
16. yılında 15 ŞUBAT KOMPLOSU - 2
15 Şubat, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’nun yıldönümü... Hiçbir şey söylemeden önce, Komplo’yu hazırlayan tarihi ve siyasal geçmişe kısaca bakmakta yarar var.
Kürt sorununun ortaya çıkarılmasında, genelde de Ortadoğu’nun 1. Dünya Paylaşım Savaşı sonrasında şekillenmesinde Avrupa devletlerinin ve uygarlığının birebir rolü bulunmaktadır. Ortadoğu, son 200 yıldır İngiltere, Fransa başta olmak üzere Avrupa uygarlığının ulus devlet politikası altında adeta kan deryasına dönüştürülmüştür.
1917 yılında İngiltere ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin kapitalist sistemini, yine bu sistemin Ortadoğu jandarması olmayı kabul etmesinin adı olan 1923 Lozan Anlaşması temelinde Kürdistan, Ortadoğu halkları paramparça edildi. Yani Kürt sorununun yaratılmasında Avrupa devletleri bir taraf durumunda olmuşlardır. Avrupa uygarlığı adeta Kürt halkı üzerindeki “soykırım kıskacını” beslemiştir. Yine Lozan’dan beri Türkiye’nin demokratikleşmemesine, oligarşik yozlaşmasına da çanak tutmuşlardır. Türkiye’nin ekonomik değerleri, Batı sermayesine adeta peşkeş çekilmiştir. Kürt halkı başta olmak üzere tüm demokrasi güçleri, Batılı devletlerle Türk devleti arasında adeta kurban edilmişlerdir.
NATO da dahil oldu
Rêber Apo önderliğinde başlayan Kürt özgürlük ve demokrasi hareketi, bu yüzyıllık anti-demokratik ilişkiye vurulmuş bir darbe olmuştur. Kirli ilişkiler ve politikalar deşifre edilmiştir. Bu nedenle özellikle 15 Ağustos 1984 Atılımı sonrasında başlayan süreçte görüldü ki, Kürt halkı ve Türk devleti arasındaki soruna NATO da dahil olmuştur.
1990’ların başlarında yaşanan Körfez Savaşı ile Ortadoğu merkezli başlatılan 3. Dünya Savaşı ve Yeni Dünya Düzeni politikaları karşısında en güçlü demokrasi gücü, Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve Önder Apo’nun varlığı olmuştur. Buna karşı Avrupa ve ABD’nin yaklaşımı, sorunun siyasi çözümünü geliştirmek olmamıştır. Önder Apo şahsında PKK hareketi ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi “terörist” ilan edilmiştir. Yani bir halkı sömüren, soykırımla karşı karşıya bırakan güçler “demokrat”, bu soykırım karşısında varlığını ve özgürlüğünü korumaya çalışan, kendisine dayatılan “ölümü” kabul etmeyen bir halk ‘terörist’ ilan edilmiştir.
İki önemli gerekçe
Bu dönemde Uluslararası Komplo’nun gerçekleşmesinin iki önemli gerekçesi ise şöyle sıralanabilir:
* 3. Dünya Savaşı’nı başlatan başta ABD olmak üzere Batılı devletler, Ortadoğu merkezli müdahale sürecinde Kürtleri artık yok sayamayacaklarını da çok iyi biliyorlardı. Yani “Kürt kartını“ çıkarları temelinde rahatça kullanmak istiyorlardı ama onlar için iradeli, özgür ve bağımsız düşünen ve yaşayan Kürt’ten ziyade, kapitalist sistemin kuklası ve uydusu olacak bir köle Kürt gerçekliği önemliydi. Bunun önündeki engel de Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’ydi. Bu nedenle Önder Apo’nun imhası da dahil, büyük bir komplo sürecini başlatmak kararlaştırıldı.
* ABD, İngiltere, Türk devleti ve gerici Kürt çevrelerinin de içinde olduğu blok, 17 Eylül 1998’de yapılan Ankara-Washington Anlaşması’yla Önder Apo’yu Ortadoğu’dan çıkarma, imha ve tasfiye etme girişimini başlattı. 15 Şubat Komplosu’na giden yol, bu temelde pratikleştirilmek istendi.
Kirli ilişkiler hukuktan önce!
