Komplo, direniş ve günümüz…
Forum Haberleri —

Gerilla
- Çeyrek asır PKK ve liderliğini başta Suriye olmak üzere tüm dünyada tasfiye etmek isteyen dinamikler 26 yıl sonra sahada bambaşka bir realite ile karşı karşıyalar. Tasfiye olan Özgürlük Hareketi değil, tasfiye olan statükocu despotik ulus-devlet iktidarları ve paydaşları, gerici grup ve hareketlerdir.
SELAHATTİN SORO
9 Ekim 1998 Uluslararası Komplosu’nun üzerinden 27 yıl ve 15 Şubat 1999 Kürt Soykırım Günü ve Komplosu’nun üzerinden ise 26 yıl geçmiş bulunuyor. 9 Ekim nasıl ki sıradan bir gün değildi, 15 Şubat da sıradan bir gün olmayacaktı. İnsanlığa ilham kaynağı olan büyük devrimci Che Guevara’nın 9 Ekim 1967’de Bolivya’da katledildiği gün, 15 Şubat 1925 ise Şêx Saîd Efendi’nin isyan ederken bir ihanet sonucu esir alındığı güne tekabül etmektedir. Uluslararası güçler ve bölgesel gerici dinamikler Önder Öcalan’ı 9 Ekim 1998 yılında Suriye’den çıkması için bölgesel bir savaşla tehdit etmiş ve çıkışına neden olmuşlar, 15 Şubat 1999 yılında da Önder Öcalan’ı Kenya’nın başkenti Nairobi’de Yunanistan Büyükelçiliği’ne ait bir konutta esir almış ve Türk devletine adeta hediye etmişlerdir. Önder Öcalan bu günler ve yıllar hakkında komplo ve İmralı mutlak esaret sürecinde çok derin tahlil, analiz ve çözümlemelerde bulunmuş ve bunu ciltler dolusu savunmalarında anlatmaya ve kavratmaya çalışırken İmralı’yı da bir Özgürlük ve Direniş Okulu ve Ekolüne çevirmiştir. Komplo sürecinde başta İngiliz derin siyaseti ve politik akademi dünyası Önderlikten sonra Kürt siyasal hareketine ve gerillasına ömür biçmiş ve bu gerçekleşmeyince de hayal kırıklıklarını itiraf etmekten geri kalmamışlardır. Onların hesabına göre Kürtler liderleri esir alınınca tarihte olduğu gibi parçalanıp bölünecek ve nihayetinde de en az 6 ay içerisinde dağılıp tasfiye olacaktı. Lakin tarih bunun böyle olmadığını, olamayacağını çok çarpıcı bir biçimde göstermekten geri kalmayacaktı.
15 Şubat 1999 Komplosu ile Rusya, İran, Mısır, ABD, AB, İngiltere ve Kürt ihanet şebekeleri başta olmak üzere bir çok bölgesel ve küresel aktör Önder Öcalan şahsında Türklerin tarihsel Kürt inkarı ve düşmanlığını da kullanarak 3. Dünya Savaşı emellerini ve hedeflerini hayata geçirmek için bir manivela olarak kullanmak istemişler ve bu komplo ile Kürtleri Öndersiz, Örgütsüz ve Savunmasız bırakarak kendi hizmetlerine almayı hedeflemişlerdir. Geçen süre, tüm dünyaya ve başta da komplocu güçlere şunu çok net ispatlamıştır ki, Kürtler ne Öndersiz, ne Örgütsüz ne de Savunmasız kalmışlar, tam aksine küresel düzeyde dünyanın hayranlığını, güvenini, sempatisini ve öncülüğünü kazanır hale gelmişlerdir. “Jin Jiyan Azadî” ile Kürt kadını 21. yüzyılın Özgürlük Sembolü, umudu ve sloganı haline gelmiştir. Çeyrek asırdır esaret ve komplo koşullarında tutulan Önder Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi tarihte benzeri bulunmayan bir çıkış yaratarak bırakalım sadece Bakur Kürtlerini etkilemeyi, dört parça Kürdistan’ı derinden etkilediği gibi, gücü ve etkisi tüm Ortadoğu’da derinden hissedilirken bu gücünü küresel düzeye taşırmış bulunmaktadır.
