Sol Partili Ulla Jelpke, Kürt Halk Önderi Öcalan’a yönelik Uluslararası Komplo’ya katılan güçlerin Kürt Özgürlük Hareketi’ni sistem içi mecraya çekmek ya da tasfiye etmek istediğini belirtti ve ekledi: “Amaçları gerçekleşmedi. Hareketin mücadelesiz kalması başarılamadı. Kürt Özgürlük Hareketi bugün 90’lı yıllardan da daha güçlü ayakta durmaktadır.” Öcalan’ın görüşleri ekseninde şekillenen Demokratik Özerklik’in Ortadoğu halkları için alternatif olduğuna da dikkat çeken Jelpke, “Öcalan’ın serbest bırakılması da Türk devletinin Kürt vatandaşlarını eşit olarak kabul ettiğine dair bir sinyal olur” dedi.

Almanya Federal Parlamentosu’nun Sol Partili milletvekili Ulla Jelpke ile 15 Şubat Uluslararası Komplosu’nu, ülkesinin Komplo sürecindeki ve bugünkü tutumunu ve Öcalan’ın özgürlüğü talebini konuştuk.


Öcalan’ın yakalanması sürecini yakından takip eden politikacılardan biriydiniz. Sizin izlenimlerinize göre Öcalan’ın yakalanması, nasıl bir konsensüsle gerçekleşti?

Bu gerçekten de uluslararası bir komplodur. Birçok devletin ve gizli istihbarat servislerinin bu süreçte parmağı var. Bunlar bir şekilde komploya dahil oldular. Türkiye’nin Suriye’ye savaş tehditinden, Avrupa ülkelerinin Öcalan’ı barındırmayı reddetmesine ve Öcalan’ın Türkiye’ye kaçırılmasına kadar... Bu kaçırmaya da Türkiye ve ABD istihbarat servisleri yanında İsrail istihbarat örgütü MOSSAD da katılım sağlamıştır.


Sürece dahil güçler/devletler ne amaçladı?

Sol bir ideolojiyle yönetilen Özgürlük Hareketi, askeri yollarla yok edilemiyordu. Önderlerinin kaçırılmasıyla, Özgürlük Hareketi’nin siyasi başı kesilmek istendi. Komploya katılanların umutları Kürt Özgürlük Hareketi’ni zayıflatmak, hareketin yıkılmasını veya bölünmesini sağlamaktı.


Peki bugünden baktığımızda hedeflediklerinin gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz?

Hayır, amaçları gerçekleşmedi. Öcalan kaçırılmasına ve izole edilmesine rağmen hareketin mücadelesiz kalması başarılamadı. Kürt Özgürlük Hareketi bugün, 90’lı yıllardan da daha güçlü ayakta durmaktadır. Bu sadece Türkiye toprakları için de geçerli değil. PKK’nin kardeş örgütü PYD yönetiminde olan Rojava için de geçerli.

Rojava, cihatçı çeteler tarafından kurulacak bir Suriye’ye de, Baas rejimine de karşı demokratik bir alternatiftir. Bu, Güney kürdistan için de geçerlidir. Güney Kürdistan’da da PKK, azınlık olarak yaşayan Êzîdîlerin güvenliğini sağlamak açısından önemli bir rol oynamaktadır.

Türkiye’de Erdoğan hükümeyi yaklaşık iki yıl önce savaşı durdurmak için Öcalan’la görüşmek zorunluluğunu yaşadı. Bu, Türkiye’nin itirafı olması açısından önemli ve Uluslararası Komplo’nun da boşa çıkarılması anlamına geliyor.

Ülkeniz Almanya’nın Öcalan’ın yakalanması sürecinde dahli var mıdır?

Abdullah Öcalan’a iltica hakkı vermeyi reddetmesiyle Almanya, en azından PKK önderinin Avrupa’da güvenilir bir oturum alamamasına katkı sunmuştur.


Peki Almanya’nın o dönemde Öcalan’la ilgili tutuklama kararı olmasına rağmen pasif tutum sergilemesinin gerekçesi neydi?

