Türkiye Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki 4 siyasi partinin, yeni anayasanın ‘’temel hak ve özgürlükler’’ bölümünde görüşülmeyen maddelerine ilişkin önerilerini, 25 Temmuz akşamına kadar Meclis Başkanlığı’na sunacaklarını, Komisyon’un 1 Ağustos’ta toplanacağını söyledi.
Çiçek, dünkü Anayasa Uzlaşma Komisyonu toplantısının ardından, gazetecilere yaptığı açıklamada, komisyonun mutat toplantısını yaptığını ifade etti. BDP’nin önceki gün Komisyon Başkanlığı‘na, 20 Temmuz’a kadar izinli sayılmasına yönelik bir dilekçe verdiğini hatırlatan Çiçek, şöyle konuştu: ‘’Esas itibariyle çalışmalarımıza yaz boyunca da devam ediyoruz. Çalışmalarımız 3 şekilde oluyor: Bir; 12 kişilik komisyonun yaptığı toplantılar, iki; yazım komisyonu olarak her partiden bir arkadaşımızın danışmanlarla yaptığı toplantı, üçüncüsü ise; her siyasi partinin gerek yazım gerek Uzlaşma Komisyonu’nda müzakerelere hazırlık alamında kendi içinde yaptığı toplantılar var. CHP’nin de önümüzdeki hafta kurultayı var. Bunu da hesaba katarak şöyle bir karar aldık; 25 Temmuz akşamına kadar 4 siyasi partimiz ‘temel hak ve özgürlükler’ ile ilgili görüşülmemiş tüm maddelerle ilgili olarak görüşlerini Meclis Başkanlığı’na vermiş olacaklar. Bu gelen görüşleri, diğer partilere dağıtacağız. 1 Ağustos saat 11.00’de toplanmak üzere çalışmalarımızı bu şekilde sürdüreceğiz. Uzlaşma Komisyonu bu şekilde çalışmalarına devam ediyor.’’
Bir gazetecinin, ‘’BDP’nin izin talebi sonrası böyle bir çözüm bulundu. İzin talebi kabul edildi, diyebilir miyiz?’’ sorusuna Çiçek, ‘’Hayır. Daha evvel de zaman zaman Salı ve Perşembe günü Uzlaşma Komisyonu toplantıları yapılıyordu. Bunu aksattığımız, zaman zaman buna ara verdiğimiz de oldu. Yeni bir şey yapıyor değiliz. Geçmişte de bunun uygulamaları var’’ karşılığını verdi.
Parantez içi meselesi
BDP’nin, ‘’her görüşlerinin parantez içine alındığına’’ yönelik eleştirilerinin hatırlatılması üzerine ise Çiçek, yapılan işlerin, birlikte karar verilen bir usul çerçevesinde yürütüldüğünü, her konunun burada konuşulduğunu ve konuşulacağını kaydetti. Çiçek, ‘’Mutabık kalınan hususlar ona göre... Bir veya iki parti farklı düşünüyorsa, onu da paranteze alarak sonradan tekrar görüşmek üzere, mesafe katetmek için bulduğumuz bir yöntemdir. Bunlar üzerinden hemen olumsuz anlamlar çıkarmak doğru olmaz. İşin zor kısmı zaten yazım sürecidir. Onun için her konu burada konuşuluyor, tartışılıyor, mutabık kalınan hususlar var, tekrar müzakere edilmesi gereken hususlar var. Bu çalışma usulu ile ilgili Komisyon’un bulduğu bir yöntemdir. Dün, evvelsi gün, daha evvel olandan farklı bir durum söz konusu değil’’ diye konuştu.