Sahada artık başka realite vardır
Komplo ile Suriye üzerinden bölgeye 3. Dünya Savaşı emellerini gerçekleştirmek için müdahalede bulunan güçler Önder Öcalan’ın İmralı sürecinde geliştirdiği ideolojik, politik ve askeri hamleleri ile boşa çıkartılmış ve fiili müdahale ancak 2011 sonrasında Arap Baharı konjonktüründe El Nusra ve nihayetinde DAİŞ barbarlarının Suriye zemininde kendini göstermesiyle ancak müdahale edebilmişlerdir. Suriye BAAS Rejimi eski klasik katı ulus-devlet zihniyetini aşmayan despotik bir rejim olarak halklara zulüm ve baskı üzerine inşa olmuş bir karakterdeydi. Arap Baharı Suriye zemininde sisteme ve rejime karşı ciddi bir öfkeye dönüşünce Suriye üç temel dinamiğin savaş ve mücadele alanı haline geldi. Şam merkezde geleneksel katı ulus-devletçi BAAS faşist iktidarı, DAİŞ, El Nusra ve onların türevi olan islamofaşist gruplar, ki bunlar Ortadoğu gericiliğinin geleneksel yanını temsil etmekteler, diğeri ise Rojava öncülüğünde Kürt Özgürlük Hareketi’nin temsil ettiği ve Kuzey ve Doğu Suriye bileşenleri olarak da adlandırılan Demokratik Ulus ve bileşenleri olmaktadır. Suriye adeta bin yılların çelişki, çatışma ve mücadele sahası haline gelmiş bulunmaktadır. Hitit-Mısır, Osmanlı-Safevi, Ali-Muaviye, Davut-Golyat sanki tekrar canlanmış ve yeniden bir hesaplaşmaya girişmişlerdir. İmralı sürecinde Önder Öcalan’ın açığa çıkardığı Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü paradigma Kuzey ve Doğu Suriye’de dünyaya ilham veren bir devrimle taçlanmış ve adeta bir özgürlük vahası konumuna ulaşmıştır. Kuşkusuz bu Önder Öcalan’ın 20 yıl boyunca Suriye ve Lübnan zemininde verdiği emsalsiz emeğin ve çabanın sonuçları ile mümkün olmuştur. Oysa komplo ile amaçlananın tam aksine komplodan tam 15 yıl sonra Rojava’da bırakalım Kürtlerin ve hareketlerinin tasfiye olmasını, Kürtler Kobanê’yi DAİŞ barbarlarından özgürleştirerek büyük bir devrim ile komploya ve komploculara yanıt vermiştir. Türk devleti Arap Baharı ile birlikte adeta sahaya Neo Osmanlı hedeflerini gerçekleştirmek için büyük bir hayal ile giriş yapmış ve akabinde Suriye’yi cehenneme çevirecek sürecin ana sponsoru olmuştur. Burada öncelikli hedef Misak-ı Milli sınırlarını yeniden oluşturma iken, diğer hedefi ise Suriye ve Lübnan zemininin Önder Öcalan’a 20 yıl boyunca açık olmasının intikamını almak istemesiydi. Bu intikam duyguları ve tarihsel Kürt düşmanlığını da birleştirince adeta sahada tüm terörist islamofaşist unsurlara destek olmuş ve kol-kanat germiş, bu grupları Kürt halkının üzerine amansızca ve acımasızca sürmüştür. Tarihsel olarak büyük yenilgi almış olsalar da halen bu saldırgan politikalarını devam ettirmektedirler. Komplonun üzerinden çeyrek asır geçmesine rağmen komplonun merkezi olan Suriye zemininde bırakın Kürtleri tasfiye etmeyi Kürtler yarattıkları Demokratik Ulus devrimiyle Suriye’nin en temel belirleyen dinamiği olmuş ve bu gücünü ve modelini yeni Suriye’nin temel çözüm projesi olarak sunmak konumuna gelmiştir.
