında basına yansıyanlar, daha büyük saldırıların bu şer ittifakı tarafından planlanıp uygulamaya konulacağını göstermektedir. Girê Sipî (Til Ebyad) zaferinin ardından ve Kobanê katliamı esnasında Ankara’daki toplantılarda yapılan değerlendirmeler, hazırlanan planlar ile alınan kararlar DAİŞ’in eşbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan tarafından ifşa edilmiştir. Erdoğan "bedeli ne olursa olsun" sözleriyle aslında bu bedeli halklarımıza ödetmeye çalışacaklarını itiraf etmiştir. Bununla soykırım kararlarının alındığı ortaya çıkmaktadır. Nasıl ki 24 Nisan 1915, Ermenilere uygulanan soykırımın sembolü ve başlangıç tarihi ise Kobanê’ye yapılan bu saldırı da başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklarımızın soykırım fermanının ilanı ve başlangıcıdır. Buna karşı tedbir almak, insanlık dışı bu şer ittifakının soykırım planlarını boşa çıkarmak ve halklarımızın varlığını koruyup özgürlüğünü gerçekleştirmek için yürek ve beynimizi ayağa kaldırmalı, tüm gücümüzü seferber etmeliyiz. Soykırıma, barbarlığa ve vahşete karşı harekete geçmek, tüm insanlığın görevidir.