AKP: Çözüm birden fazla


Komisyon’un AKP’li Üyesi Ahmet İyimaya, toplantıya girerken gazetecilerin soruları üzerine, izin isteyen BDP dışındaki üyelerle toplanıp gereğini karar olarak ortaya koyacaklarını ifade etti. İyimaya, çalışmaların BDP’siz devam edip edemeyeceği sorusuna, ‘’Ben sürecin işlerliğine engel bir halin olmadığını düşünüyorum. Kolektif hukukta bunların karşılığı vardır. Onları müzakere ederiz. Ancak ortak karar verilir. Bireysel görüş olarak ‘şu olur, bu olur’ diyemem, o saygısızlık olur. Çözüm bir değil birden fazla’’ karşılığını verdi.
AKP Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin de aynı sorulara, Komisyon’un 15 maddeden oluşan çalışma usul ve esaslarını hatırlatarak, ‘’Üç kere mazeretsiz katılmayan masadan kalkmış sayılır’’ dedi. Şahin, ‘’İzinli sayılabilirler mi?’’ sorusuna, ‘’İzin verilebilir. Bunu değerlendireceğiz’’ karşılığını verdi. 


CHP: BDP’siz olmaz

Komisyon’un CHP’li Üyesi Süheyl Batum da konuyla ilgili soruları yanıtlarken, ‘’4 parti mutlaka oybirliği yapacak derken, biri olmaz ise 3 partinin devam etmesi etik olmaz’’ dedi. Batum, ‘’Diğer arkadaşların da ‘BDP yokken devam edelim, 20 Temmuz’dan sonra karar veririz’ diyeceklerini tahmin etmiyorum’’ görüşünü belirtti.
BDP ve diğer partilerin getirdiği her öneriyi tartıştıklarını anlatan Batum, şöyle konuştu: ‘’Getirilen öneri üzerinde uzlaşıldıysa yazıyoruz ama tümüyle uzlaşılmayan maddeler varsa onları bölümün sonuna bırakıyoruz. Eşitlik maddesi gibi...Bazı noktalarda da mesela BDP, adil yargılanma konusunda ‘tercih ettiği dil’ dedi, biz ise ‘tercih ettiği dil olmaz, anladığı dil diyelim’ dedik. AİHM kararlarında da bizim mevzuatımıza da uygundur. Eğer insan dili anlamıyorsa tercümandan yararlanabilir. Ama bu ‘tercih ettiği dil’ olamaz. O zaman ‘Ben Portekizce istiyorum’ derse, Portekizce mi yapacak? Dünyada da böyle bir şey yok. Bunu parantez içine koymuştuk. Aynı şey düşünce özgürlüğünde geldi, ‘ tercih ettiği dil’ dendi, böyle bir şey yoktur. İyimaya da ‘Tamam bunu da paranteze alalım’ deyince, Önder de ‘baştan atıyorsunuz, tartışalım’ dedi. Ben burada bir haklı haksız aramıyorum ama olay aynen böyle oldu. ‘Bugüne kadar bütün önerdiklerimiz kabul edilmiyor’ da doğru değil, ama ‘Tamam onu paranteze atalım’ demek de...Tartışıp neden olup olmayacağını konuşabilirdik. Dünyada bir örnek varsa ona bakarız. BDP Grubu tepki gösterdi ve ara istedi. Onlar olmadan devam etmek diye bir şey ne etik ne amaca uygun olur, meşruiyetini kaybeder.’’

MHP: Kendi takdirleri

BDP’nin talebini nasıl değerlendirdikleri sorusuna Toskay, ‘’Konuşulan bir maddede tam ittifak olmadığında parti veya partiler kendi görüşünü tutanaklara geçiriyor. Toplantı sonucunu ortaya koyan belgede de yer alıyor. Dün böyle bir şey oldu. Toplantıyı yöneten İyimaya, ‘Anlaşılan BDP bizimle hemfikir değil, BDP’nin muhalefet şerhi olarak yazıp geçelim’ dedi. Önder, bugüne kadar alışılmış yöntemi kabul etmeyeceklerini ve partide değerlendirmesini yapacaklarını belirterek toplantıyı terk etti ve 20 Temmuz’a kadar katılmayacaklarını söyledi. Bundan sonrası kendi takdirleridir’’ dedi.

