Kürt Halk Önderi’nin esaret günleri 14.yılına giriyor. Bu, normal bir tutuklunun 140 yılına bedeldir. Tek kişilik bir cezaevinde kalmak ayrı bir şeydir. Son bir yıl dışında hiç kimseyle yan yana gelmemişti. 14 yılın tümü hesaba katılırsa avukatlarıyla iki ayda bir; ailesiyle ise altı ayda bir görüşmüştür. Bu koşullarda tek kişilik hücrede 13 yıl kalmak ancak çok güçlü sanat ve edebiyat diliyle anlatılabilir. Böyle bir siyasi kişiliğin ve Halk Önderinin yaşadıklarını birkaç roman bile anlatamaz.
Kürt Halk Önderi’nin çok zor koşullarda ve ağır tecrit altında 13 yıldır cezaevinde bulunması neredeyse sıradan bir durum gibi ele alınıyor. Özellikle devlet ve yeminli Apo düşmanları bu 13 yılı halkın ve kamuoyunun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Kendileri 13 yıl değil, 13 ay tek kişilik hücrede kalamayacak olanlar her gün Kürt Halk Önderine küfrediyorlar, iftiralarda bulunuyorlar. Devletin psikolojik savaş merkezinin ürettiği yalanları bir gerçekmiş gibi dillendiriyorlar. Bazıları zaten devletin psikolojik savaş unsurları haline gelmiş bulunmaktadır. Ancak gerçek olan, İmralı’da zor koşullarda geçmiş olan 13 yıllık yaşamdır. Hatta bu Önderliğin 60 yıllık yaşamıdır. Dünyada bir amaca bu düzeyde kilitlenmiş başka bir yaşam görülmemiştir. Bir Önderin halkı için bu düzeyde bir yaşam sürdürmesine tanık olunmamıştır. Bu Önderlik sadece bu 13 yılda değil, 60 yıllık yaşam boyunca sınırları belli bir mekanda yaşamını sürdürmüştür. Kendine ait bir yaşamı olmamıştır. Kürt halkının yüksek düzeyde bağlılığının nedeni de budur. Sadece militanlar değil bu Önderliğin yanında birkaç gün, hatta birkaç saat kalan halktan insanların bağlılığı da sonsuz olmuştur.
Bu Önderliğe büyük düşmanlık yapanlar da vardır. Çünkü bu Önderliğin olduğu yerde kimse bu halkı kandıramıyor. Bu halkı kandırıp sırtından geçinemeyenler şimdi bu Önderliğe her türlü düşmanlığı yapmaktadırlar. Türk devleti nasıl ki bu Önderliğin yarattığı bir mücadeleyi tasfiye edemediği için öfkeleniyorsa, bazı Kürtler de bu Önderliğin olduğu ortamda kandıracak Kürt bulamadıkları için öfkelidirler.
Bunlar da Türk devleti gibi “PKK halkı kandırıyor” diyebiliyor. Bu zavallılara göre halk =cahil olduğu için PKK’nin peşinde gidiyormuş. Halka söyleyecek sözleri olamayanlar şimdi halkı PKK’nin peşinden gitmekle suçluyorlar. ABD başkanı Abrahim Linkolin’in bir sözü var, “bir kişiyi sürekli kandırabilirsiniz, bir topluluğu bir süre kandırabilirsiniz, ancak bir halkı ise çok kısa bir süre dışında kandıramazsınız” diyor. Bu Önderliğin mücadelesinin 40 yıllık olduğu düşünülürse, bu halkın PKK tarafından aldatıldığını söylemek en başta da Kürt halkına hakarettir, Kürt halkına küfürdür. Kürt halkı onlarca yıllık ağır bedelleri olan mücadele içinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu çok iyi öğrenmiştir. Bu dünyada Kürt halkı kadar mücadele içinde bilinçlenen ve pişen başka bir halk yoktur. Dolayısıyla Kürt Halk Önderine hakaret edilirken esas olarak da Kürt halkına hakaret etmektedirler.
Bugün Kürt Halk Önderine saldırmada devlet ve yeminli Apo ve PKK düşmanları birleşmiştir. Kuşkusuz aynı zamanda Kürt halkının özgürlüğünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyenler de ortak hareket etmektedir. Bu Önderliğin yürüttüğü mücadele bugüne kadar önemli siyasal ve toplumsal sonuçlar ortaya çıkardığı gibi, önümüzdeki dönemde daha somut sonuçlar doğuracak bir özellik kazanacağı şimdiden görülmektedir. Türk devleti saldırılarını ne kadar arttırırsa arttırsın kırk yıllık mücadelenin birikimi her zamankinden fazla sonuçlar doğuracak bir güce sahiptir.
Uluslararası komplo PKK’yi tasfiye etmeyi hedeflemişti. Ancak geçen 13 yıl komplocuların başarısız olduğunu kanıtlamıştır. Bugün PKK daha güçlüdür. Kürt Halk Önderi İmralı’da “tarihi komplolar gelişmeleri durdurmaz, hızlandırır” diyerek bugünleri öngörmüştü.
PKK siyasal olarak büyük başarılar kazanmıştır. Ancak siyasal başarıyı devlet olmak ya da somut siyasi statü olarak ele alanlar bu siyasi kazanımları yeterince anlamıyor. Siyasi kazanımları tam anlayamadıkları gibi, sosyal, kültürel ve ulusal alandaki büyük kazanımları da göremiyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi esas olarak da ulusal, siyasal ve kültürel alanda büyük başarılar kazanmıştır. 13 yıllık esaret koşullarında Kürt Halk Önderi bu koşulları daha da geliştirmiş ve zenginleştirmiştir. Bu nedenle komplo başarısız kalmıştır diyoruz.
Eğer Kürt sorununu çözümünde esas aktör hala bu Önderlik ise ve bu gerçek birçok çevre tarafından kabul ediliyorsa bu bile başlı başına komplonun başarısızlığının kanıtıdır. 1999 öncesi mücadele bu Önderlik etrafında sürüyordu; gelişmeleri bu Önderlik etkiliyordu; şimdi de gelişmeleri bu Önderlik etkiliyor ve mücadele de İmralı odaklı sürüyor.
7 aylık tecrit, mücadelenin İmralı odaklı sürdüğünü gösteriyor. Devletin irade kırma savaşına karşı tüm Kürt halkı direniyor. Ağır baskılara rağmen Kürt halkının direnişi göstermektedir ki bu Önderlik özgürleşmeden ne bu mücadele durdurulabilir ne de Kürt sorunu çözülebilir.
Kürt sorununun çözümüyle bu Önderliğin özgürlüğü artık iç içe geçmiştir. Bu Önderliğe yaklaşımın değişmesi, aynı zamanda devletin bir çözüm sürecine girdiği anlamına gelecektir. Tarihte Kürt Önderlerinin konumu ve kaderi nasıl ki o dönemdeki mücadeleyi belirlemişse, bugün de durum aynıdır. Önderliği etkisizleştirip tasfiye etmek çözümsüzlükte ve yok etmede ısrar anlamına geldiği gibi, Önderliğe olumlu yaklaşım ve özgürlüğünün gerçekleşmesi de bu politikanın bırakılıp Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını tanımak anlamına gelecektir.
Kürt halkının özgürlüğüyle Kürt Halk Önderinin özgürlüğü arasında böyle bir diyalektik bağ vardır. Kürt halkı bu bağın çok iyi farkında olduğundan ve bilince çıkardığından Önderliğine sahiplenmekte ve özgürlük mücadelesini bu eksende yükseltmektedir.