Geçtiğimiz ay Türk devletinin kimyasal saldırısı sonucu 36 gerillanın yaşamını yitirmesi, Kürtlerde, “Bu gibi savaş suçları ve insan hakları ihlallerinin uluslararası hukuktaki yaptırımı nedir” sorusunu da gündeme getirmişti. Uluslararası hukukun kabul ettiği savaş suçları, insan hakları ihlalleri ve mülteci hakları konusunda İngiltere’nin başkenti Londra’da insan hakları uzmanı olarak görev yapan avukat Şengül Özcan ile görüştük.

Uluslararası insan haklarının genel bir tanımını yapar mısınız? Yani Avrupa’nın her yerinde geçerli ortak bir yürütme ve yargı sisteminden bahsedebilir miyiz?

İnsanların doğuştan vazgeçilmez ve devredilemez nitelikte haklara sahip olduğu eskiden beri kabul gören bir düşüncedir. Bu hakların devletten önce geldiği ve devletin görevinin bu hakları tanıyarak geliştirmek ve iyileştirmek olduğu şeklinde eski doğal hukuk anlayışı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeniden gündeme gelmiştir. İnsan hakları, hem anayasa hem de uluslararası hukuk kavramıdır. İnsan hakları deyimi geniş kapsamlı olup bir yandan insanların haklarının, devlet organlarına karşı korunmasını; diğer yandan da çok boyutlu olan insan kişiliğinin geliştirilmesini içerir. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra insan haklarına saldırıların önlenmesi ve dünyanın bu tür acılara tekrar dönmemesi için yeni arayışlara ve güvencelere ihtiyaç duyulmuştur. 1949 yılında Avrupa Konseyi, bu anlayışların ilk ürünlerinden biridir.

Bireysel başvurular nasıl yapılabilir?

Bir kişinin mahkemeye yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurabilmesi için öncelikle kendi ülkesinde hakkını araması, yani diğer bir deyişle iç hukuk yollarını tüketmesi gerekmektedir. Kişiler, iç hukukta haklarını aradıktan ve bu konuda olumsuz nihai kararı aldıktan sonra 6 ay içinde yazılı olarak, Strasbourg’taki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmalıdır. Mahkemenin yargılama dili İngilizce ya da Fransızca’dır. Ancak, başvuru mektubu Konsey üyesi devletlerin birinin diliyle, örneğin Türkçe’yle de yazılabilir. Mahkeme, yapılan başvuruları öncelikle önkoşullar çerçevesinde inceler, bir eksiklik görmezse başvurunun esastan incelenmesine karar verir.

Avrupa ülkelerine iltica eden Kürtleri düşünecek olursak, insan hakları kanunları bağlamında nasıl bir uygulama oluyor?
Eğer insan hakları maddelerinden biri ihlal edilirse; ilticacılar, ihlal edilen madde hakkında bulunduğu Avrupa ülkesini İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürebilir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde ilticacıların kullanabileceği, onlara yarar getireceğine inandığımız bir kaç maddeyi şöyle verebiliriz:
Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.
Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir.
Madde 5- Hiç kimseye işkence yapılamaz, zalimce, insanlık dışı veya onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz ve ceza verilemez. Bu madde, ilticacılar için en önemli maddelerden biridir. Eğer iltica eden kişi ret almışsa ve gönderileceği ülke de işkenceye maruz kalacaksa ve bunun yanı sıra elinde doktordan rapor veyahut gözaltında bulunduğuna dair harhangi bir belge ya da mahkeme kararı gibi somut deliller varsa bu belgeler bu ilticacının konumu önemli kılar.
Madde 8- Herkesin anayasa ya da yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.
Madde 8, oldukça önemlidir. Eğer ilticacı, Avrupa ülkesinde uzun bir zaman yaşamışsa yani herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşamış ve aile hayatı kurmuşsa bu maddeyi kullanarak oturum alabilir.

Avrupa’da yaşayan ve halen kalıcı oturum sorunu yaşayanlara ne önerirsiniz? Hangi kurumlara ne şekilde başvurmalılar?
Her Avrupa ülkesinin kendine özel iltica kanunları vardır. İngiltere’de yaşayan ve oturum alamayan ilticacılar için şunu söyleyebilirim, Home Office’i (İçişleri Bakanlığı) durumlarından sürekli bilgilendirmeleri onların avantajına olur. Eğer kişi, İngiltere’de 14 yıl oturum izni olmadan yasamışsa oturum iznine basvurma hakkına sahiptir. Ayrıca yine kişi, İngiltere’de uzun süre yaşamışsa ve aile kurmuşsa Madde 8 çerçevesinde oturum hakkını elde edebilir. Bir de eğer İngiltere’de 10 yıl yasal bir şekilde yaşamışsa süresiz oturuma başvurabilir.
Geçtiğimiz ay Türk devletinin kimyasal saldırısı sonucu 36 gerilla hayatını kaybetti. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Savaş suçu, askeri veya sivil, kişi veya kişilerin, ‘Uluslararası Ceza Hukuku’ çerçevesinde cezalandırılabileceği bir suçtur. Devletler arası çatışmalarda savaş kanunlarının her ihlali bir savaş suçu sayılmaktadır. Bazı durumlarda devlet içi çatışmalarda yer alan ihlaller, savaş suçu sayılmayabilir ancak savaş kanunları sınırları içinde, yerleşmiş güvenliğinin ihlali, çatışma esnasında kabul edilmiş prosedürlerin ve kuralların çiğnenmesi, savaş suçu sayılır. Türkiye’nin PKK gerillalarına karşı kimyasal silahları kullanması, Cenevre Savaş Hukuku kanunlarına aykırıdır. Savaş suçlarının uluslararası hukuk alanında önemli bir yeri vardır ve bu alanda ‘Nürnberg Mahkemeleri’ gibi uluslararası mahkelemer düzenlenmiştir. Konuştuğumuz dava kolay bir dava değildir. Örneğin Ermeni Soykırımı’na ilişkin davalar halen devam ediyor.

Siz genel anlamda Avrupa’daki İnsan Hakları kanunlarını yeterli buluyor musunuz?

Birçok alanda yetersiz bence. Mesela tam olarak azınlık hakları hakkında belli bir maddeleri yok. Uluslararası azınlık hakları sözleşmesi var, ama bunu da Türkiye imzalamamış. Azınlık dillerini savunan bir maddeleri yok ayrıca. Eğer bize verilmiş doğuştan temel haklar varsa, bunun kurumlar tarafından engellenmesi ya da tanınmaması hem o kuruma olan inancı zedeler hem de onu yetersiz kılar. Avrupa İnsan Hakları bir devrim niteliği taşıyan haklardır ve bunu evrenselliştirmeye çalışıyor ama ne yazık ki, her ülke kendi iç işlerindeki kanunları uygular ve çoğu zaman insan hakları sözleşmeleri üye devletler tarafından uygulanmıyor ya da askıya alınıyor. Bunu için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının üye ülkelere zaman süresi verilerek uygulanması talep edilmelidir.

Sizce en iyi uygulamaya sahip ya da insan hakları bakımından refahı yüksek hangi ülkedir?

Mahkemeye en çok dava götürülen ülkelerin başında Türkiye, Rusya ve İngiltere geliyor. Hemen hemen her üye ülke aleyhine bir karar çıkmıştır. Muhakkak her ülkede ezilen birileri vardır ve bu bağlamda da ‘en iyi ülke şudur’ demek yanlış olur.


ÖZLEM GALİP/LONDRA