Arınç: Medeni bir davranış


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da dün BDP’nin tavrıyla ilgili soruya yanıt verdi. Yeni anayasa konusunda Meclis’te oluşturulan komisyonun çalışmalarında yaşanan gerilimi hatırlatan bir gazetecinin, BDP’nin anadil konusundaki talebi nedeniyle masadan kalkmayı düşündüğünü söylemesi üzerine Arınç, şunları söyledi: ‘’Şüphesiz farklı düşünen partiler olabilir ama hiçbir parti anlaşmadan masadan kalkmamak üzere sözleşmişlerdi. BDP’nin tavrı da esasen bunu öngörüyor. ‘Her konuda bazı şeyleri öne sürmek suretiyle BDP’nin düşüncelerine izin ve imkan verilmiyor; biz bunu şikayet ediyoruz’ diyorlar. Bu, bence medeni bir davranış. Bu konuyu da Anayasa Komisyonu’nun görevine devam ederek, kendi içinde çözümlemesi gerekir. Ben hiçbir partinin millete verdiği söz karşısında masadan kalkmayacağını, Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni, çağdaş ve sivil bir anayasaya yıl sonuna kadar kavuşmak için tüm güçleriyle çalışacağına inanıyorum.’’


BDP’li Önder açıklamıştı


Anayasa Uzlaşma Komisyonu Üyesi ve BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 20 Temmuz’a kadar komisyon çalışmalarından izinli sayılmalarına ilişkin dilekçelerini önceki günkü Komisyon toplantısına başkanlık eden AKP Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya’ya vermişti. Önder, önerilerinin tartışılmadığını, üç siyasi parti temsilcilerince ‘’parantez içine alalım’’ denilerek geçilmek istendiğini söylemişti.
Önder, BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ile birlikte önceki gün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, yeni anayasa yazımı çalışmalarında gelinen durumu değerlendirmişti.

Öcalan fobisi

Önder, Komisyonun Cuma günü yaptığı toplantıda ‘’ceza hukuku güvenceleri’’ görüşülürken, ‘’Tutuklu ve hükümlülere; işkence yapılamaz ve zalimane, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz. Tutuklu ve hükümlünün kimliğini yok etmek, zihinsel ve fiziksel kapasitesini azaltmak amacıyla zihni ve bedeni üzerinde her türlü yaptırım ve tecrit uygulanması yasaktır’’ önerisinde bulunduklarını belirterek, ‘’Bunu hukukun hangi evrensel süzgecinden geçirseniz geçirin burada itiraz edilecek hiçbir şey yok. Deniliyor ki ‘Siz bunu Öcalan’ın ev hapsi için veriyorsunuz, bu Öcalan için dizayn edilmiş madde...’ Diğer 3 siyasi parti de buna katılmadığını beyan etti. ‘Söylediklerinize itiraz etmiyoruz’ diyorlar ama ‘bu Öcalan’ı ilgilendiriyor.’ ‘Siz hukukun evrensel ilkelerini bir şahıs söz konusu olduğunda ihlal edebilirsiniz’ gibi garabet bir yaklaşım. Oysa aynı durumda olan binlerce tutuklu var ülkede’’ demişti.
Önceki günkü toplantıda ise ‘’düşünce ve ifade özgürlüğü’’ maddesi görüşülürken, BDP olarak ‘’Herkes düşünce, ifade ve kanaat özgürlüğüne sahiptir. Hiçkimse her ne sebep ve amaçla olursa olsun düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. Herkes düşünce ve kanaatlerini tercih ettiği dilde hukuken meşru bütün araç ve yollarla tek başına veya toplu olarak ifade etme ve yayma özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın haber, bilgi ve düşüncelere ulaşmak, bunları yayma serbestliğini de kapsar’’ önerisinde bulunduklarını ifade eden Önder, şöyle konuşmuştu: ‘’Diğer siyasi partilerden gelen öneriler saatlerce tartışılabiliyor. Bugün bu mesele konuşulurken ‘tercih ettiği dil’ meselesi, hiç üzerinde durulmadan, ‘tamam bunu paranteze alıp geçelim. Bu BDP’nin bir gayretkeşliğidir’ denilerek diğer üç siyasi parti de buna katılmadı. Daha sonra biz, ‘bunu tartışalım’ dediğimizde, Türk milletine bir anayasa yapıldığı ve bunun bu ülkeyi böleceği dile getiriliyor Komisyon’da. Bir insan düşüncesini kendi diliyle açıklayamazsa nasıl açıklayacak? Bu ülkeyi niye bölsün? Tersinden okuduğumuzda siz bu ülkede nüfusu 15-20 milyon olan halka, ‘sen düşünceni açıklama’ ya da ‘kendi dilinden başka bir dilde açıkla’ anlamına gelir. Buna niye ihtiyaç var denilebilir. Kürtçe konuşmak, kamusal alanda bir Kürtçe işlem yapmak, mitingde Kürtçe şarkı söylemek ya da slogan atmak, yürütülen mahkemelerde suç delili sayılıyor. Biz bunun paranteze alınamayacağını, en genel ilke olarak bu ülkede hürriyetlerin birleştireceğini, yasakların böleceğini ifade ettik.