Düşünceme göre bunun arkasında özellikle iç siyasetle ilgili düşünceler yatmaktadır. Eğer Öcalan Almanya’ya gelip burada yaşasaydı, ülkedeki milyonlarca Türk ve Kürt vatandaşı göz önünde bulundurursak, Federal Hükümet olası gerginliklerden, çatışmalardan korktu.


Ülkenizin o günkü Kürt politikasının belirleyenleri nelerdi?

Almanya’nın Kürt politikasının temelinde, NATO ortağı olan Türkiye’yle birlikte hareket etmek vardı. PKK yasağı da zaten bu nedenle gündemleşti.


Bugüne gelene değin Almanya’nın Kürt politikası değişti mi?

Federal Hükümet açısından önemli bir askeri ve ekonomik ortak olan Türkiye, Almanya’nın Kürt politikasını halen önemli ölçüde yönlendirmektedir. Fakat günümüzde Almanya, 90’lı yılların sonuna göre, Kuzey Irak’taki angajmanı bakımından bugün daha güçlüdür. Bugün, örneğin Almanya Ordusu’na bağlı eğitmenler, Pêşmerge kuvvetlerine eğitim vermek üzere gönderiliyor. Fakat bu da Türkiye’nin Kürt politikasına aykırı değil; zira Erdoğan’ın da Barzani ile ilişkileri iyidir. PKK’ye karşı ise Almanya’nın politikasında 90’lı yıllardan bugüne herhangi bir yön değişimi olmamıştır. Fakat bugün tüm partiler içinde Ortadoğu’nun güncel konumu ile bağlantılı olarak, yani PKK’nin ve PYD’nin DAİŞ’e karşı mücadelesini göz önünde bulundurarak Türkiye’deki barış müzakerelerinde Kürt Özgürlük Hareketi ile yeni bir yön bulunmasını isteyenler bulunmaktadır. İçişleri Bakanlığı ise buna karşı sert bir duvar ören dar bir siyasete sahiptir. Bu bürokratlar, PKK’yi sadece “kontrol edilemeyen bir faktör” olarak görüyorlar ve Ortadoğu’daki değişimleri tümüyle görmezden geliyorlar.


Peki siz Öcalan’ın ortaya koyduğu düşünsel/siyasal efora nasıl bakıyorsunuz? Öcalan’ın tezleri, sizce, Ortadoğu coğrafyası için ne anlam ifade ediyor?

Toplum mozaiğini göz önünde bulundurursak, Ortadoğu’nun neredeyse bütün ülkeleri için Öcalan’ın etnik ve dini birlikteliği üstün tutan ulus devletlere yönelik eleştirisini doğru ve haklı bulunuyorum. Bölgedeki halkların barış içinde beraber yaşaması için sınırların haksız ve keyfi biçimde değiştirilmesinden, yeni devletler yaratılmasından ziyade özyönetim temelinde örgütlenmeler daha uygun olur, diye düşünüyorum. “Böl-yönet” yöntemi ile bölge halklarının birbirine karşı kışkırtılması, kullanılması, yüz yıllık emperyalist prensiptir. Tüm etnik ve dini grupları eşit düzeyde var eden demokratik özerklik fikri ise bu prensibe karşı bir alternatiftir. Ben Rojava’yı gördüm, yaşadım; bu fikri oradaki insanların nasıl sevinçle benimsediğini de gördüm; pratik gerçeğe nasıl dönüştürüldüğünü izlenimledim.


Öcalan’ın özgürlüğü, sizin de sahip çıktığınız bir talep. Neden önemli Öcalan’ın özgürlüğü?

Milyonlarca Kürt, Abdullah Öcalan’ı temsilcisi olarak görüyor. Öcalan’ın serbest bırakılması, on yıllardır yaşanan baskılara, katliamlara, asimilasyona ve savaşa karşın Türk devletinin Kürt vatandaşlarını eşit olarak kabul ettiğine dair bir sinyal olur.


NİHAL BAYRAM/MAINZ