Önder Apo, 9 Ekim’de Atina’ya gittiğinde amaç onu orada imha etmekti. O dönemde iktidarda olan Yunan hükümeti böyle kirli bir rol oynadı. 15 Şubat’a kadar da bu rolüne devam etti. Önder Apo, bu komployu boşa çıkarmak ve Kürt sorununda siyasi çözüm şansını devreye koymak için Rusya’ya, ardından İtalya’ya gitti. Ancak ABD, Türk devleti ve İsrail, siyasi ve istihbari olarak devreye girdi. 4 ay boyunca anbean Önder Apo etrafında her türlü baskıyı devreye koydular. Önder Apo siyasi ve hukuki haklarını kullanmak istedikçe, AB ülkeleri Önder Apo’yu Avrupa hukukunun dışına atmak için uğraştı.
O süreçte Avrupa’daki Kürt halkı tarihsel ve görkemli bir direniş ve Önder Apo’yu sahiplenme eylemi sergiledi. Ancak İtalya, buna rağmen Önder Apo’yu dıştaladı. İngiltere, İsviçre, Önder Apo’yu (ki bu ülkelere gitmemişti bile) “Persona non grata” (istenmeyen kişi) ilan etti. Ki İngiltere, Önder Apo’nun Ortadoğu’dan çıkarılmasında da rol oynadı. Almanya ve Fransa, yargılama süreçleri başlattı. Kürt sorunundan dolayı mülteci olan sayısız Kürt insanını barındıran, mülteci hakkı tanıyan bu ülkeler, bu halkın önderi olan ve bu sorunu çözmek isteyen Önder Apo’ya siyasi iltica hakkını tanımadılar. Rusya, 10 milyon dolarlık IMF kredisi ve Mavi Akım Petrol Projesi karşılığında Önder Apo’ya ülkesinde yer vermedi. O dönemde yoğun siyasi, psikolojik yıpratma kampanyaları devreye konuldu.
Kanatarak denetimde tutma politikası
AB ülkeleri, Türk devleti ile olan maddi çıkar ilişkilerine dayalı olarak hareket etti. Neden? Yeter ki Kürt sorunu siyasallaşmasın, kendi ekonomik çıkar ilişkileri bozulmasın! Türk devleti, Türkiye’nin neredeyse yarısını peşkeş çekti. Miliyetçilik o kadar hortlatıldı ki, yeter ki Kürt ve Türk barışı olmasındı! Çünkü tarihten de çok iyi biliyoruz ki kapitalist sistem güçleri, milliyetçilik üzerinden Ortadoğu’da sorunların derinleşmesine yol açan ve bunun üzerinden tarafları denetim altında tutarak çıkar sağlayan politikalar izlemiştir. “Tavşana kaç, tazıya da tut” demişlerdir. Yani Türk ve Kürtleri bu temelde savaş ve şiddet cenderesi içinde tutarak güçten düşürmek hedeflenir. Filistin-İsrail sorunu, bunun en çarpıcı örneği... Kürt sorununu da bunun gibi hep kanayan ama hiçbir zaman çözülmeyen bir sorun olarak elde ve denetimde tutmak istediler.
Niyetleri hasıl oldu mu?
15 Şubat 2015 yılı itibariyle komplonun 16. yılını karşılayacağız. Açık ki bu 16 yıl, büyük bir direniş ve mücadele içinde geçmiştir. Kürt halkı ve onun dostları bu komployu boşa çıkarmak için örgütlendiler, bilinçlendiler ve direndiler. Bu anlamda komplo, sadece 16. yıl itibariyle değil, ilk günden itibaren başta Önder Apo tarafından boşa çıkarıldı. Bugün gelinen aşamada da Rojava Devrimi’ne, Kobanê direnişine baktığımızda bunu çok rahatlıkla görebiliriz.
* Komployla amaçlananlardan birincisi, Önder Apo’nun imhası ve tasfiyesiydi. Bu, Önder Apo’nun büyük öngörüsü, sabrı, emeği ve devrimsel çıkışlarıyla boşa çıkarıldı.
* Diğer amaç, Kürt-Türk halkı arasında bir boğazlaşmanın, milliyetçiliğe dayalı bir savaşın yaşanmasıydı. Önder Apo, İmralı’daki mahkemenin ilk gününde yaptığı açıklamalarla ve geliştirdiği yüzyıla damgasını vuran Demokratik Konfederalizm projesiyle, bunu boşa çıkardı.
