"Öncelikle, kolluk kuvvetleri tarafından katledilen tüm sivilleri, tüm çocukları burada anıyorum“ diyerek başladı HDP Şırnak milletvekili Ferhat Encü konuşmasına. Sihirli cümle ‘kolluk kuvvetleri tarafından katledilen’ vurgusuydu. Bütün konuşmasında altını özellikle çizdiği konu, 8 aydır kuzey Kürdistan kentlerinde AKP Hükümetinin katliam, yıkım politikalarını gerçekleştiren ‘kolluk kuvvetlerinin’ marifetleriydi. ‘Yüce’ kolluk kuvvetlerinin, ‘yüce’ mecliste katliamcı olarak tanımlanması linç sebebi oldu Çarşamba akşamı. AKP ve MHP’li vekiller hakaret etmekle yetinmediler, fiziki saldırıya kadar götürdüler durumu.

Meclis Başkanı, Şırnak Milletvekili Ferhat Encü’yü ‘temiz’ konuşmaya davet ederek, ‘kolluk kuvvetleri katliam yapmaz’ diyordu.

Encü’nün meclis kürsüsünden yaptığı 6-7 dakikalık konuşma ve gelişen tepkiler, ertesi gün dokunulmazlık tartışmalarında da benzer görüntülerin yaşanması Türkiye tablosunu ve zihniyetini ortaya koyması açısından oldukça çarpıdır.

Bir halk vekilleriyle birlikte- ki bu vekillerin uğramadığı hakaret, tazikli su, dayak kalmadı, halk ise tam bir soykırım kıskacında- aylardır bu zihniyetin kuşatmasında varlık mücadelesi veriyor. Direniyor. Yaşadıklarını her yerde anlatmaya çalışıyor.

Encü, Botan’daki özyönetim direnişleri ve AKP’nin katliamcı politikalarına birebir şahitlik etmiş, görmüş ve yaşamış bir vekil. Üstelik Roboskî’de ‘kolluk kuvvetlerinin’ katlettiği 34 kişi de akrabası. Meclis kürsüsünden yaşadıklarını tertemiz bir şekilde ancak tanımlamaya çalışması bu kadar saldırıya maruz kalmasına sebep oldu. Oysa halen Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin, Gever, Şırnak ve daha birçok kentte, kolluk kuvvetlerinin katliamlarına birebir tanıklık etmiş, saldırılarını yaşamış olan halk henüz konuşmadı. Halen yaralarını sarmakla meşguller. Peki bu halk Cizre'de, Sur'da çocuklarının nasıl bedenlerinin parçalandığını, kafalarının kesildiğini, gözlerinin çıkarıldığını, bedenlerinin yakıldığını, evlerinin kapılarının kırıldığını, talan edildiğini, yakıldığını, yıkıldığını bütün detayları ile anlatırsa Türkiye’de nasıl bir deprem olur?

AKP ve MHP milletvekillerinin tepkisinin bir nedeni ‘yüce’ kolluk kuvvetlerini korumak gibi dursa da esas dertleri bu savaşa ortak oldukları için kendi kirlerini saklama çabalarıdır. 8 aydır yaşanan yıkıma bizzat ortak oldular. 101.yılını geride bıraktığımız Ermeni Soykırımı’nı gerçekleştiren İttihat ve Terakki zihniyetinin devamıdır. Ermeni Soykırımını geliştiren zihniyet İttihatçılardan bu meclise ‘miras’ kalmıştır. Israrla yapılanı inkar etme, görmezden gelme, uluslararası alanda diplomatik terör estirmelerine rağmen bu soykırımı gizleyemeyen tekçi devlet geleneğinin vekilleri, halen aynı politikalarda ısrarlılar. Daha İttihatçıların yaptığı soykırımı kabullenmemiş, yüzleşmemişken, kendilerinin ortak olduğu katliamları kabullenmeleri zaten mümkün olmaz. Ancak bütün çırpınmalarına rağmen de kurtulamayacakları kesin.

Dokunulmazlık tartışmaları böyle bir iklimde gerçekleştiriliyor. AKP’nin ısrarla savaşı tırmandıran politikaları ve bunun paralelinde bölünmüş, paçalanmış bir toplumsal iklimde konuşuluyor.

Kürt halkı kendi vekillerine dönük saldırılara, dokunulmazlığının kaldırılmasına ilk kez tanıklık etmiyor tabii.

2 Mart 1994 DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarına ilişkin Orhan Doğan’ın son yaptığı konuşmada "…dokunulmazlığımın kaldırılmasından ve yargılanmaktan korkmuyorum. Çünkü ben rüşvet almadım; ben ihaleye fesat karıştırmadım; ben tüyü bitmemiş yetimin hakkını da yemedim; ben vergi kaçakçılığı da yapmadım; halka ihanet etmedim; devlet parasını beş yıldızlı otellerde birilerine peşkeş de çekmedim, hayali ihracatla köşe bucak da olmadım. Bunun için korkmuyorum.” demişti. HDP’li Encü’nün de konuşmasını ‘sizden korkmuyoruz’ diye bitirdi. Bu gelenekten gelen hiç bir vekilin böyle bir korkusunun olmadığı açık. HDP’nin ısrarı bir halkın iradesini koruma çabasıdır. Bu irade de kendi kimliği ile ortak bir gelecek istiyor. Bunun mücadelesini yılardır veriyor.

Kürdün ana sütü gibi ak olan taleplerinin mücadelesi dağlarda başladı, sokaklarda gelişti, kentlere yayıldı. Meclisin, ortak geleceği yaratma adına önemli bir mevzi, ancak tek alternatif olmadığını HDP’li vekiller defalarca söyledi. Bunca ısrar, ortak gelecek için son bağın da kopmaması çabasıdır. Dolayısıyla dokunulmazlıkların kaldırılması sadece Kürt halkını ilgilendirmiyor. Eğer dokunulmazlıklar kalkarsa bu savaşın daha üst boyutta taşınması anlamına gelecektir. Zira 1994'ten sonraki tablo, bu kez sadece Kürt illeri ile de sınırlı kalmayabilir. Anlayana tabii...