Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıkışına yol açan Uluslararası Komplo'nun 14. yıldönümünde, Kürtler ve Ortadoğu açısından etkilerini, sonuçlarını iki uzmana sorduk. Kanada Concordia Üniversitesi'nden Prof. Matthew Jevon- Kevin ve The News Jerusalem gazetesi eski diploması editörü yazar Hebrew Jarona.

Jevon-Kevin: Uluslararası organizasyondu
Prof. Matthew Jevon- Kevin, konuyla ilgili 1998 ve 1999 yıllarında Politics News Canada Ajansı'nda yer alan iki makalesinde dile getirdiği görüşlerin arkasında olduğunu belirterek, "Suriye'de çıkış veya çıkarılma sıradan bir çıkış değildi. O süreçte yaşanananlar ve günümüzdeki gelişmeler her şeyin ne kadar sıradışı gerçekleştiğini bize gösterdi" dedi. Jevon- Kevin, Öcalan'ın Suriye'de çıkarılmasının ABD, Türkiye ve AB tarafında koordineli bir şekilde yürütüldüğünü ve bu koordinenin içine daha sonra İsrail, Yunanistan ve Rusya'nın'nın da alındığını belirtti. Jevon- Kevin, "Dönemin gelişmelerini en iyi Öcalan ve dönemin İtalya Başbakanı Massimo D'alema çözmüştü. Her ikisi de büyük tehlikenin farkındaydı" dedi.
Tehlikenin çok uluslu güçler tarafında organize edildiğini ifade eden Jevon- Kevin, Pentagon'un Irak'a müdahale planının ve bölgeyi yeniden dizayn etme girişimlerinin, Öcalan'nın Suriye'de çıkarılmasının hesaba katılarak yapıldığını sözlerine ekleyerek, şunları ifade etti: "Kilit ülke Türkiye idi. Irak Kürtlerini veya Kürdistanı'nı Türkiye güdümüne sokma her ne kadar bir Özal projesiyse de bu projeye Türkiye tarihsel olarak yatkındı ve ABD bunu sürekli masa üstünde tutuyordu. Nihayetinde ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Türkiye'ye Pentegon'un müdahale planlarını göstermeden durduk yere askeri yetkililere, Türkiye'nin Irak Kürdistan'ı üzerindeki egemenliğine sıcak baktıklarını belirtti."

İşgal ve tasfiye hedefleniyordu

Ecevit'in koalisyon hükümetinin, sorunun ciddiyetini çözemediğine işaret eden Jevon- Kevin, bununla aynı zamanda ABD'nin bir avantaj sağladığını belirterek, "Türkiye'nin zaafını iyi değerlendiren ABD, Öcalan planını devreye koydu. Öcalan'ın, İtalya'ya gelmesiyle birlikte AB'nin de devreye girmesiyle Öcalan'ın teslim edilmesi ve PKK'nin tasfiyesi yürürlüğe girdi" dedi.
Öcalan'ın canlı teslim edilmesi ve yaşaması koşulu ile Türkiye'ye verildiğini belirten Prof. Matthew Jevon- Kevin, askeri yetkililerin o dönemde Kürtlere karşı büyük bir operasyonla, Kandil üzerinden Güney Kürdistan'a girmeyi planladığını kaydetti. Jevon- Kevin, Öcalan'nın geri çekilme kararıyla askeri müdahale meşruyetini de zayıflattığını ve Rusya'nın Güney Kürdistan'a müdahale edilmesine karşı çıkarak sürecin işletilmediğine dikkat çekti. 

Türkiye oyuna getirildi

Matthew Jevon- Kevin, Türkiye'nin bir nevi oyuna getirildiğine işaret ederek, Öcalan'ın bu konudaki tespitinin doğru olduğunu kaydetti. Jevon- Kevin, "Kaldı kı, İsrail de bu operasyonel güce katılacaktı. 1998 Türkiye-İsrail ilişkileri, buna çok uygundu. ABD, İsrail'e Güney'de askeri bir kanat açmayı vaad etmişti.''
Sürecin sekteye uğramasına rağmen ABD'nin ve AB'nin Öcalan'ı Türkiye'ye teslim etmesiyle elinin hala güçlü olduğunu belirten Jevon- Kevin, Irak'a mudahale girişimlerinde Türkiye'ye önemli misyonlar biçildiğini ama 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi ile birlikte Türkiye-ABD ilişkilerinin gerginleştiğine vurgu yaparak, "AKP bir ABD iktidarı olmasına rağmen 1 Mart oyunu Türkiye'nin ABD'ye borcunu siyasal anlamda ikiye katladı ve AKP ile yeni ama ABD güdümüne tam anlamıyla giren bir süreç başlatıldı" dedi.

'Öcalan bir denklemdi'
Bazı şeylerin abartılı görüleceğini ama Pentegon planları, ABD'nin arka odalarında konuşulanların, AB Bakanlar Kurulu'nun gizli oturumlarında, dönemin İsral-Türkiye ilişkilerinde geldiği aşama gibi bir çok politik oyunun orta yerinde Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesinin yattığına dikkat çeken Jevon- Kevin, "Öcalan bir denklemdi. Bu sıradan bir şahıs veya teslim ediliş değildi. Öcalan'ın bu denklemi çözmesi doğal olarak PKK'nin içine yönelişi de beraberinde getirdi. Türkiye'nin bağımlılığı Türkiye'yi zayıflatıyor, ancak bu PKK ve Öcalan'ı güçlendirmeye devam edecektir" dedi.

