Kuzey Kürtlerinin en büyük örgütlü gücü olan Xoybun’un Ağrı yenilgisinden sonraki yarım yüz yıllık ‘Uzun Sessizliği’ni bozan Sayın Öcalan ve yoldaşlarının tarih sahnesine çıktıkları 1978 ve ‘Ülkeye Dönüş’ adı altında başladıkları uzun yolculuğun ürünü olan 1984 atılımı, ‘büyük tarihsel rövanş’ olarak kabul edilebilir. Sayın Öcalan ve önderlik ettiği hareketin Kürdistan, Ortadoğu ve Türkiye’de yarattığı etkinin yanında özünde taşıdığı toplumsal dönüşüm potansiyelinin ve önerdiği yeni yaşam politikasının farkına varan statükocu küresel ve yerel güçlerin komplocu yaklaşımları aslında 1993’te başlamıştı. Tasfiye edilen cumhurbaşkanları, karanlık suikastlara kurban giden generaller ve her defasında bir şekilde sabote edilen barış ve müzakere girişimleri bunun en bariz göstergeleri olmuştur.
Binlerce yıllık bir tarihsel birikim üzerinden yükselen devrimci bir yaşam tarzı ve yeni bir toplumsal yaşam politikasını öneren Öcalan’ın 1999 Şubatında komplo ile Türkiye’ye getirilmesi, kuşkusuz dünyada ve özellikle Kürtlerde büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Sayın Öcalan’ın önderlik ettiği PKK’nin taktiksel ve stratejik derinliğini, önerdiği yeni yaşam politikasının etki alanını ve gücünü iyi bilen uluslararası güçlerin Öcalan’a yaklaşımı ile İtalyan faşistlerinin Gramsci için ‘O adamı yirmi yıl susturun’ talimatı arasında büyük bir tarihsel durum benzerliği vardır. Fakat yaşamdaki gerçeklik öyle işlemiyordu; Gramsci’nin her sözü dünya devrimcileri için bir teorik ve pratik eylem kılavuzuna dönüşürken, Öcalan dünya halklarının devrimci liderlerinden ve stratejik beyinlerinden biri olarak çoktan tarihe isimlerini yazdırmışlardır.
Suriye’den çıkıp Avrupa’ya oradan Rusya ve Afrika’ya gittiği ve en son İmralı Adasında tutsak edildiği ana kadar Kürtlerde şok ve direniş iç içe geçmişti. Dünyanın dört bir tarafından Kürtler ve dostları kesintisiz eylemler yapmış, sadece 2011 yılına kadar 63 insan bedenini ateşe vermişti. Bedenini ateşe veren insanlara yönelik ‘Benim için kendinizi yakmayın; halkın mücadelesini yükseltin’ demesi tarihsel bir not olarak belleklere kazındı! ‘Êdî Bese’ ve ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemlilikleri dünya devrimci siyaset tarihinin en büyük ve en uzun politik etkinliklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Sadece Doğu Kürdistan’ın Merivan, Sine, Urmiye ve Maku kentlerinde başlayan büyük serhildanlarda 70’e yakın Kürt yurtseveri İran rejim güçleri tarafından katledildi.
Sayın Öcalan’ın halk ve hareketle bağını koparmak ve tamamıyla susturmak için onu tecrit koşullarına mahkum eden güçler, Öcalan’ın tecrit altındayken bile bölgesel siyasete yön veren bir iradeyi ortaya koymasının önüne geçemediler. Kürt sorununun çözümünün sadece bölgesel denklemler üzerinden değil uluslararası güç dengeleri ve Türkiye devletinin yapısal karakterindeki büyük dönüşümlerle ancak çözülebileceğini ortaya koyarak aynı zamanda Ortadoğu ve Türkiye’deki demokratik siyasetin önünü açmak için olağanüstü çabalar harcayan Öcalan, bu yönüyle sadece Kürtlerin değil Türkiyeli ve Ortadoğulu birçok halkın da büyük takdirini kazandı. Kurdistanlı bir gerilla liderliğinden küresel siyasette önemli bir güce dönüşen bir hareketin ve halkın liderliğinin yanında politik stratejinin-siyaset felsefesinin çağımızdaki en büyük bilgelerinden birine dönüşmüştür.
Ortadoğu ve Türkiye’nin en örgütlü ve demokratik güçlerinden biri olan Kürt halkının bugünkü mücadelesi ve Kürtlerin bölge halklarıyla birlikte inşa ettikleri ‘Ortadoğu Cenneti’ olan Rojava, Sayın Öcalan ve yoldaşlarının derin bir tarihselliğe yaslanarak bin bir emekle ve mücadeleyle var ettikleri ve insanlığa armağan olarak sundukları büyük bir umut ve değerler bütünlüğüdür. İşte bugün bu umuda ve değerler bütünlüğüne karşı var olan devrimci dayanışmayı da ve hala devam eden statükocuların saldırılarını da bu bağlamda okumak gerekir.