Ne ilginçtir ki, PKK’nin de kuruluş günü olan 27 Kasım 2024 gününde Colani liderliğinde İdlib bölgesinde iktidarı elinde bulunduran EL Nusra türevi Heyet Tahrir El Şam-HTŞ ani bir hareketle yönünü İdlib’den Şam’a çevirmiş ve 12 gün içerisinde Esad yönetimini devirip iktidarı ele geçirmiştir. Çeyrek asır PKK ve liderliğini başta Suriye olmak üzere tüm dünyada tasfiye etmek isteyen dinamikler 26 yıl sonra sahada bambaşka bir realite ile karşı karşıyalar. Tasfiye olan Özgürlük Hareketi değil, tasfiye olan statükocu despotik ulus-devlet iktidarları ve paydaşları, gerici grup ve hareketlerdir. Katı ulus-devlet anlayışı ve zihniyeti kendisini değişim ve dönüşüme kapatarak halklara en küçük demokratik bir hakkı dahi reva görmezken 3. Dünya Savaşı gerçekliğinde mevcut realitenin öngördüğü yıkım ve tasfiyeden kurtulamamaktadır. Önder Öcalan İmralı Savunmaları’nda bunu çok etraflı ve kapsamlı bir biçimde çözümlemiş ve değişim ve dönüşüme kapalı tüm sistemlerin mevcut konjonktürde tasfiyeden kendilerini kurtaramayacağını belirtmiştir. Önder Öcalan’ın çözümleme, analiz ve teorileri adeta bir kehanet düzeyinde bir bir doğrulanmaktadır. Türk devleti bu kaos sürecinden daha çok neo osmanlı hezeyanlarla kârlı çıkmayı esas alırken aslında hem katı ulus-devlet siyasetini korumak istemekte hem de bu modeli bölgesel düzeyde Kürt inkarı ve soykırımı siyasetine maddi zemin haline getirerek bölgesel hegemon olmayı amaçlamaktadır. 15 Şubat Komplosu’nu ve 26 yıllık İmralı rejimini de bu stratejisinin temel paradigması haline getirmiş bulunmaktadır.
Direnen Önderlik, direnen halk
2015 yılı itibari ile Kürtlerin başta Rojava ve Kuzey ve Doğu Suriye’de açığa çıkardığı Demokratik Devrim ve bunun küresel yansımaları ve sonuçları, hem de Önder Öcalan’ın açığa çıkardığı teorik, ideolojik ve örgütsel zihniyet düzeyi Türk devletini Cumhuriyet tarihinin en büyük soykırım saldırısına sevk etmiş, Çöktürme Eylem Planı ile 10 yıldır aralıksız bir savaş ve soykırım saldırısı yürütmektedir. Gelinen aşamada ülke, bölge ve dünya gerçekliği bu çöktürme politikasının kendisinin derin bir çöküş ve çıkmazı yaşadığı görmektedir. Önder Öcalan gerçekliği karşısında adeta diz çökmüş ve derin bir kaos ve kriz içersinden nasıl çıkacağını bilemez haldedir. İnkar ve imhadaki ısrar tıpkı Suriye BAAS rejimi gibi sistemin gözlerini kör etmiş durumdadır. Her boyutuyla derin bir çürüme ve yozlaşmayı yaşayan Türk siyaset aklı ve sistemi eğer mevcut süreçte akilane ve samimi bir çözüme yanaşmaz ve adım atmaz ise bölgede başlayan domino müdahale sürecinden kendisini kurtaramayacaktır. Kaldı ki askeri, siyasi, kültürel, ahlaki ve ekonomik alanlar başta olmak üzere sistem, devlet ve toplum çok yakıcı bir çürüme ve yozlaşma yaşamaktadır. Bunun temel sebebi ise inkar ve soykırım sistemindeki ısrardır. Bu durum adeta iktidar ve uygulayıcılarını kör etmiş bulunmaktadır. Sistem sahipleri küresel bir teşhir ve izolasyonu yaşarken, Önder Öcalan ve Kürt halkı hareket olarak tüm dünyanın sempatisini, ilgisini ve teveccühünü kazanırken adeta 21. yüzyılın parlayan yıldızı olmuştur. Çeyrek asırdır İmralı Ada zindanında sürdürülen emsalsiz soykırım ve mutlak tecrit politikası tersine dönmüş, Kürtler ve Önderlikleri küresel düzeyde kabul ve onay görürken Türk devleti ve rejimi izole olmakta adeta sahipleri tarafından taşınamaz ve kabul edilemez bir yük teşkil etmektedir. Feth edenlerin feth edilmesi gibi bir durum bu çeyrek asırda açığa çıkmış bulunmaktadır. Özgürlük Hareketi