
PKK'nin terör listesinde tutulmasına ve Danimarka'nın Kürt televizyonları üzerindeki baskısına tepki gösteren CAMPAC, 2001 yılında kuruldu. CAMPAC, terörist yaftasıyla suçlanan ve yargılanan topluluklar için yıllardır İngiltere'nin başkenti Londra'da çalışmalar yürütüyor. Bu çalışmalar kapsamında birçok sivil örgüt çalışanı, avukat, gazeteci ve anti-terör güçler tarafından bastırılmak istenen bireyler biraraya geldi. Farklı kişi ve kurumlar arası bir dayanışma ağı oluşturularak onlarca seminer, halk toplantıları ve imza kampanyaları düzenlendi. İngiltere Parlamentosu'nun bazı komitelerinin yanı sıra İçişleri Bakanlığı da bu organizasyonlara dahil edildi.
"Ben de PKK'liyim" başlattı
CAMPAC'ın kriminalize edilen topluluklar veya örgütlerin haklarını savunmak amacıyla kampanyaya başlamasının temel nedeni ise 2000 yılında İngiltere'de çıkartılan Terörle Mücadele Yasası'na karşı ortak bir mücadele yürütebilmek. Terörle Mücadele Yasası, net olmayan bir 'terörizm' tanımına dayanırken, bu yasa devletin 'terörist' ilan ettiği gruplarla ilişkilendirilen kişilerin kriminalize edilmesine ve ilgili kurum ve kuruluşların yasaklanmasına sebebiyet veriyor.
Gazetemize konuşan kampanyanın direktörü Les Lewidow, kampanyanın oluşmasında PKK'nin rolünün büyük olduğunu kaydetti. İngiltere, 2001 yılında PKK dahil bazı örgütleri yasaklama kararı alınca, binlerce Kürt gösterici İçişleri Bakanlığı'nın önünde protesto yaparak verilen kararı kınamıştı.
Terörist örgütleri listesine alınan örgütlerinin yasaklanması karşısında Kürt protestocuların yasaya başkaldırmak için üzerinde "Ben PKK'yim" yazan tişörtleri giydiğini anımsatan Lewidow, Kürt protestocuların PKK sembolleriyle polise başkaldırıp tutuklanmayı talep ettiklerini ancak polisin o gün kimseyi tutuklamadığını söyledi. Lewidow, yasaya karşı o gün başka göçmen gruplarının da katılımıyla gerçekleştirilen toplu direnişin bu kampanyanın başlatılmasına öncülük ettiğini aktardı.
Kürtlere karşı seferberlik
Yürüttükleri kampanyanın amaçlarının başında, PKK'nin AB ve İngiltere'nin terör listesinden çıkarılması yer alıyor. Lewidow, bu tarz yönetmeliklerin Türkiye'nin terör rejimine yönelik Avrupa müdahalesini engellemesini sağlamasının yanı sıra Türkiye'nin Kürtlere yönelik terör seferberliğini de teşvik ettiğini açıkladı. Lewidow, sözlerine şöyle devam etti: "AB ve İngiltere'nin yasal olarak konumlandırdığı şekliyle Türkiye, Kürtlere karşı kendi terör rejimini sanki terörle mücadele şeklinde lanse etmeyi başarabiliyor. Birçok İngiliz ve Avrupalı milletvekili Kürdistan'da barışın oluşması için harekete geçti, ancak AB'nin yasal çerçevesinden ötürü tüm çabaları boşa çıktı."
Kolektif çaba şart
PKK'nin yasadışı örgüt olarak lanse edilmesinden ötürü gelen siyasi zararı boşa çıkarmak gerektiğini belirten Lewidow, Avrupa'da yaşayan Kürtlerin rollerine dikkat çekti. "Bu tarz adil olmayan yasalar, ancak kolektif karşı koymalar ile yenilebilir. Kürtler yaşadıkları ülkelerin hükümetlerine bu karar ve uygulamalarını değiştirmeleri için baskı yapmalılar" şeklinde konuşan Lewidow, yürütülen imza kampanyasının daha büyük kitlelere ulaşması durumunda PKK'ye yapıştırılan terörist yaftasının geri kaldırılabileceğini aktararak şu öneride bulundu: ''Kürtler olabildiğinden fazla bir şekilde Kürt bayraklarını, PKK sembollerini asmalı ve PKK'liler halk toplantılarına dahil edilerek dikte edilen yasa ve liste boşa çıkarılabilir.''
Danimarka'nın skandal kararı
Lewidow, Danimarka'nın Kürt televizyonları Roj TV, MMC ve Nûçe TV'nin lisanslarının iptal etme kararını ise şöyle değerlendirdi: "Roj TV hep Kürtlerin en sıradan haklarını bile inkar eden Türkiye'nin baskıcı rejimine karşı yürütülen toplu direnişin sesi olmuştur. Danimarka'nın mahkeme kararı, bu direnişin terörist olarak algılanmasını perçinlenmesine neden oluyor. Bu da ifade özgürlüklerindeki kısıtlamaları ve Batı işbirliğinde baskıları beraberinde getiriyor. Batı'nın hakimiyetine direniş gösteren gruplara yönelik saldırılara NATO izin verirken, yeri geldiğinde gerçekten terörist olan rejim ve gruplara müttefiklik yapıyor. AB'nin oldukça geniş olan 'terörizm' tanımına göre NATO'nun ve Türkiye'nin işledikleri suçlardan ötürü yargılanmaları gerekir. Bu elbette siyasi çıkarlar uğruna asla gerçekleşmeyecektir. Ancak Kürt televizyonlarının yayınlarına devam edebilmesi için bizim destek sunmamız gerekiyor."
ÖZLEM GALİP/LONDRA