Komplocular Sayın Öcalan’ı etkisiz hale getirmek istediler ama bugün dost düşman herkes Öcalan’ı muhatap almak zorunda kalmıştır. Komplocular PKK’yi bölüp parçalayıp teslim almak istediler ama bugün PKK herhalde tarihinin en güçlü ve en etkili dönemini yaşıyor.
Komplocular Kürdistan halkını bölüp parçalayıp diz çöktürmek istiyorlardı. Ama bugün Kürdistan’ın bütün parçalarındaki ve diyasporadaki halk ilk defa bu kadar birleşip bütünleşerek ayağa kalkmaktadır.
Komplocular halkın özgür iradesini yok edip zincire vurmak istediler. Ama bugün bu iradeyi tanımak zorundadırlar.
Yani komplocular halk düşmanı menfur emellerine ulaşamamıştır. Ulaşma ihtimalleri de kalmamıştır. Can çıkar huy çıkmaz misali halk düşmanlarının düşmanlıktan vazgeçtiğini zannetmek elbette gaflet olur. Tersine “Su uyur, düşman uyumaz.” Ama özgürlüğe susamış ezilen halklar da uyumuyor. 15 Şubat komplosunun baş aktörü ABD sözcüleri o zaman “Bu kadar tepki olacağını tahmin etmedik” diyordu. Oysa tepki o günden beri hızla büyüdü ve bugün 15. yılında sadece Kürdistan’ın değil dünyanın her köşesini sarıyor.
İşte bu şartlarda İmralı’da Sayın Öcalan ile görüşmeler yapıldığı biliniyor. Bu bile 15 Şubat komplosunun bozgununu açıkça gösteriyor. İmralı görüşmeleri hakkında bugüne kadar net bir bilgi verilmedi. Öcalan üzerindeki hukuk dışı tecrit sürüyor. Hükümet kaynakları resmi bir açıklama yapmıyor. Hükümete yakın medya ise bin bir türlü senaryolarla-yalan haberlerle halkın kafasını karıştırmaya çalışıyor. Bu durumda halkın güveni de sarsılıyor. Halk, AKP ve devletin görüşme-çözüm diyerek kendisini oyalayıp yeni oyunlar peşinde koştuğunu düşünüyor. Halkın endişeleri boşuna değildir.
Bu önemli dönemeçte şunları unutmamakta yarar var. Uzun ve acılı savaş yıllarından sonra bir görüşme ve çözüm aşamasına gelinmiş bulunuyor. Bu görüşme-müzakere süreci bir anlaşma ve barışçı bir çözümle sonuçlanabilir ya da başarısız olunur, savaş yeniden tırmanır. Ama sonuçta gene görüşme kaçınılmaz olacaktır. Bir görüşme-müzakere-çözüm-barış sürecinden söz ettiğimize göre ortada bir savaş ve savaşın karşıt tarafları var. Karşıtlar arasındaki güç dengesi ve savaşın bir anlamda kilitlenmesi görüşmeleri kaçınılmaz kılmaktadır. Sayın Öcalan bunu 20 senedir dile getirmektedir. PKK ve Kürt halkı için görüşme ve barışçı çözüm bir zorunluluktan ziyade tüm halkların çıkarına olan haklı bir tercihtir. 20 senedir bunu reddeden ve savaşı kışkırtan devlettir, devleti yönetenlerdir. Devlet içinde barışçı çözümden yana olanlar hep tasfiye edilmiştir. Devlet tasfiyeci-inkarcı-imhacı politikalarında inat etmiştir.
Son 10 yıllık AKP Hükümeti de çözüm için en uygun şartlara sahip olmasına rağmen bu tasfiye politikasını esas almıştır, geleneksel çizgiyi cilalayıp sürdürmüştür. Çünkü zaten Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek için iktidara getirilmişti. Bu nedenle halkın geniş kesimlerinde bir güvensizlik ve kuşku yaratmıştır. Son görüşme sürecinde alçakça işlenen Paris katliamı, süregelen operasyonlar ve en son Şahin Öner adlı gencin katledilmesi gibi alçaklıklar halkın endişesini arttırmaktadır. Bunları AKP yaptırıyorsa durum kötü demektir. AKP’ye rağmen devlet içindeki çeteler süreci sabote etmek için yapıyorsa durum daha da kötü demektir. Çünkü AKP devlete hakim değil demektir. Dolayısıyla bir çözüm gücü olmakta zorlanacaktır.
Bütün bunlara rağmen İmralı sürecini ilerletmek ve çözüme götürmek özgürlük güçlerinin kendisine bağlıdır. Çünkü özgürlüğe ve barış içinde yaşamaya en çok ihtiyacı olan Kürt halkı ve tüm ezilen halklardır. Dolayısıyla çözümü AKP’den ya da başkalarından değil halklarımızın mücadeleyi yükseltmesinden bekliyoruz. Türk halkı başta olmak üzere bütün halklardan emekçiler demokratik bir çözümden yana ağırlığını koyarsa, Kürt halkıyla bütünleşirse çözüme ulaşabiliriz. BDP’nin Karadeniz’den başlayıp bütün halkları barışçı çözüme çağırması önemlidir. Bu çalışmaların başarısı bütün halkların birleşmesini getirecek, komploya son ve kesin ölümcül darbeyi vurarak çözüm kapısını aralayacaktır. Böylece kara komplo günleri bitecek, barışçı ak günler başlayacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da halklarımızın sönmeyen-söndürülemeyen özgürlük ateşi ve mücadelesi tek güvencemizdir.
Komplo ve çözüm
15 Şubat uluslararası komplosunun üzerinden 14 yıl geçti, komplo süreci 15. yılına girdi. ABD-NATO koçbaşılığında, belli başlı bütün devletler ve güçler bir işbirliği ve suç ortaklığı yaptılar. Bu alçak komplo Sayın Öcalan şahsında Kürt halkının maddi ve manevi özvarlığına-iradesine yönelik olarak yapıldı. Komplocular Öcalan’ı etkisiz hale getirerek PKK ve Kürdistan halkını parçalayabileceklerini düşündüler. Böylece halkın özgürlük hareketi bastırılacak ve halka boyun eğdirilecek-diz çöktürülecekti. Komplocular hayalini kurdukları zaferlerini kutluyorlardı. Ancak başta İmralı’da esir alınan Sayın Öcalan olmak üzere Kürdistan halkı kahramanca bir direniş gösterdi. Ödenen ağır bedeller pahasına komployu her aşamada boşa çıkardı, bozguna uğrattı. Komplocuların uğradığı bozgun ortadadır: