AKP-MHP iktidarı, hegemonya savaşında geriye düşme sürecine girdi. Kirli ve suçlu bir iktidar olan Erdoğan-Bahçeli liderliğindeki bu faşist sistem, adına ‘Türklüğün yüceltilmesi’, ‘yeni Osmanlı hayali’ deseler de, talanlarını, ırkçılıklarını, kendi halkı da dahil, halklara olan düşmanlıklarını gizleyemediler. Amaçları toplumun her hücresine sızmak olan bu yapı, artık sonlarına doğru gidiş yoluna girdiler.

Kürt halkının varlığına ve özgürlük duruşuna yönelik akılların almakta zorlandığı yöntemlerle saldırı dalgalarını devreye koydular. Kürt halkının en değerli evlatlarına soykırım yöntemlerini dünyanın gözüne baka baka uyguladılar. En pişkin halleriyle bu halkın değerlerine yönelik hakarette birbirleriyle adeta yarıştılar. Her gün uçaklarını kaldırıp Kürdistan’ın dağını taşını köyünü şehirlerini bombaladılar. Ekonomideki hırsızlıklarını, talanlarını herkesle alay edercesine sürdürdüler. Kendi tarihlerinin kurnazlık politikalarını, pragmatizmini diplomaside her güce karşı uygulamaya çalıştılar.

Tüm bunlara karşı Kürt halkının ve ezilenlerin cevapları ise insanlık değerlerine sarılarak sergiledikleri direniş oldu. Günbegün sergilemeye de devam ediyorlar. Kürtler tarihi bir dönemeci dönme aşamasını canla, kanla, büyük bedellerle yaratmayı bildi. Ortadoğu’nun en demokratik, modern toplumsal hareketini yarattılar. En başta kendilerindeki sömürgeciliğin etkileriyle büyük kavgayı yaşadılar. En büyük mücadelenin ‘nefs, irade mücadelesi’ olduğunu öğrendiler, öğrettiler. Ortadoğu demokratik sosyalizminin temellerini attılar. Binlerce yıldır kendilerini işgalciler-talancılar karşısında ayakta tutan ve bu toprakların direniş kültürü olan komün kültürünü, ahlakını, yaşam tarzını yeniden canlandırdılar. Bu canlanmanın kök hücresi kadındı ve kadınla başladı uyanış, doğuş… Toprağa tohum ekildi bir kez. Tohum filiz oldu bir kez. Fırtınalar koptu, efendi tanrıların öfkesi dört bir yanı yerle bir ederken, filizlenen tohum köklerini daha derinlere ulaştırdı. Yaşamın direnmekten geçtiğini öğrendi. Bir kök tarihle, bir kök kültürle, bir kök bilgelikle, bir kök sanatla, bir kök felsefeyle, bir kök inançla, bir kök fedai ruhla buluştu.

Doğuşun, yeniden uyanışın öncülüğü en temel kök olarak boy verdi. Kürt halkı çok ‘öncü’ görmüştü. Kimi erkenden yenilmiş, kimileri sözlerinden dönmüşlerdi. Tarih boyunca ‘öncü, önder gerçekliği’ Kürt halkı için en hassas, en acılı, en kahramanca, yaşamsal derslerle dolu örneklerin yanında, bazen de ihanetin en derin yaşandığı bir alan oldu. Son 40 yılda kendini tüm dersler ışığında yaratan Rêber Öcalan önderliği, 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçişi büyük fırtınalarla karşılayan Kürt halkı için tarihsel bir güç kaynağı oldu. Bireyin, özgürce yaşamak istediği bir toplumu arama yolculuğu, Rêber Öcalan şahsında bir halkın özgür vatan, özgür toplum, özgür insan arayışına ve mücadelesine dönüştü. Doğuş, bireyden topluma evrildi. Bireysel doğuş, toplumsal doğuşla anlam kazandı. En sağlam kök, Rêber Öcalan şahsında, bu halk önderliğinde yaratıldı. Bir halk önderiyle, bir önder de halkıyla içiçe, toplumsal hakikatle kurulan en derin bağlarla, kendilerini ve yaşamlarını özgürlük temelinde inşa etme mücadelesini verdiler.

AKP-MHP faşizminin yıkılma sürecine girişinde tüm bu gerçekliklerin, kökleriyle buluşan bir halk gerçekliğinin ve onun öncülük gerçekliğinin payı çok büyüktür. AKP-MHP ve onu besleyen zihniyetler savaşı, şiddeti daha da derinleştirerek, kirli ve suçlu yüzlerini gizlemeye çalışmaktadırlar. Kürdistan’da, ister Bakur, ister Başur, ister Rojava, ister Rojhilat olsun, halkın iradesel duruşuna karşı saldırı konseptini devrede tutarak ayakta kalacaklarını düşünüyorlar. İktidar sahiplerinin karakteri budur. Yayılmacılığın, sömürgeciliğin yapacağı şey bundan sonra kendi kendini yemektir. Gelinen aşama faşizmin kendini yemesidir.

Bu gerçeklik karşısında yapılacak olan şeyler de vardır elbette. Bu aşama kendiliğinden oluşmamıştır. Direniş dediğimiz duruştur bu aşamaya getiren. Bu süreç, faşizmin boğmak istediği her alanda nefes nefese, an be an verilen direnişlerle yaratılmaktadır. Bedeller ağır, acılıdır. Çünkü direniş, 21. yüzyılın direnişidir. Bir yüzyılı belirleyecek olan ve halklar, ezilenler adına üstlenilen varoluş sorumluluğu söz konusudur. 21. yüzyılın devrimleri bireylerden başlama özelliğine sahiptir. Bireyde toplumsallaşarak yayılmaktadır.

Kürt halkı ve kadınları olarak faşizmin kendiliğinden yıkılmayacağını biliyoruz. Özgürlükte, özgüçte, örgütlülükte ve ısrarlı mücadelede sürdürülecek olan yürüyüş, önündeki tüm engelleri, tüm tecrit duvarlarını yıkacaktır. Özgür önderlikle, özgür ülkeyle, yaşamın kökleriyle bu temelde buluşulacaktır.