ve ideolojik-paradigmasal durumu öncesi ve sonrası olmayan, kendine has özellikleriyle bırakın komplo ile yenilmeyi tam tersine başta dört parça Kürdistan’da olmak üzere tüm dünyada ideolojik-politik-örgütsel öncülük düzeyini geliştirmiş halkların gönlünde taht kurmuştur. Özellikle 10 Kasım 2023 yılında başlatılan ‘Önder Öcalana Özgürlük, Kürt Sorununa Demokratik Çözüm’ Hamlesi küresel düzeyde başta ideolojik boyutu olmak üzere eylemsel, diplomatik ve örgütlenme noktalarında çok büyük bir güç açığa çıkarmış ve sonuçları itibari ile 23 Ekim 2024 tarihinde Ömer Öcalan İmralı adasına gitmiş ve tecrit bir nebze olsun kırılmış Önder Öcalan’ın sesi, selamı ve görüşleri kamuya yansımıştır. Peşi sıra 28 Aralık 2024 ve 22 Ocak 2025 tarihlerinde DEM Parti Heyeti İmralı adasına gidip Önder Öcalan ile görüştü. Tüm bunlar Önder Öcalan’ın gücünü, potansiyelini ve etkisini net bir biçimde ortaya koymakta ve sistemin yaşadığı derin paradigmasal krizini aşamadığını ve Önder Öcalan’ın gücü ve potansiyeli ile bu süreci aşabileceğinin itirafı olmaktadır. Önder Öcalan ve paradigması halen en etkili güç ve sistemdir ve merkez konumundadır. Direnen Önderlik, direnen halk ve örgüt kazanan taraf durumundadır. Elbet aradan geçen 10 yıllık mücadele süreci çok ağır ve büyük bedellere neden olmuş ama sonuçta çöktürmek isteyen egemenler direnenlerin karşısında çökmek ve hakikatin gücünü en üst perdeden itiraf etmek zorunda kalmışlardır.
Mutlaka başarmalıyız
Mevcut durumda Kürt halkı ve dostları hem tarihsel olarak ve son çeyrek asır yaşanan komplo gerçekliği açısından ve hem de güncel yaşanan gelişmeler bağlamında 3. Dünya Savaşı koşullarında çok güçlü bir sorgulamayı yaşamak durumundadırlar. 15 Şubat 1925 Kürt Soykırımı için bir başlangıç tarihi olarak egemenler tarafından fiilen başlatılmış ve aynı gün 1999 yılında Önder Öcalan şahsında tüm halkımıza ve ülkemize yeniden uygulanmak istenmiştir. Bu soykırım siyasetinin 100. yılı geride kalmakta ve biz Kürtler bu soykırıma 100 yıl boyunca direndiğimiz gibi bundan sonra da direnmek durumundayız. Zira her canlı varlık ve özgürlük mücadelesini vermektedir. Halk olarak da varlık ve özgürlük savaşımını dün olduğu gibi bugün de veriyoruz. İnkar, işgal, talan ve soykırım bir rejim olarak kendisini dayattığı sürece direnmek en meşru haktır ve bu hakkı halkımız hep kullanageldi. Lakin Önder Öcalan öncülüğünde verilen bu mücadelenin karakteristiği kendine hastır. Bundan dolayı soykırımın yüzüncü yılında halk ve mücadele dinamiği olarak çözüme en yakın olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Bu açıdan halk ve mücadele bileşenleri olarak Önderlik paradigması ekseninde ve başlatılan ‘Önder Öcalan’a Özgürlük ve Kürt Sorununa Politik Çözüm’ hamlesi kapsamında komplonun 27. yılına girilirken başta İmralı duvarlarını yıkmak ve halkımızın temel haklarını kazanarak süreci taçlandırmak durumundayız. Süreç, gelişmeler ve Ortadoğu’da açığa çıkan 3. Dünya Savaşı gerçekliği halkımıza ciddi tehditler getirebileceği gibi aslında daha da ötesinde çok büyük kazanımlar, imkan ve fırsatlar sunmaktadır. Komploya verilebilecek en büyük yanıt, komplocuları ve onların yerli ortak ve uzantılarının heveslerini, emellerini ve amaçlarını Önder Öcalan’ın paradigması temelinde boşa çıkarmak olmalı ve bu temelde Demokratik Modernite sistemini yaşamın her alanında inşa etmekle olur. Bunun için Özgür Birey, Özgür Halk-Toplum ve Demokratik Ulus hakikatine ulaşmak ve bunu başarmak esas alınmalı.







