15 Şubat 1925’te yakalanıp, 29 Haziran 1925’te idam edilen Kürdistan mücadele tarihinin önemli önderlerinden olan Şêx Saîd için, Almanya’nın Bielefeld kentinde bir anma etkinliği yapıldı. 

Pazar günü, Şêx Saîd Camisi’nde yapılan etkinliğe, Kürt siyasetçi Ali Amed, Kürt Demokratik Toplum Merkezi Eşbaşkanı Zeki Güneş ve yöneticileri, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Temsilcisi Hasan Kara ve çok sayıda Êzîdî ve Müslüman Kürdistanlı katıldı. Cami Başkanı Resul Kar, gelen konukları selamladıktan sonra “Bizler Şêx Saîd’lerin torunlarıyız. Onların anılarına sahip çıkmak bizim görevimizdir” dedi.


Benzerlik tesadüf değil

Bielefeld Şêx Saîd Camisi’nde yapılan etkinlikte konuşan  Kürdistan İslam Toplumu (CİK) yöneticilerinden Melê Şafî “Şêx Saîd, 15 Şubat 1925’de yakalandı. 29 Haziran’da da idam edildi. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan da 15 Şubat 1999’da uluslararası kirli ilişkilerin bir sonucu olarak Türk devletine teslim edildi. Ona da 29 Haziran günü idam cezası verildi. Bütün bunlar tesadüf değildir. Planlı bir komplo Kürt halkına dayatılıyor. Bu da inkar ve imha politikasının ürünüdür” dedi.  

Şêx Saîd’in mücadelesi, idam edildiği dönemin koşullarını özetleyen Melê Şafî devamla şunları söyledi: “İslam dininde insani temellere dayanan kardeşlik ve mezhep kardeşliği olmak üzere iki kardeşlik vardır. Şêx Saîd o dönem kardeşliğe ilişkin aynen şu sözleri söylemişti: ‘Bizlerle Türkleri bir arada tutan bağ İslam kardeşliğidir. Türk devleti bu bağı koparmıştır. Ben bunu kabul etmiyorum. Bu kardeşliği biz kaldırmadık. Türk Devleti kaldırmıştır. Cumhuriyetin kurulması ile az önce söylediğim İslami temellerdeki kardeşlik bağı koparıldığı için Şêx Saîd ‘Bu zalimlere karşı mücadele etmezsek hem dinimize hem milletimize karşı suçlu oluruz” diyor. Bu söz Şêx Saîd’in kendi halkı ile doğru temelde yaşama isteğini ortaya koyuyor.”


Bugün de aynı katliamcı politika 

Şêx Saîd ve arkadaşlarının 29 Haziran 1925’te idam edilmesinin ardından cenazelerinin halen kayıp olduğunun altını çizen Melê Şafî, 1925 ila 2016 yıllarını mukayese ederek, sözü Türk devletinin son aylarda Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi gibi kentlerde yaptığı katliamlara getirdi. Melê Şafî, şöyle devam etti: “Kuran’da cenazeye ilişkin ayetler vardır. Şöyle denir: Ölümden sonra kabir vardır. Yani ölen insan, defnedilir. Peygamberimiz, Müslüman olmayan insanların cenazelerine bile saygı gösterirdi. Bugün kendisine ‘Müslümanım’ diyen Türk devleti, Kürdistan’da cenazeleri tıpkı 1925’lerde yaptığı gibi kaçırıyor. İşkence yapıyor. Günlerce sokaklarda bekletiyor. Ben bu devletin Müslüman olduğunu kabul etmiyorum. Çünkü en büyük günahlardan biri Allah’a şirk koşmak ve insan katletmektir.” 

Melê Şafî son olarak da ünlü Kürt ozanı Cigerxwîn’in, Şêx Saîd için yazdığı şiiri okudu.  


MURAT MANG/BİELEFELD