Kolombiya-sonlandırılmayan iç savaş

Toplum/Yaşam Haberleri —

13 Eylül 2020 Pazar - 22:30

  • Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da 46 yaşındaki Avukat Javier Ordóñez’in polisler tarafından sokak ortasında elektrikli tabanca ile katledilmesi üzerine, halk sokaklara indi. Duque hükümetinin göstericilere saldırısı sonucu 12 kişi yaşamını yitirdi, 248 protestocu da yaralandı. Saldırılara karşı bugün Bogotá’da büyük bir gösteri yapılıyor.

 

AYKAN SEVER

Kolombiya’da bu günlerde doğrudan devlet ve devlet destekli paramiliter şiddet tırmanıyor. Geçtiğimiz hafta Kolombiya’nın başkenti Bogotá’da 46 yaşındaki Avukat Javier Ordóñez’in ABD’de işlenen Floyd cinayetine benzer bir biçimde polislerce sokak ortasında elektrikli tabanca kullanılarak katledilmesi ve bunun amatör kameralara yakalanması sonrası halk sokağa döküldü. Duque hükümetinin pervasız tavrının verdiği şevkle polis protesto eylemi yapanlara da saldırdı. Çarşamba akşamı gerçekleşen eylemler sırasında en az 12 kişinin polis tarafından öldürüldüğü basına yansıdı. 248 protestocu yaralandı, bunların 63’ü ateşli silahla. Ayrıca 80 kişinin de gözaltına alındığı açıklandı.

 

Duque hükümeti şu ana kadar Ordóñez cinayetine karışan iki polisi açığa almakla yetindi. Polisiye tedbirleri artırmak ve halka dönük şiddeti tırmandırmak için sıkıyönetim uygulamalarıyla gündeme almakla tehdit ediyor. Buna rağmen ülkenin polis şefi Gustavo Moreno Cuma günü bir açıklamayla özür diledi. Savunma Bakanı Carlos Holmes Trujillo’nun istifasını sağlayarak Duque kendine geçici bir rahatlama alanı bulabilir. Ayrıca poliste reform uygulamalarına gidileceği açıklandı, fakat bunun pansuman yapmaktan öte bir anlamının olmayacağı mevcut devlet yapısı itibariyle çok açık.

Hükümete muhalif kanatta yer alan Bogotá Belediye Başkanı Claudia López gibi kimi isimlerin bu süreçte bir taraftan Duque hükümetine mesafe koyarken aynı zamanda eylemcilere de ölenlerin sayıları üzerinden yaptığı spekülatif açıklamalarla uzak durmaya çalıştığı gözlemleniyor. Muhalif Senatör Gustavo Petro’nun Başkan Duque’nin karşısında Bogotá Belediye Başkanı López’i destekleyip şiddeti körükleyen Başkan Duque’yi darbe yapmakla suçlayan yaklaşımı “şiddet istemeyen” orta sınıflar nezdinde puan toplamış gözüküyor. Bu arada polisin içinde bölünmeler olduğu yer yer saldırı emri veren amirlere itaatsizlik yaptıkları bilgisi basında dile getiriliyor.

Toplu katliamlarda artış var

Her şeye karşın halk tepkili ve Korona salgınına rağmen protestoların sürmesi bekleniyor. Nitekim 14 Eylül’de Bogotá’da büyük bir gösteri planlıyorlar. Bazı parklar ve mekanları “ele geçiren” eylemcilerin oraları “halk kütüphanesi” “eğlence yeri” vb. ilan ettiği görülüyor. Tabii bunların silahlı devlet güçleri karşısında ne kadar korunabileceği hayli şüpheli ama bu yine de kentlerde “başka” türlü bir kıpırdanmaya işaret etmesi açısından önemli. Halkta politik inisiyatifin geliştiğinin emareleri olarak görülebilir. Geçtiğimiz yılın son aylarında başlayan, daha sonra da ara devam eden direnişin şimdi daha da güç kazandığını söylemek yanlış olmaz.