* Bir diğer amaç, Kürtleri “Ortadoğu’da Kürt devleti kurulsun” söylemi altında kapitalist sistemin uzantısı yapmaktı. Ki bunu halen devrede tutuyorlar. Önder Apo, Kürt halkının ve tüm Ortadoğu’daki ezilen halklar, inançlar, kültürlerin ortak-eşit-özgür birlikteliğini sağlayan siyasi-toplumsal-ekonomik-kültürel yaşam modelini geliştirdi. Bu da temel bir boşa çıkarma boyutu olmuştur. Kürtler, kapitalist sistemin uşağı olmayacaktır. Ulus devlet modeli adı altında, kapitalist sisteme bağımlı olmayacaklardır.
* Yine 5000 yıllık gerici zihniyetle beslenen bu politikalara karşı da demokratik ekolojik kadın özgürlükçü toplum paradigması yaratarak, “terörizm” söylemleri tersine çevrilmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi bu temelde, Ortadoğu halklarını kapsayan bu model temelinde, Kürdistan’ın her tarafında örgütlü halk gerçekliğini oluşturmuştur. Kürt halkı, Kürt kadınları ve onların savunma güçleri, gerillası, bugün Ortadoğu ve dünyada özgürlük ve demokrasinin güvencesi olarak kabul ediliyor. Büyük bir evrenselleşme yaşanıyor.
Savaş iktidarları devrildi Özgürlük Hareketi güçlendi
Bugün geldiğimiz süreç, kolay yaratılmadı elbette. Kürt Özgürlük Hareketi, onun Önderliği ve Kürt halkı, çocuk, kadın, erkek, yaşlı, genç demeden çok bedeller ödedi. Kuzey Kürdistan’da, Rojava’da, Rojhilat ve Başûr’da siyasi örgütlenmeler, kadın ve gençlik başta olmak üzere meclis ve komün örgütlenmeleri geliştirdi. En başta da zihniyet ve vicdan devrimi temelinde alternatif sistem inşa sürecini bugün yürütüyorlar. Demokratik siyaset açısından, yerel yönetimler açısından önemli deneyim ve pratikler geliştirdiler. Savaşta, şiddette ve çözümsüzlükte ısrar eden yönetimler devrilirken, Kürt halkı demokrasi gücü olarak varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlamada sağlam adımlar atıyor. Dünya halklarına umut olan bir özsavunma gücü ve sistemi geliştirdik.
Tüm bu sonuçlar, elbette ki bu devletlerin Kürt halkına ve onun mücadelesine yaklaşımını da etkiledi. Bu halkın iradesini artık yok sayamıyorlar. Bu, onların demokrasi ve özgürlükten yana olduklarını göstermez tabii. Ya da “Kürt halkı ve tüm ezilenler açısından mücadele bitti, her şey kazanıldı” anlamına da gelmez. Ama bir gerçek ortaya çıktı ki, bu halkın öz iradesi ve sistemi yenilmedi. Hiçbir güç de, bu iradeyi tanımadan, bu gücü görmeden sonuç alamıyor.
Temel hedefleri olan halkların iradesini denetim ve egemenlik altına alma politikaları değişmiş değil. Ama bu politikalarının da boşa çıktığını görerek yaklaşma durumları vardır. Bunda belirleyici olan da bu mücadelenin Önderlik gerçeği, örgütlülük ve mücadele gerçeğidir. Kapitalist sistemin içinde çözüm aramayan, kendi öz çözümünü yaratan ve hayata geçiren ve onları halkların çözüm çizgisini kabul etmeye zorlayan direniş çizgisidir.
Rojava boşa çıkarmanın göstergesi
Rojava Devrimi de, somut olarak uluslararası güçlerin bu devrime karşı saldırttığı DAİŞ karşısında zafer kazanan Kobanê direniş gerçeği de, komplonun boşa çıkarılmasının göstergesidir. 15 Şubat Komplosu, Önder Apo’nun çözüm perspektifinin ve anlayışının somutluk kazanmasından duyulan büyük korku temelinde yapıldı. Bu nedenle o kadar vahşi saldırılar yapıldı, imha ve tasfiye dayatıldı. Darbe ve komplolar devreye konuldu. Ama başarılı olamadılar. Rojava Devrimi, ilanı yapılan her 3 kanton, Büyük Ortadoğu Projesi adı altındaki kapitalist sisteme verilen cevap olmuştur. Halkların ve kadın başta olmak üzere tüm ezilenlerin Büyük Özgürlük Projesi olarak somutlaşmıştır.
