Türk devleti bu kez ayıbını, günahını nasıl saklayacak acaba? Türk devleti, Erdoğan ve partisi AKP’nin, DAİŞ çetelerini beslediği, ayakta tuttuğu, geçişini sağladığı, tedavisini yaptığı, tırlar dolusu cephane ve lojistik gönderdiği biliniyor. Daha önce Kürdistan Özgür Medyası, bu konuda epey malzeme yayınladı. demokratik kamuoyunu ve Türkiye halklarını bu konuda aydınlatmaya çalıştı. 

Tırlar meselesine ilişkin kanıtlar, vahşet çetesinin yaralılarını özel tedavi altına alan hastane görüntüleri, YPG’nin eline sağ geçen çetecilerin yapmış olduğu itiraflar, ele geçen çete cenazelerinin üzerinden çıkan kimlikler, belgeler, daha önce Kobanê-Suruç sınırındaki tren yolu tünelinden Kobanê’ye geçen çetecilerin görüntüleri, maalesef bu gerçeği ispatlamaya yetmedi. 

Demek ki bu gerçeği görmek ve bilmek için daha fazla ispat aramaya ve beklemeye gerek yok. Gören görüyor zaten. Görmek istemeyen ise bin tane böyle patlama olsa bile görmezlikten gelecek. O yüzden bu gerçeği, bu hakikati baştan beri görenlerin sesini, tavrını, tutumunu yükseltmesi lazım. 

Parçalanmış çocukların çığlığı, yüreği dağlanmış anaların ağıdı, her gün yeni bir evladını toprağa gömen babaların korkunç acısı nereye akacak?

"Suriye’nin kuzeyinde bir devletin kuruluşuna, bedeli ne olursa olsun engel olacağız" diyen Erdoğan ve partisi AKP’yi, akan kanın ve gözyaşının içinde boğacak. Kürtlerin Rojava’da bir devlet yaratma hedefi varmış gibi bir algı yaratıp, Rojava ve Kobanê’de Girê Sipî’de halkın büyük bedellerle elde ettiği kazanımlara saldırmayı meşrulaştırmak istiyor. Bu bütün Kürtlere savaş ilan etmektir. Erdoğan ve partisi AKP, bütün Kürtlere savaş ilan etmiştir. Kürt olup savaşın dışında olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Savaş yarın, bu yanılgıyı yaşayanın da kapısında olacak. Savaş yarın onun evine de ateş koyacak. Onun yüreğini de yakacak. 

Son Kobanê saldırısını, ÖSO elbiselerini giyerek yaptılar. Kürtlerin birbirine olan güveniyle, Kürtlerin halkların kardeşliğine olan inançlarıyla, Kürtlerin demokratik birlikten olan umutlarına da nifak koymak istediler. 

Dünyanın en çirkin savaş taktiği bu olsa gerek. Bunu Kürtlere karşı daha önce de çok kullandılar. Gerilla elbisesi giyerek vahşet uygulamaları yaptılar, köyleri yağmaladılar, halktan zorla para topladılar, insan kaçırdılar, infazlar yaptılar ve bunları PKK elbiselerini giyerek yaptılar. O yüzden biliyoruz ki bu akıl, Türk devlet aklıdır. Bu akıl; Kürtlere uygulanan imha ve inkar aklıdır. Bu taktik, Türk devletinin en çirkin taktiğidir. Biz bu taktiği çok iyi tanıyoruz. 

Türk devletinin daha önce kendisinin bizzat uyguladığı, şimdi ise devlet adına Erdoğan’ın ve partisi AKP’nin uyduruk DAİŞ çetesine uygulattığı bu çirkin taktik, ihanet ve işbirlikçilikten geçinmektedir. Kürtlerin oluşturduğu dostluk ve ittifak ilişkilerini zehirleme temelinde bunu yapmıştır. Kürtleri, kendi eski dar sınırlarına çekmek istemektedir. Kürtlerin kendilerini böylelikle yalnızlaştırmalarını da hedeflemek, bu saldırılarla verilmek istenen mesajlardandır. Orada bedeni parçalanan çocuklar, "Heval hatın" sevinci içinde düşman kucağına koştuklarını, ancak şehit düştükten sonra anlayabildiler. Heval elbisesine sarınmış düşmanı, güzel dünyaları nereden bilebilirdi ki?   

Bu çirkin taktiğe neden başvurdu?

Çünkü baktı ki, Kürtlerin ve demokratik ilişki içinde oldukları güçler, el ele vermiş ve "Türkiye-Suriye sınırı" dedikleri hat boyunca ilerliyorlar ve halkları savunma temelinde diziliyorlar. Bakur’da da seçim sonuçları zaten onları silip süpürdü neredeyse. 

Girê Sipî’de dev sarı bayrak dalgalanıp, Rojava’da yaşamı adeta güneş gibi ısıtmaya başlar başlamaz, kara kara düşünüp hemen ertesinde güvenlik zirvesini topladılar. Güvenlik zirvesinde kafa kafaya verdiler ve böyle bir planı uygulamaya koydular. Nasılsa hiçbir belge, hiçbir görüntü, hiçbir kanıt, Türk devleti ve onun cumhurbaşkanı sıfatıyla, yine artık geçici olan AKP Hükümetini DAİŞ’i Kürtlerin üzerine saldıklarını ispatlamaya yetmemekteydi. 

Kobanê’deki vahşi saldırıdan kısa bir süre önce Davutoğlu ve MİT bir görüşme yaptı. Araştırılsın, bu görüşmede MİT Davutoğlu’na neyin bilgisini verdi? Başbakan’a verilen bilgi, Mürşitpınar’dan geçip bu vahşeti Kürtlere yaşatacak olan patlayıcı dolu kamyonların nasıl geçeceğine ilişkindi. Şimdi artık herkesin, elini Erdoğan, Davutoğlu ve AKP’nin yakasına koyması ve yargılaması lazım. Kendilerinden hala sadece izah istemek, paramparça çocuk bedenlerine, yüreği yangın yeri olan analara, ne yapacağını bilemeyen gözü yaşlı babalara, inanın ki haksızlık olacak. 

Yani şimdi, ÖSO elbiseli veya YPG elbiseli insanlar, bomba dolu, TNT ve C-4 dolu kamyoneti Mürşitpınar Sınır Kapısından geçirecek ve Türk askeri veya polisi buna ses çıkarmayacak ya da fark etmeyecek. Kürdistan ve Türkiye’de buna artık çocuklar gülüyor.