Öte yandan ülke genelinde devlet ve devlet destekli paramiliter terörde tırmanış devam ediyor. Son günlerde ülke genelinde yaşanan toplu katliamlarda görünür bir artış var. Yılbaşından bu yana Indepaz’ın verilerine göre 55 toplu katliam yaşanırken (bu rakam geçen yıl toplamda 36) bu saldırılarda 218 kişi hayatını kaybetti. Toplu katliamların genelinden fail olarak devlet destekli çete ve paramiliter güçler görülüyor.

Ayrıca sosyal liderlere ve “barış” anlaşmasıyla birlikte silah bırakmış FARC-EP’nin eski militanlarına dönük saldırılar da sürüyor. Barış anlaşması imzalanmasından bu yana katledilen sosyal lider sayısı binin üzerine çıktı, son olarak 12 Eylül’de Ramón Montejo ve Simón Ochoa isimli çiftçi liderleri Meta bölgesinde bir köyde katledildi. Öldürülen silah bırakmış gerillalardan 225’inciyse Jorge Iván Ramos isimli eski FARC-EP komutanlarından biri oldu.

Halkları teslim alma stratejisinin bir parçası olarak iç savaş

Yukarıda yazdıklarım son dönem olanları özetleyen işin haber kısmıydı. Ortada “Nobel ödüllü” bir “barış” anlaşması olmasına rağmen bütün bunlar niye yaşanıyor sorusunun aslında tek bir sebebi yok ama ana bir nedeni var; 1948’den beri alçalan-yükselen bir seyirle devam eden iç savaşı Kolombiya oligarşisi ve ABD’nin bitirmek istememesi diye özetlenebilir. Daha önce de iç savaşlara sahne olan ülkede bu kez gündeme gelen oligarşi içi çelişkilerin ön plana çıktığı türden değildi. 1948’de “toprak reformu” gibi hedefleri olan popülist lider Jorge Eliécer Gaitán’ın öldürülmesiyle başlayan süreç Kolombiya oligarşisi ve dönemin ABD politikalarıyla bütünleşen militarist aklın, halkları teslim alma stratejisinin bir parçasıydı. Sonraki yıllarda da bu böyle devam etti. Kolombiya ve TC’nin Kore Savaşı’na ABD yanında asker göndermeleri elbette bir tesadüf değildi. 60’lı yılların son periyodundan itibaren Türkiye’nin de benzer bir “iç savaş” sürecine sokulduğunu söylemek sanıyorum fazla abartılı olmaz. Buna itiraz kabilinde dile getirilen “iç savaş iki taraflı olur” türünden yaklaşımların olaya eksik/şematik bakmanın zaaflarını barındırdığını düşünüyorum. Dolayısıyla “devlet”e dair yapılan değerlendirmelerin fazla iyimser olduğu bugün yaşananlar itibarıyla da görülüyor.

Sonuçta Kolombiya’da ister bu cinayetler/katliamlar devlet, devlet destekli paramiliter güçler ya da uyuşturucu kartelleri tarafından işleniyor olsun; bu durum BARIŞ yerine her hâlükârda iç savaşın sürdürülmesi tercihiyle doğrudan bağlantılıdır. Bunun aktüel nedenleri arasında kokain ticaretinin ve bununla ilintili insan kaçakçılığı türünden her tür gayri meşru işin getirisinin Kolombiya oligarşisi ve ABD’li ortakları açısından öneminin yanı sıra; ABD’nin bölgede yürüttüğü militarist hegemonya siyasetinin “kilit taşı” olarak Kolombiya’nın vaz geçilmezliği sıralanabilir.

