ZABEL MİRKAN

Soundtracklerinde siyahların sesini duyurmaya çalıştığı rap ve reggie müzik örneklerinin eşlik ettiği 13. Madde isimli belgesel, ırkçılığın su götürmez gerçekliğini ve köleliğin hâlâ nasıl devam ettiğini tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Sarımsak yeterince pahalıyken soyulmuş sarımsağın da hemen hemen aynı fiyatlarda olması ve hatta daha pahalı olması beklenir, değil mi? Çin’de durum böyle değil. ABD’de yaşayan bir Çin vatandaşının, bir sarımsak üreticisinin bu durumun nedenini araştırmak için yaptığı Çin ziyareti sırasında öğreniyoruz bunu. Gizli bir kamerayla hapishaneleri ziyaret etmek isteyen sarımsak üreticisi durumun vehametini gözler önüne seriyor. Hapishane işçiliği/köleliği denen kavram bu hapishanede vücut bulmuş gibi. Mahkumların önüne ayıklamaları için bir sarımsak çuvalı veriliyor ve mahkumlar o çuval bitene kadar onlara uygun görülen iş alanından kalkamıyor. Bu bazen günde 13 saat sürüyor, bazen daha fazla. Mahkumların bazıları sarımsakların başını dişleriyle koparmaya çalışıyor çünkü sürekli sarımsak soymaktan çoğunun tırnakları düşmüş ve parmakları dönüşü olmayan bir şekilde tahribata uğramış.

Türkiye’de de aynı şekilde çalıştırılan mahkumlar var ve günde 12 saate varan çalışmalarının karşılığında sembolik bir ücret alıyorlar. Ucuz iş gücü demek pek de doğru olmayacak çünkü durum, bu tanıma dahi uymuyor. Türkiye’deki pek çok hapishanede mahkumlar bir iş koluna yöneltilmiş durumda. Çoğu zaman sabah altı, akşam beş arası çalıştırılan mahkumların hesabına günlük 20 lira yatıyor. Bu, görece yüksek miktarlardan biri.

Kölelik ve rızasız hizmetkârlık kaldırıldı mı?

Bu sistem ABD hapishanelerinde de sarsılmayacak şekilde kurulmuş. Sarsılmayacak şekilde, çünkü yıllarca bu sömürünün alt yapısı hazırlanmış. ABD hapishanelerindeki siyahların durumu üzerine çekilmiş bir belgesel var: 13. Madde. Yönetmenliğini Ava Duvernay’ın üstlendiği 2016 yapımı belgesel, BAFTA En İyi Belgesel Ödülü’nü aldı. Belgesel, ABD anayasasındaki 13. madde ile ilgili ve 13. madde şöyle diyor: ”Kölelik ve rızasız hizmetkârlık, mahkumlar hariç tutularak kaldırılmıştır.” Hükümlüler hariç kimsenin çalıştırılamayacağını vurgulayan bu madde, kölelik sistemini hapishanelere taşımış. Özellikle kimlere mi yönelik? Tabii ki siyah mahkumlara. Uyuşturucuya karşı mücadelede bir basamak gibi görülen siyahlar, tüm ABD başkanlarının ırkçı politikalarına maruz bırakıldı ve bırakılmaya da devam ediliyor. Günümüzde bile her 28 saatte bir siyahın öldürüldüğü ve onları öldürenlerin ”nefsi müdafaa” gerekçesiyle yargılanmadığı bir ülke ve adalet sisteminden bahsediyoruz...

Gündelik yaşamdaki şiddet

2015 itibariyle International Centre for Prison Studies istatistikleri ABD’nin 2 milyon 228 bin 424 tutuklu sayısıyla dünyanın en kalabalık hapishanelerine sahip olduğunu gösteriyor. ABD’de her 100 bin kişiden 716’sı mahkum ve ABD’nin mahkum sayısı dünya nüfusunda da ciddi bir orana denk geliyor. Dünyada bulunan 10.2 milyon mahkumun yüzde 25’i ABD’de bulunuyor. Bureau of Justice Statistics verilerine göre toplam mahkum oranının yüzde 39,4’ünü (841 bin) siyahlar, yüzde 20,6’sını (442 bin) ise Latinx’ler oluşturuyor. Zaten ‘kriminal’ addedilen siyahlar ve Latinx’ler için durum hayli zorlayıcı. 2017 yılında ise İftira ve Karalama’yla Mücadele Birliği (ADL) tarafından yayınlanan rapora göre, aşırıcılığa bağlı ölüm vakalarının azalmasına rağmen 2017’nin, 1970’den bu yana en çok şiddet eylemi yaşanan yıllar sıralamasında beşinci sırada olduğu kaydedildi.

Kurulan mahkemelerin önünde onlarca engel var. Mahkum sayısı ve yıl olarak ceza oranı diğer ülkelere göre hayli fazla olduğu için bir tür “adaleti sağlıyor gibi görünme” sistemi var. Ağır cezalar istendiği için özellikle siyah mahkumlar üzerlerine atılan suçları kabul edip mahkemeye çıkmayı reddediyor. Ömür boyu hapis cezası almak istemedikleri için, hiçbir suç işlemediği halde 13 yıl hapishanede kalmayı göze alan insanlar var ve bunların çoğu siyah ve Latinx. Suçlamaları reddeden bir siyaha ömür boyu hapis cezası verilmesi, mahkemelerin ve jürinin siyahlara yönelik tutumunu gözler önüne seren verilerden sadece biri.

Kimin deneyimi travmatik?

Kölelik, ırkçı ABD başkanları, suç, uyuşturucu ve Black Lives Matter’ın, Kara Panterler Partisi’nin ortaya çıkış nedenlerinin akademisyenler, politik figürler, daha önce yargılanan ABD vatandaşı siyahlar tarafından aktarıldığı belgesel; durumun ne kadar siyasi ve sınıfsal olduğunu her dakikasında size sarsıcı bir şekilde gösteriyor.

Belgeseldeki anlatıcılardan biri de Angela Davis ve Kara Panterler Partisi’ne katıldığı yıllardaki bir deneyimiyle hafızamıza kazınıyor. Muhabirin ona yönlendirdiği soruları yanıtlayan Angela Davis, haklı mücadelesinden emin bir şekilde cevaplıyor soruları. Örneğin ona Kara Panterler’in eylemlerinin şiddet dolu olup olmadığı sorulduğunda, kendi deneyimlerinden birini anlatıyor. Angela Davis için travmatik olan şiddet dolu bu deneyim, fail bir beyaz olduğu için “normal” addedilebiliyor. Soundtracklerinde siyahların sesini duyurmaya çalıştığı rap ve reggie müzik örneklerinin eşlik ettiği belgesel, ırkçılığın su götürmez gerçekliğini ve köleliğin hâlâ nasıl devam ettiğini tüm çıplaklığıyla gösteriyor.