1870-71 yılları. Fransa-Prusya savaşında Sedan'da yenilen Fransızlar geri çekiliyor ve Prusya işgali Paris kapılarına kadar dayanmış, ölüm kusuyor. Fransız direnişinin başında Ulusal Muhafızlar Komutanı General Troucheau var. Mehmet, Reşat ve Nuri Beyler Generale bir rica mektubu yazarak saldırıya uğrayan Fransa halkını ve Cumhuriyet'i savunmak için direnişe ‘gönüllü olarak' katılmayı istiyorlar. Henüz yirmili yaşlardalar. Ve verilen izin üzerine Prusya işgalini engellemek için cephede fiilen savaşa katıldılar.
Bu üç yoldaş hemen sonra Paris'te patlayan Komün hareketinde de yer alarak Komünarlar ile birlikte cephe savaşına katılmış, önemli işler yapmışlardır. Üç devrimci (kendi aralarında düşünce farklılıkları olmasına rağmen) henüz doğmakta olan materyalizmin ve pozitivizmin etkisinde, devrimci duruşlarından ve direniş kararlılığından hiçbir zaman ödün vermeden, Komünden sonra da devrimci duruşlarını sürdürdüler.
Komün'ün korkusu her yeri sarar. Dönemin Başbakanı Âli Paşa, 25 Temmuz 1871'de yayınladığı "Emirname-i Sani"de şöyle der: 1860-61 yılları arasında beliren tehlikeli düşünceler, şu dokuz on yıl süresince habis ruhlar gibi Avrupa'nın her tarafına yayılmıştır. Bu nitelikli kişilerden oluşan ve teşekkül eden cemiyetin adı: Enternasyonal'dir… Pekala bilirsiniz ki, bu vahim, tehlikeli istekler emeller-kuruntular, dünya düzenine (nizam-ı âleme) aykırıdır. Gerçekleşmeleri –Allah göstermesin- türlü türlü ihtilal ve uyuşmazlıklara yol açar… Hem kişiliğimize (mizacımıza) hem ahlakımıza ters düşen… bu uğursuz fikirler hudutlarımızdan içeri girmemelidir. Bu bozuk düşünceli kişilerin amaç ve isteklerini yaymalarına olanak vermemeliyiz..."
Bu genelgeye karşı dönemin devrimcilerinden çok ciddi tepkiler kaleme alınmıştır. Örneğin Reşat Bey'in 5 Haziran 1872 tarihinde İbret Gazetesi'nde yayınlanan yazısı, çağının en muhteşem Komün savunusudur denilebilir. Buna destek veren 8 Haziran tarihli Basiret Gazetesi de Komünü uzun uzun övdükten sonra şöyle yazar: "Ya cümleniz benim esirim olursunuz veyahut cümlenizin kafasını keserim, ya kazandığınızı bana veriniz veyahut kahren (zorlan) elinizden alırım' deyû edilen muharebeye mi medeniyet diyeceğiz?" Nuri Bey ise yazısında işçilerin burjuvazi tarafından sömürüsü ve tek kurtuluş yolu olarak gördüğü başkaldırı hakkını esas alarak Komün'ü ve Avrupa'nın korkulu rüyası olan Enternasyonal'i savunur.
***
Kobanê şehitlerini düşünürken Komün'e gitti aklım. Komün'den günümüze 150 yıl geçti. O günün Sultanları ile günümüz sultanları arasında fark yok: Fıtratlarında var zulüm ve hırsızlık. O günün yandaşları ile günümüzdekiler arasında fark yok: Fıtratları devrime karşı yalan haber ve iftira üretmek ve gerçeği çarpıtmak hastalığıyla malul. Devrimcilerin ruhları da dünün ışığıyla parlıyor günümüzde: "Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin."
Bugün, Roboskî'yi yüreğinin acısı, Rojava'yı geleceğinin umudu olarak gören anlayışların Kobanê'de nev-i beşer'in oluşturduğu yeni millet, Anadolu-Mezopotamya topraklarını vatan edinmiş bir gelecek projesinin ilanıdır.
Arîn'li, Kader'li, Serkan'lı, Nejat'lı, Sibel'li geleceklere döndük yüzümüzü yeniden.
Umudu körüklüyor yaşam.
Yüreğim pupa yelken!