Bugün toplu katliamlarda neden artış var sorusuna gelince, Korona salgını dünyadaki koka yaprağı üretiminin yüzde 70’ni yapan Kolombiya’nın kokain trafiğini aksatıyor. Geçtiğimiz aylarda TC’ye gönderilecek olan 5 ton kokain gibi yakalanmaların sayı ve miktarlarında görünür bir artış var. Uluslararası alanda yolcu taşımacılığı genel olarak durduğu için bireysel kurye sistemi işlemiyor. Ülkeden ayrılan gemiler de sık sık aramaya maruz kalıyor ve tonlarca kokain pazara ulaşamadan yakalanıyor. Dolayısıyla çarklar eskisi gibi dönmüyor. Katliamların yoğunlaştığı üç bölgenin kokain sevkiyatı için Atlantik Okyanusu’na açılan koridorlar olduğu değerlendirmeleri basında yer alıyor. Ayrıca FARC-EP ile yapılan barış anlaşması sonrası Meksika kökenli Sinaloa Karteli’nin Kolombiya’da etkinliğini artırdığı gözlemleniyor. Yerel kartellerle bu çekişmeyi körüklüyor kuşkusuz. Bir de bunlardan beslenen paramiliter çetelerin elini kolunu sallayarak devletten destekli faaliyet yürüttüğünü göz önünde bulundurursak çoğu zaman oralarda yaşamak mucize olsa gerek. 

9 milyon kişi zorla göç ettirildi

Burada küçük bir “öykü”ye yer vereyim. Bir hafta kadar önce Cauca eyaletinde nehir adası Amargura üzerinde yaşayan Zenú yerli-çiftçi topluluğunu bir sabah Klan Golfo adıyla anılan bir paramiliter grup ziyaret etti. “İki saat içinde pılınızı pırtınızı toplayıp adayı terkedin!” dediler. Yakınlarda yapılan hidroelektrik santrali yüzünden zaten bir süredir hayatlarının tadı kalmamıştı ve silahsızdılar. Devlet mi, ordu mu? Zaten Klan Golfo’yu üzerlerine salan kimdi, kimi kime şikayet edeceklerdi? Verilen mühlet bitmeden doğup büyüdükleri yeri terk ettiler. Kim bilir nereye gittiler, gidecekleri bir rotaları olmadan. Tıpkı son altı yılda zorla göç ettirilen yaklaşık 9 milyon kişi gibi.

Burada unutmadan Venezuela sınırı yakınlarındaki katliamlara da dikkat çekmekte yarar var. Bu bölgede gerçekleşen katliamlarda Venezuelalı göçmenler öldürülüyor. Faillerin Venezuela’daki yönetime karşı faaliyet gösteren paramiliter örgütler olduğu sanılıyor. Sanılıyor diyorum, çünkü hiç bir zaman yakalanmıyorlar. Bunlara ek olarak Korona salgını sürecinde bazı paramiliter gruplar bölgeler arası seyahat yasağı, sokağa çıkma yasağı, zorunlu karantina türünden politikalar geliştirdiler ve bunlara uymayanları kendilerince öldürerek cezalandırdılar.

Bitirmeden yaşanan katliamların ülkede egemenlerce nasıl adlandırıldığına da dikkatinizi çekmek isterim. Egemenlerin dili olanlara “masacres”/katliam demek yerine “homocidios colectivos”/toplu cinayet demeyi tercih ediyor. Toplu cinayet kavramı örneğin ABD’de gerçekleşen bir okula dalıp önüne geleni öldüren bireysel saldırılar için kullanılabilir. Münferit vaka sayılabilir. (Bana sorarsanız bu bile devletin silahlanmayı teşvik eden politik tercihleri nedeniyle tartışma konusudur.) Fakat Kolombiya’da gerçekleşenler önemli ölçüde devletin bir biçimde işin içinde yer aldığı belli bir politik bağlam doğrultusunda, belli bölgelerde gerçekleştirilen sistematik katliamlardır. Kurbanlar itibarıyla da böyledir. Daha da genelleştirirsek katliamlar iç savaşın sürdürülmesinin/derinleştirilmesinin biçimlerinden biridir. Bugün gerçekleştirilen katliamların genelde (sosyal liderlere/yerlilere dönük olanların) yeni maden, petrol ve koka ekim alanı açmak için yapıldığı, öldürülenlerin kapitalist, kültürel yağmaya karşı çıkan insanlar olduğu görülüyor. Bu yaşanan sürece artık belki de “Öldüren Barış” değil “Bitirilmeyen İç Savaş” demek daha doğru olacak…

Anlaşılan Kolombiya başlığını daha çok konuşmaya devam edeceğiz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.