Partilerinize baskı yapın
Düşünce ve ifade özgürlüğünde bile bir halkın diline, kim olursa olsun tahammül edememek, bu ülkede İngilizce, Fransızca, Almanca her türlü bildiri seminer yapılacak, Kürtçe yaptığınızda örgütsel faaliyetinize delil sayılacak ve biz bunu anayasada güvence altına alamayacağız. Bu iklimde nasıl bir anayasa yapılır, doğrusu merak içindeyiz. Başta da bunu beyan etmiştik, biz bu anayasa çalışmasından asla ve asla çekilmeyeceğiz. Böyle bir tavrımız, tarzımız şimdilik bugünkü koşullarda kesinlikle yok. Bunu yetkili kurullarımızda değerlendirmeye şiddetle ihtiyacımız var. Ne zaman bir anadil meselesi geldiğinde otomatik refleksle ‘katılmıyoruz, katılmıyoruz, katılmıyoruz.’ Diğer üç siyasi partinin kitle tabanına da sesleniyorum; Bu ülkenin geleceğini, barışını tesis edecek bir şey üzerine çalışıyoruz, kendi partilerinizin yaklaşımı bundan ibaret. Barış istiyorsanız, bu ülkede sizin sahip olduğunuz her hakka herkesin sahip olmasıyla mümkündür. Bu konuda partilerine baskı yapmaya, duyarlılık telkin etmeye çağırıyorum. 82 Anayasasının gerisindeki zihniyeti dile getirmek bu ülkenin geleceğine ve barışına yapılmış suikasttır.’’

Kamuoyuyla paylaşma hakkı

Önder, ‘’Çalışmalar tıkandı mı?’’ sorusuna, ‘’Yok, öyle bir noktada değiliz. Biz bugüne kadar anayasa süreciyle ilgili olarak basının karşısına bir kez bile çıkmadık. Fakat şerhimiz de vardı, ‘kamuoyuyla paylaşacağız’ diye. Bu hakkımızı ilk kez kullanıyoruz. Her maddeye, bismillah gibi ‘milli güvenlik, kamu düzeni, genel ahlak’ ile başlanıyor. Bıktık usandık bundan. Halka şikayet ediyorum. Her maddede, özgürlükler için sınırlandırma gerekçesi bu olamaz. Hepsine itirazımız var. Öyle fenni gübre gibi her yere serpiştiriyorlar. Neredeyse utanılmasa ‘aile terbiyesi’ de diyecekler. Anayasa böyle yapılmaz. Milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlak, sınırları belli olan normlar değil. Zamana, yere, şekle göre değişken kavramlardır. Anayasa, çok net çerçevelenmek zorundadır. Biz böyle şeyleri anayasada istemiyoruz’’ diye konuşmuştu.


 ANKARA