Jarona: PKK klasik bir örgüt değil

The News Jerusalem gazetesi eski diploması editörü yazar Hebrew Jarona ise Türkiye'nin Öcalan ve PKK'ye yönelik yaklaşımının oldukça dar ve klasik olduğuna dikkat çekti. Öcalan konusunda Kürt siyasetçilerin de sıradan bir yaklaşım sergilediğini ifade eden Hebrew Jarona, "PKK'nin Öcalan'a yaklaşımı son yıllarada olumlu ve anlaşılabilen bir düzeye ulaştı. Salt bağlılıktan çıkıp politik ve siyasal bir çerçeve kazandı. Bu iki bütünlüklü yaklaşımda önemli sapmalar olmazsa PKK+Öcalan+Kürtler bugüne kadar tanıdığımız örgütlerden çok farklı bir konuma, politik ve siyasal güce ulaşabilirler" dedi.
PKK'nin klasik ayrılıkçı bir silahlı örgüt olmadığını vurgulayan Jarona, sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda bir sistem oluşturduğunu belirterek, şu saptamaları yaptı: "İkinci kuşağını oluşturan PKK, ciddi siyasal ve politik hatalar yapmazsa önümüzdeki on yıl içinde en azında yetmiş yıla yayılabilecek sosyolojik bir birikim bırakabilir. PKK, tanıdığımız HAMAS, Hizbullah, Müslüman Kardeşler, El Kaide, FKÖ, IRA, ETA ve Latin Amarika'nın sol içerikli muhalif hareketlerden farklı. En önemli farklılığı ise real politikalar üretebilmesi ve Ortadoğu'nun politik şifrelerini sezinleyip kendisini buna göre konumlandırmasıdır."

Öcalan güdüme girmedi

Öcalan'nın 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıkışına yol açan uluslararası komplonun çok yönlü planlanarak, birçok hedefe yönelik gerçekleştirildiğini belirten The News Jerusalem gazetesi eski diploması editörü yazar Hebrew Jarona, Öcalan'nın Ortadoğu, ABD veya AB ülkelerinin himayesine girmediği için kaçırldığını belirtti. Jarona, komploya ilişkin "Bence en önemli nedenlerden bir tanesi Öcalan'ın kendisini güdümlü hale getirmemesiydi. Bu Ortadağu'da yaşamak için nerdeyse imkansız bir durumdur. Bekaa'da olmasına rağmen, Suriye İsrail'e karşı kullanabilirdi. Hatta bu girişimler de oldu. Hafız Esad’ın asıl veliahtı büyük oğlu Basil, binbaşı yapılarak Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı’nı üstlenmişti. Öcalan'la yaptığı bir görüşmede bunu seslendirmişti ama Öcalan şiddetle buna karşı çıkarak tepki göstermişti. Yunanistan, Almanya, İran ve ABD'nin direkt ya da dolaylı Türkiye iç politikasında Öcalan ve PKK'yi kullanmak istedi. Öcalan bunları da reddedince asıl komplo süreci başlatıldı" dedi.

Bağımsız duruş PKK'yi güçlendirdi

Komplonun 98'de başlamadığını vurgulayan Jarona, komplonun asıl olarak Türkiye'nin KDP ve YNK'yi yanına alarak Sandviç Harekat'yla PKK'nin, dolayısıyla Öcalan'ın tasfiye girişimleriyle başlandığına dikkat çekti. Bunun başarıya ulaşamaması nedeniyle Öcalan'a yönelik siyasi komploların hız kazandığını belirten Jarona, devamla "Ortadoğu'da bağımsız siyaset yürüten ve her geçen gün Ortadoğu denkleminde güç kazananan Öcalan'ın bağımsızlıkçı duruşu tasfiye edilmeliydi. Öcalan bu denklemlerde yer almayarak kendi gücüne dayandı. Bunun bedelleri kendisi için ağır oldu ama bence PKK'ye ve Kürtlere güç kazandırdı."

'İsrail dönemsel davrandı' 
Jarona, "PKK, İsrail'e elbetteki dost değildi ama İsrail düşmanlarının yanında yer alarak da İsrail'e karşı savaşmadı. FKÖ'nün mücadelesini siyasal ve politik anlamda bir süre destekledi. Arafat'ın son dönem yanılgılarına ortak olmayarak ilkesel boyutta Filistin halkının yanında olduğunu gösterdi" dedi. 
9 Ekim Komplosu'nda İsrail'in oynadığı role ilişkin de Jarona, İsrail'de 300 bin Kürt'ün yaşadığına dikkat çekerek şunları söyledi: "İsrail Türkiye ilişkilerine dönemsel yaklaşarak istihbarat desteği sağladı. Elbette ki bu doğru değildi. Dönemsel diyorum, çünkü İsrail komplo sürecinde sağladığı istihbarat desteği karşılığında yüzlerce İsrail firması bir anda Türkiye'ye girdi. Büyük silah anlaşmaları yapıldı. Çok önemli ekonomik proje için İsrail'in önü açıldı. Diyebilirim ki, bu yıllar İsrail-Türkiye ilişkilerinde altın yıllardı."


ALİ ONGAN / CENEVRE