
Savaş dolayısıyla Halep’ten, Hamburg’a gelip iltica yurdunda kalan Maruf Şexo, “Burada dört duvar arasında hapsolduk” ifadesiyle bir çırpıda yaşamı hakkında bilgi veriyor.
Kobanêli olup Halep’te kalan Maruf Şexo, Suriye’deki savaştan yerini yurdunu terkeden savaş mağdurlarından sadece biri. Evli ve 5 çocuk babası olan Şexo her ne kadar yaban ellerde yaşasa da yüzünün sürekli ülkesine dönük olduğunu belirtiyor. Hamburg’ta bir iltica yurdunda yaşamını sürdüren Şexo’ya yaşadıkları zorlukları konuştuk.
Şexo, “Savaş başlamadan önce Halep’te Şêx Maksud mahalesinde ailemle mutlu bir yaşam sürdürüyorduk. Elektrik malzemeleri satan bir dükkanım vardı. Bunun dışında düğünlerde kameramanlık yaparak geçimimi sağlıyordum. Savaş kapımıza dayanınca binlerce insan gibi biz de yerimizden yurdumuzdan olduk. Çok zorlu bir yolculuktan sonra Almanya’ya gelerek iltica başvurusunda bulundum. Ülkedeyken Almanya ve diğer Avrupa devletleri bize oldukça cazip geliyordu. Ancak iltica edip, kamp ortamında yaşadığımız sorunları görünce bunun hiç de böyle olmadığını gördüm” diyor.
‘Dört duvar arasında hapis olduk’
İltica işlemlerine başladıktan sonra 4 kişinin zorlukla sıkışabildiği bir odaya konulduklarını söylüyor Maruf Şexo ve şunları ekliyor: “Geldiğimiz ilk kampta adeta askeri bir düzen vardı. Savaş ortamından gelmemiz kimsenin umurunda değildi. Özellikle Kürtlerin yan yana gelmemesi için onlara ayrı odalara yerleştiriyorlardı. Benim kaldığım odada Suriye’den tanıdığım bir DAİŞ militanı vardı. Hayatımızın tehlikede olduğunu defalarca bildirmeme rağmen en küçük bir işlem yapılmadı. DAİŞ militanları kamplarda adeta cirit atıyordu. Alman devleti tüm bunları bilmesine rağmen ne yazık ki gözyumuyordu. Bunlarla defalarca kavgamız olmasına rağmen dil bilmediğimiz için hep bizleri suçladılar.”
‘Zulümden kaçarken başka bir zulüm‘
İlk olarak bin kişilik Stelingen Kampı’nda kaldığını belirten Şexo, kampın temizlik yönünde çok kötü, sağlık hizmetlerinin de yok denecek kadar az derecede olduğunu söyledi.
Çoğu mültecinin savaş ortamından geldiği için psikolojik sorunlarının da olduğunu belirten Şexo ancak görevlilerin bu duruma aldırış etmediğini sözlerine ekledi.
Maruf Şexo kamptaki o günlerdeki durumu şöyle aktarıyor: “Kampta sık sık kavgalar çıkardı. Tabii kimse ceza almayayım ya da nasıl olsa yakında transferim çıkar buradan kurtulurum düşüncesi ile sesini çıkarmıyordu. Olaylara kayıtsız kalıyorlardı. İltica kampı değil adeta kapalı bir cezaevi gibiydi. Akşam saat sekizden sonra kampa giriş çıkışlar yasaktı. Çoğu insan bundan dolayı sabaha kadar dışarıda kaldığına şahidim. Ailem Urfa’da kalıyordu. Onlara yardım edemediğim için çoğu zaman çaresizlikten ağladığımı hatırlıyorum. Devletin mantığı sanki şu, ‘Kendi ateşinizde yanın, ne haliniz varsa görün’ şeklindeydi.”
‘Bir ömre bedel’
Ağır kamp ortamından iltica yurduna ‘transfer’ olduğunda çok sevindiğini belirten Şexo daha sonraki süreci “Transferim çıktığında çok sevinmiştim. Buradan kurtuldum diye. Daha sonra bizi her tarafı ormanlarla kaplı şehir merkezinden uzak bir yere getirdiler. Kısa bir zaman sonrada eşim ve 5 çocuğum Türkiye’deki Alman konsolosluğundan vize alarak yanıma geldi. Dil bilmediğimiz için zamanımızın çoğu ya iltica yurdunda geçiyor ya da çoğu zaman Hamburg’daki derneğe gidiyorum” dedi.
‘Fareler cirit atıyordu’
Emine Bozo da eşi Maruf Şexo’nun Almanya’ya gelmesinden sonra Urfa’da zor koşullar altında kaldığını o günleri şu sözlerle dile getiriyor:”Eşim Avrupa’ya çıktıktan sonra 5 çocuğumun geçimini ben üstlenmek zorunda kaldım. Urfa’ya yerleştim çocuklarımla, penceresi olmayan bir bodrum katında kalıyorduk. Tek geçim kaynağımız çoçuğumun 12 saat çalışarak kazandığı 20 TL idi. Ev o kadar yıkık döküktü, geceleri fareler cirit atıyordu. Sırf Kürt olduğumuz için devleten hiç bir yardım alamıyorduk. Oysaki gelen Arap mültecilere birçok olanak tanınıyordu. Çoğu zaman iftar çadırlarına giderek karnımızı doyuruyorduk. Halep’te savaş öncesinde güzel bir hayatımız vardı. İyi kötü geçiniyorduk. Yerini yurdunu bırakan bir kadının acısıyla konuşuyorum. Bir anne olarak konuşuyorum. Urfa’da iken bizi nar toplama işine götürdüler. On gün çalıştırdıktan sonra hiç bir ücret vermeden bizi kovdular. Paramızı istediğimizde gidin ‘Suriye polisini çağırın, onlar sizin paranızı versinler’ diye hakaretlere maruz kaldık. Sigortam olmadığı için 10 gün diş ağrısı çektiğimi hatırlıyorum. Bizler bu koşularda yaşarken hiç kimse bize yardım elini uzatmadı Heyva Sor’dan başka. Bizler zor şartlar yaşarken Heyva Sora Kürdistan’ın yardımlarını gördük. Kişi başına 50 TL şeklinde bize kartlar verdiler. Bunlarla bir süre geçimimizi sağladık. Ne yardım bize geldiyse bizim kurumlarımız tarafından olmuştur. Onlara şükran borçluyuz.”
Emine Bozo, “Şimdi her ne kadar burada olsak da, kendimi köklerinden koparılmış bir ağaç gibi hissediyorum” dedi.
M.ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG