Türkiye’nin sözde en güvenilir haber kaynağı Anadolu Ajansı’nın (AA) geniş haber toplama imkanlarına sahip olduğu biliniyor. En eski haber ağı, devlet tarafından da bizzat desteklenince, kolaylıkla ülkenin en fazla muhabir sayısına sahip haber kaynağı haline gelebiliyor.
Geniş haber derleme olanaklarına sahip bir haber ajansı, imkanlarını ülkenin ve dünyanın birçok bölgesinde konumlanmış muhabir ağıyla birleştirince, basın dünyasında aranan bir haber kurumu olarak saygınlık kazanır. Birçok medya organına haber sunan bir haber ajansı olarak AA’nın, haber alıcısı halk kesimleri nezdinde ciddi bir etkileme gücüne sahip olduğu söylenebilir.
Neredeyse tekelleşmiş böylesi haber ajansları, propaganda mekanizmalarını devreye sokup, habercilik etiğini de rafa kaldırdıkları takdirde, yaptıkları taraflı haberlerle bir ülkeyi sıcak savaşa sürükleyebilecek kadar etkili olabilirler.
Türkiye’de söz konusu etkileme gücüne erişmiş haber organlarından biri olan AA’nın, özellikle son aylarda Suriye’deki duruma ilişkin yaptığı haberler, objektif olmaktan bir hayli uzak. Bu durum birçok medya organı tarafından eleştirilmeye başlandı bile.
AA’nın Suriye’deki muhaliflerden aldığı bilgileri sorgusuz sualsiz doğru kabul ederek yayınlaması, bir basın kurumu olarak onun tarafsızlığının ve doğru habercilik anlayışının ne kadar kuşkulu olduğunu ortaya koyuyor. 
Aslında haber aktarımındaki böylesi yandaş tutumlar, tehlikeli olduğu kadar, haber ajansı olarak bir haber kurumunun kendi saygınlığını yitirmesine de yol açan bir tutumdur.
Suriye’deki sıcak çatışmalı ortam bir yana, sınırdaki Hatay’da meydana gelen gelişmelere ilişkin AA’nın geçtiği haberlerde, nasıl bir çarpıtmanın yapıldığı bölge insanı tarafından net bir şekilde görülebiliyor.
Ana akım medyaya haber kaynaklığı yapan AA’nın, Hatay’da yaşananları objektif olarak yansıtmaktan imtina etmesi, bölge insanının sesini duyurabileceği tarafsız basın organları arayışını doğuruyor. Bu anlamda çok kısıtlı imkanlara sahip olsa da küçük de olsa, sorumluluk sahibi görsel ve yazılı basın organlarının, Hatay’da yaşananları tarafsız bir şekilde gündeme taşımaları, çok büyük önem kazanıyor. Hatay’daki gelişmeleri kısa kısa da olsa yerinden aktarmakta fayda var diye düşünüyorum.
Bir kere, Türk basınında yansıtılanın aksine Hatay’da ki kamplarda, iki ateş arasında kalmamak için Türkiye’ye sığınan gerçek mağdurların yanı sıra azımsanmayacak oranda ajan-provokatör statüsünde sözde mülteciler de mevcut.
AA tarafından Suriyeli ‘sözde mülteci’, aslında aktif savaşçı muhaliflerle yapılan röportajlarda, onların çok mağdur ve masum gösterilmesi, Hataylılar tarafından tepkiyle karşılanıyor. Zira tam tersine bugün Hataylılar, bir kısım Suriyeli mültecinin mağduru haline gelmiş bulunuyor.
Hatay’ın sokaklarında-mahallelerinde “mülteci” muhaliflerin neden olduğu olaylar, adım adım huzursuzluk ortamını besleyerek, bir kaos ortamına doğru ilerliyor.
Suudi Arabistan ve Katar’dan Suriyeli muhalifler için Türkiye’ye milyon dolarla yardım yapıldığı iddiasındaki bazı “mültecilerin” külhanbeyi edasındaki küstah tavırları, Hataylıların sabrını tüketmişe benziyor.
Örnek olarak; “mültecilerin” lokantalarda yedikleri yemeklerin parasını ödememeleri, bindikleri minibüslere yol ücretini vermeyerek “parayı Tayyip amcadan alırsınız” şeklinde dalga geçmeleri, Hatay esnafını zor durumda bırakıyor.
Bu örneklerdeki gibi esnafı maddi olarak mağdur eden tavırlardan çok, asıl olarak kendilerini muhafazakar diye tanımlayan bazı mültecilerin, tesettürlü olmayan Hataylı kadınlara sözlü saldırılarda hatta tacizlerde bulunmaları, Hataylıların tahammül sınırlarını aşmış durumda. Götürüldükleri hastanelerde öncelikli ve parasız tedavi görebilen muhaliflerin, sağlık çalışanlarına karşı sergiledikleri şiddet dolu tutumlarla, kadın sağlık personelini aşağılayan saygısız tavırları gündelik hale gelmiş.
Sokaklarda hiç çekinmeden silahlarla dolaşan sözde mülteciler, Hatay halkı tarafından büyük bir endişe ile izleniyor. Bu endişenin tehdit algısına dönüştüğü bazı yerlerde, olası saldırılarda kendini koruyabilme amacıyla, karşı silahlanmanın teşvik edilmesine yol açıyor. Suriye’deki çatışmaların Hatay’a da sıçrayacağı kuşku ve beklentisi insanların uykularını kaçırıyor.
Bugün böyle netameli bir ortamda, Suriyeli muhaliflerin T.C devleti eliyle desteklenip beslenmesinin ağır faturası, bütünüyle Hataylılara kesilmiş görünüyor.
T.C devleti ve hükümetinin komşuda harlamaya devam ettiği ateş, dönüp dolaşıp evimize sıçradığında asıl ceremeyi kim ödeyecek? Bunun cevabını net bir şekilde vermeden, savaş ortamını kızıştırıp, kışkırtmaya devam etmek, emperyalistlerin savaş sanayisini parlatmaktan başka bir işe yaramaz.
Bunun için savaşçı politikalarından bir an önce vazgeçerek, Ortadoğu halklarının bugün en büyük ihtiyacı haline gelen barış ortamını mümkün kılmak için çabalamak, sorumluluk bilinciyle hareket eden herkesin görevidir.