
Kuşkusuz sadece istemekle de kalmıyor, Kürt halkı günlük olarak geliştirdiği direnişle İmralı sistemini ve gerisindeki kültürel soykırım rejimini paramparça ediyor. Kürtler on yedi yıldır ilk defa komplonun yıldönümünü bugünkü öz savunma direnişleri içerisinde karşılıyor. Böylece komployu ve yarattığı İmralı sistemini yıkacak mücadele biçimini bulmuş oluyor. Komploya karşı öz yönetim direnişleri bugün neredeyse Ortadoğu ve insanlığın gündemini belirler hale gelmiş bulunuyor. On sekizinci yılda demokratik öz yönetim direnişlerinin kazanacağı zaferin komployu ve yarattığı İmralı sistemini yerle bir edeceği anlaşılıyor.
Uluslararası komplonun 9 Ekim 1998 günü Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın zor ve hile ile Suriye’den çıkarılması temelinde başladığı biliniyor. Komplo, Kürt Halk Önderi’ni imha etmek amacıyla planlanmış örgütlü bir küresel saldırı oluyor. Komplocular, 9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a kadar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ‘kim vurdu'ya getirerek imha etmeyi ve bu temelde PKK’nin tasfiyesini hedefliyor. 15 Şubat 1999’dan 11 Ocak 2000’e kadarsa idam yöntemi ile imha edilmesi peşinde koşuyor. Bütün bunlar Önder Abdullah Öcalan’ın ve Kürt halkının tarihi direnişiyle boşa çıkarılınca, bu sefer gündeme İmralı işkence sistemi altında çürütme politikası getiriliyor.Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinin çürütme politikasını "Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa" başlıklı savunmasıyla boşa çıkarırken, AKP hükümetinin uluslararası komployu "İslam Kardeşliği" sözleriyle başarıya götürme politikasını da Kürt sorununun demokratik özerklik çözümünü formüle ederek yenilgiye uğratıyor. Bunun sonucunda 23 Ağustos 2005 tarihli MGK toplantısından bu yana da AKP, topyekûn özel savaş konseptiyle Kürt Özgürlük Hareketini ezmeye ve tasfiye etmeye çalışıyor.
On yedi yıldır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı imha ve PKK’yi tasfiye amaçlı yürütülen komplocu saldırılar, Kürt Halk Önderi’nin dehası ve dayanma gücü, Kürt halkınınsa kahramanca mücadelesiyle boşa çıkarılıyor. Bu durum özellikle Rojava Devrimi, Kobanê direnişinin zaferi, İmralı görüşmeleri ve 7 Haziran seçiminde HDP’nin başarısıyla kesinleşmiş bulunuyor. Bunun üzerinedir ki, bilcümle komplocu güçler birleşerek Kürt halkına ve özgürlük hareketine yönelik olarak 24 Temmuz 2015 topyekûn saldırısını başlatmış ve 1 Kasım sivil faşist darbesini gerçekleştirmiş bulunuyor.Dikkat edilirse, komplonun on yedinci yılında mücadelenin çok daha yoğunlaşmış olduğunu görüyoruz. Yılın ilk yarısında ciddi bir siyasi ve askeri yenilgi yaşayan komplocular, yılın ikinci yarısında ortaklaşa gerçekleştirdikleri sivil faşist darbe ile AKP’yi yeniden iktidara getirerek 30 Ekim 2014 tarihli MGK toplantısının kararlaştırdığı topyekûn özel savaş konseptini uygulamaya koyup komployu başarıya götürmeyi hedefliyor. Fakat nafile! Komplocuların AKP eliyle başlattıkları 24 Temmuz 2015 topyekûn özel savaş saldırısı, bu kez de Kürt halkının geliştirdiği demokratik özyönetim direnişleriyle karşılaşıyor ve boşa çıkarılıyor. Böylece 15 Şubat komplosunun mezar kazıcısı olarak Kürt halkının demokratik öz yönetim direnişleri tarih sahnesine çıkmış oluyor.
Şimdi 15 Şubat Komplosunun on sekizinci yılına girerken AKP’nin faşist soykırımcı saldırıları ile Kürt halkının demokratik öz yönetim direnişleri kıyasıya bir ölüm-kalım mücadelesi içerisinde bulunuyor. Artık kış bitiyor, yaşam yeni bir bahara doğru ilerliyor. Nereden bakılırsa bakılsın, gelmekte olan bu yeni baharın ‘Kürt baharı’ olacağı anlaşılıyor. Kendisini Sultan 2. Abdulhamid sanan Tayyip Erdoğan ile Enver Paşa sanan Ahmet Davutoğlu’nun hesapları tutmamış, yanlış hesap Kürt öz yönetim direnişlerine çarparak Cizre ve Sur’dan geri dönmüş gözüküyor.Bu nedenledir ki, başta Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu olmak üzere AKP yönetimi ve bilcümle faşist güruh adeta çıldırıyor. Tüm devlet ve ordu gücü her türlü tankı ve topu ile sivil Kürt halkının üzerine saldırtılıyor. Tayyip Erdoğan’ın talimatları ile vali ve kaymakamlar hiçbir yasa ve ahlâki kural dinlemeden vahşi katliamlara başvuruyor. Ahmet Davutoğlu bir yandan ülke değerlerini pazarlayıp dış güçlerin desteğini almaya çalışırken, diğer yandan da içine düştüğü çıkmazdan kurtulabilmek için "İstişare meclisleri" adı altında yeni bir oyun süreci başlatmaya çalışıyor. Basındaki psikolojik savaş yalakaları ise nereden nasıl bir yalan uydurup da ortaya atacakları konusunda geçmişin saray soytarılarını da geride bırakmış bulunuyor.
Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde ve Kürdistan ile Ortadoğu’yu bu hale getiren Sykes-Picot Anlaşmasının yüzüncü yıldönümünde AKP hükümeti dünyanın gözüne baka baka çok açık bir Kürt katliamına ve soykırımına başvuruyor. Fakat kendine uygar ve demokrat diyen dünya, AKP soykırımına karşı durup Kürt direnişini destekleyeceğine, bir kez daha faşist ve emperyalist gerçeğini ortaya koyarak AKP’nin faşist terörüne ve soykırımına ortak oluyor. Ancak hepimizi teselli eden şu ki, günümüz dünyası sadece bu egemen güçlerden oluşmuş değil ve Kürtler de eski Kürtler değil. Nitekim Kürtler, DAİŞ faşizmine karşı nasıl kahramanca direnerek tarihi zaferler kazandılarsa, bugün de AKP faşizmine karşı kahramanca direnerek daha büyük zaferler kazanıyorlar. Tüm toplumların aydınları, akademisyenleri, demokratik güçleri de söz konusu bu Kürt direnişini destekleyerek "Egemenlerin suçuna ortak olmayacağız" demiş bulunuyorlar.
Besbelli ki on sekizinci komplo ve komploya karşı mücadele yılına her zamankinden daha şiddetli bir mücadele içerisinde giriliyor. Ve on sekizinci yılın çok şiddetli ve nihai sonuca götürücü bir mücadele yılı olacağı daha şimdiden açıkça görülüyor. Kuşkusuz faşist AKP çeteleri DAİŞ gibi vahşi ve AKP hükümeti de tüm gücüyle saldırıyor. Çünkü yenilginin eşiğinde olduklarını görüyorlar ve bunun verdiği çılgınlıkla her türlü katliama başvurup insanlık suçu işliyorlar. 1925’in "Şark Islahat Planı" gibi planlarla Kürt soykırımını tamamlamaya çalışıyorlar.Fakat bir kez daha nafile, bu çabalar boştur diyoruz. Kürt halkı komplonun bilincine çoktan vardı ve AKP’nin Kürt düşmanı faşist gerçeğini de çoktan gördü ve anladı. Bu temelde komployu yenilgiye götürecek mücadele yöntemi olarak demokratik öz yönetim direnişlerini buldu ve başarıyla yürütüyor. Önümüzdeki süreçte gerillanın da aktif olmasıyla çok daha etkili yürüteceği ve on sekizinci yılda uluslararası komployu ve onun son uygulayıcısı AKP’yi birlikte mezara gömeceği açıkça görülüyor.
AKP yönetimi ve yardakçıları hiç heveslenmesinler. Gün geliyor ve çark dönüyor, bu temelde AKP’nin işlediği tüm katliamların hesabını bir bir sormanın vakti geliyor. Artık rüzgâr Kürt demokratik direnişinden yana dönmüş bulunuyor ve zaman Kürtlerden yana işliyor. AKP gemisi batıyor ve batan gemiyi terk etmeler daha şimdiden başlamış bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki, mevcut AKP yönetiminin işlediği soykırım suçuna çok sayıda AKP’li de ortak olmak istemiyor. Bu temelde 2016 yılının mevcut AKP yönetiminin sonu olacağı çok açık bir biçimde görülüyor.
O halde gün AKP faşizmini daha yakından tanıma ve ona karşı demokratik direnişi geliştirme günü oluyor. Bu da mevcut AKP yönetimine karşı olan herkesin harekete geçmesini ve Kürt direnişini dayanak yaparak birlik içinde AKP faşizminden hesap sormasını gerektiriyor. Kuşkusuz bu konuda öncülük görevi sol devrimci güçlere düşüyor. Tüm devrimci-demokratik güçlerin, tarihi sorumluluk bilinciyle AKP faşizmine karşı güçlerini birleştirerek aktif mücadeleyi daha da büyütmeleri ve herkesi bu direnişe katarak 45 yıllık bu tarihi hesaplaşmada demokratik devrimin zaferini yaratan olmaları gerekiyor.