Hitler, yer yüzünden kökünü kazıma yeminli, bir şizofrendi. Yalnızca, işgal toprakları gibi baktığı kendi ülkesinde değil, dünyanın ulaşabildiği her yerinde, kendini tayin edilmiş Yahudi celladı olarak görüyordu. Onun için, her yerde Yahudi arıyor, ordusu onu mutlu etmek amacıyla aralıksız, kurşuna dizme törenleri düzenliyordu.
Ancak, bir halkın kökünü kazmaya gücü yetmedi. Onlara sıkacağı son kurşunu, gizlendiği sığınakta, kendi kafasına sıktı. Yer yüzünün bir lanetlisi olarak, tarihe geçti.
Babil Kralı Nakubednazar’dan beri yer yüzü sürgünü olan Yahudiler ise bir halkın (tıpkı Ermeniler ve Türklerin aynı kaderi biçtikleri Kürtler gibi) kırılmakla bitemeyeceğinin örneği, elle tutulur, gözle görülür simgesi olarak, bundan sonra, "vadedilmiş toprakları"na aktılar. Orada kendi devletlerine sahip oldular.
Ermeniler, Türk ırkçılığının, Kürdistan’ın güney parçası ise Saddam Hüseyin’ın soykırım taarruzlarından sonra, dipten yeşerdi.
Bana öyle geldiği için değil, çok yaygın bir görüşe göre, "köklerini kazıyıncaya kadar mücadeleye devam" naralarıyla ortalıkta seğirten Erdoğan ve temsil ettiği Türk ırkçılığı sayesinde birleşik Kürdistan mayalanıyor.
Bana göre, o gün hızla yakınlaşıyor. Çünkü Türk ırkçılığı, aklı dengesini iyice kaybetti. Yanız kuzeyde değil Irak’da, Suriye’de saldırıyor, ellerinden gelse Afganistan’daki Kürt aşiretlerin üstüne de çullanacaklar. Onun yerine Japonya’da bir Kürt görüldü diye nota veriyor, Rusya’da Kürt derneğinin kurulması, Gürcü göçmen olan Cumhurbaşkanı tarafından sorun ediliyor, aynı kişi Kürtleri sindirmedi diye Avrupa ile karşı karşıya geliyordu.
Böyle bir kafanın Hitlerleşmesi, Saddam kesilmesi her an mümkündür. Bunun adı da, "Türklerin katliama saati"dir. Müdahale sonrası da Kürdistan’dır.
Ancak bütün bunlar, evrenin vicdanı aniden dipten yeşerip boy attı, ahlak birden bire yerden bitti demek değildir. Çıkarlar, Kürtleri görülmeyi gereki kılıyor, artık.
Çünkü Kürtler artık, bölgenin geleceğini şekillendiren ve aralıksız kendini yenileyen en dinamik gücüdür. Düşmanları ise numaraları iflas etmiş, taklacılardı.
Uluslararası kulislerde dolanımda olan bir söylentiye göre, "ben Türk ordularının başkomutanıyım" görgüsüzlüğüyle övünen Erdoğan, düşürülen uçağa karşılık tazminat adı altında, Rusya’ya beş milyar dolar para ödemişti. Bu para, Suriye’yi işgal ve Kürtleri yok etmenin fiyatı olarak yorumlanıyordu.
İşgale gerekçe yapılan Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adındaki terör çeteleriyle savaş, dünyanın gözleri önünde oynanan, bir yalanlar oyunuydu: Tiyatro sahnesi…
Cerablus işgalcileri, sokaklarda iyi yürekli insanlar rolünde, gelip geçen yoksullara çorba, çocuklara şeker dağılıyordu, tepenin gerisinde Kürtlerin de içinde olduğu koalisyona dahil köylerde sivil katliam yapıyor, Suriye Dışişleri Bakanlığının Birleşmiş Milletlere yaptığı başvurudaki anlatımla "insanlığa karşı cinayetler" işliyorlardı.
Savaşlar tarihinde, bu bir ilkti. Türkler sahnede, gelip geçen düşmanlarına çorba dağıtan melek, tepelerin gerisinde, ırkçı histeriyle, Kürt katliamı kapan katildi.
Amerika, bu taklacılığı, yüzsüz iki yüzlülük üzerine, "yerinde dur ve haddini" demek zorunda kalıyordu.
Amerika’nın çıkışı, öte yandan bize Saddam olayını hatırlatıyordu.
Saddam da Kuveyt’i fethe çıkarken Amerika, "sen bilirsin" demiş, sonra fatih olduğunu düşünüp sevinirken, boynu gidivermişti.
Kendini dev aynasında gören Arjantinli generaller Galtieri ve Vidella da, Falkland adalarının fatihi kök kazıyıcılardı. Sonra kodesi boylayan…
Ve Erdoğan, Amerika’yı kandırıp gücünü yedeklediğini sanarak, Kürtlerin tepesinde "kara bela" kesilip, "köklerini kazıyan kazma" olarak belirirken, tarihten habersizdi.
Bütün cehaletiyle, "PYD’nin kökünü kazıyacağız!" diye bağırıyordu.
Oysa tarihin çöplüğü kazma ve kazıyıcılarla doluydu.
Zulmün artsın kök kazıyıcı, artsın ki çabuk zeval bulasın!..