Rojava Devrimi, aslında komploya dolaylı bir cevap da değil, doğrudan bir cevaptır. Rojava Devrimi’ne, Şengal ve özelde de Kobanê’ye yöneltilen DAİŞ saldırısı, 17 Eylül 1998 tarihinde yapılan ve 15 Şubat Uluslararası Komplosu’yla da doğrudan ilişkili olan Ankara-Washington Anlaşması’nın bir devamıdır aslında. Yani Özgür Kürt varlığını imha etme, işbirlikçi Kürtler eliyle Ortadoğu’da gerici yapılar üzerinden “böl-çatıştır ve yönet” politikasının devamıdır. DAİŞ, İslam maskesine büründürülmüş olan kapitalist sistemin Ortadoğu’da halkları ve kadınları hedefleyen vurucu gücüdür. Demokrasi, özgürlük ve devrim güçlerine saldırtılan bir yapıdır. Batılı devletlerin “DAİŞ tehlikesi var” demeleri bir yana, hayallerinden biri de DAİŞ’e müdahale adı altında Ortadoğu’da kaosu ve kendi müdahalelerini sürdürmektir. Bu hesaplarını da Kürt özgürlük güçleri bozdu, bozuyor. Bazı Kürt yapılarının Güney Kürdistan’da DAİŞ’e karşı direnen gerilla güçlerine “işgalci” demeleri ama ardından da Batılı devletlere “Havadan bombardımanla olmuyor, karadan gelin” demeleri, Ortadoğu’nun kapitalist güçlerce işgaline davetiye çıkarmak değil de başka ne anlama gelmektedir? Bu tutum, komployla ilişkili değil midir?
Halkların yüzü Kürdistan’a döndü
Batılı devletlerin, YPG-YPJ, HPG ve YJA STAR güçlerinin direnişi ve mücadelesi karşısında şaşırdıkları kesindir. Bu direniş temelinde Rojava’da yükselen alternatif sistemi tanıma gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kaldıkları kesindir. Bu iradeyi tanımak zorunda kalmaktadırlar. Çünkü tüm dünya bu gerçeği gördü ve hakkını teslim etti. Onlar da buna mecburdur. Avrupa, ABD, Rusya bunu gördü. Yunanistan’daki, İspanya’daki sol yükselme bir yanıyla da, bu direniş karşısında güç alan demokrasi güçlerini de ifade ediyor. Halklar cesaret alıyor. Halklar, “Egemenler olmadan da kendimizi yönetebiliriz” demeye başladı. Rojava Devrimi, Şengal ve Kobane direnişleri, bunu kanıtladı. Bu durum, egemenleri korkutuyor tabii. Bu gerçeğin dayandığı felsefe-ideoloji ise kuşkusuz Önder Apo’nun yarattığı demokratik sosyalizm anlayışıdır. Önder Apo’nun geliştirdiği savunmaların somutlaştığı alan ise Rojava Kürdistanı’dır. Önder Apo, katkı sunmamıştır; bizatihi bu sistemin yaratıcıdır.
İnsanlık Öcalan gerçeğiyle tanışıyor
Önder Apo, yüzyılı belirleyecek temelde düşünce, siyaset ve proje üreten bir halk önderidir. Sadece Kürt halkının değil, tüm ezilenler için bir öncü konumundadır. Kapitalist sistem, Öcalan gerçeğini çok iyi biliyor aslında. Onun bu sisteme boyun eğmediğini ve eğmeyeceğini biliyor. Önder Apo’nun kişiliğini en iyi anlatan sözlerden biri de şudur: “Dünya da karşınızda olsa, tek de kalsanız doğruları söylemekten asla korkmayın.” Özgürlük felsefesi, buna dayalıdır. Hakikatin savunucusu olmak, buna dayalıdır. Hakikat için, yani doğru olan için yaşamak, düşünmek, söylemek, mücadele etmek, üretmek... Egemenler için, iktidar sahipleri için değil, demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe sahip olması gerekenler için bunları yapmak. Kürt halkı, Kürt kadınları bunu Önder Apo’nun yaşamında, sözünde ve eyleminde gördü. Bu temelde halk, kadın ve birey olarak özgürlük hedefinde bütünleştiler. Bugün de insanlık Öcalan gerçeğiyle tanışıyor artık.
Hal böyleyken, herhangi biri çıkıp da komplonun amacına ulaştığını söyleyebilir mi?
GÖNÜL KAYA / Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJKE) üyesi
YARIN:
* KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, Komplo’nun amaçlarını, kendi tanıklığını ve nasıl boşa çıkarıldığını anlatıyor.