
Cemil Bayık, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreçle ilgili sorularımızı yanıtladı.
Uluslararası güçlerin Suriye siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ortadoğu siyasal mücadelenin odaklandığı merkezdir. ABD, Avrupa ile birlikte Ortadoğu’yu şekillendirmek istemektedir. Bu çerçevede Mısır ve Libya’da iktidarların el değiştirmesinden sonra Suriye’ye el atılmıştır.(…) Hem Suriye üzerinden Ortadoğu dengeleri önemli düzeyde netleşmeye gideceğinden hem de uluslararası ve bölgesel birçok gücün içerisinde olduğu karmaşık bir savaş olmasından dolayı Suriye üzerinde yürütülen savaşa Üçüncü Dünya Savaşı denilmektedir.
Cenevre görüşmeleriyle Suriye üzerinde belirli bir uzlaşma yaratılmaya çalışılmaktadır. Uluslararası güçlerin kapsamlı bir uzlaşmaya yönelmesi bile zaten Suriye’deki durumun ciddiyetini göstermektedir. Eski Suriye aşılırken, yeni Suriye kurulurken belli bir uzlaşma temelinde sonuca gidilecektir. Tabii ki bu uzlaşma da eşit güçlerin uzlaşması olmayacaktır. Bir hegemon güç olacaktır. Bu zaten ABD ve yanındaki Avrupa’dır. Esas güç sahibi onlar olsalar da, Cenevre görüşmelerinde Çin ve Rusya’nın çıkarları da belirli düzeyde gözetilecektir. Türkiye’nin siyasi olarak Suriye üzerinde çok etkin olmasına izin verilmeyecek ama bazı ekonomik imkânların tanınması da sağlanacaktır.
Suriye üzerinde siyasal İslamcıların hâkimiyetini Avrupa ve ABD’nin de istemediğini İran, bu süreçten yararlanıp çok sınırlı bir biçimde Lübnan’da ve Suriye’de varlığını sürdürecektir. Daha doğru kendisinin bölgedeki karşı kutbu haline gelecek Sünni İslamcı bir iktidarın Suriye’de güç olmaması objektif olarak İran’ın da tümden kaybetmemesi gibi bir durum ortaya çıkaracaktır.
‘Siyasal İslam’ gibi çözüm formları, var olan sorunlara yanıt oluşturabilir mi?
(…)Mısır ve diğer ülkelerde olduğu gibi, Suriye’de işbirlikçi de olsa siyasal İslam’ın hâkim olmasını istememişlerdir.
(…) Modernizm aslında İslam kimliğiyle Ortadoğu’ya sokulmaktadır. Kapitalizm bu işbirlikçi siyasal İslam’la Ortadoğu’yu fethetmektedir. Bir yönüyle işbirlikçi siyasal İslam ulus devlet ajanlığı yeni biçimde sürdürmektedir. Uluslararası kapitalist modernist sistem, ulus devletler döneminde tümden fethedemediği Ortadoğu’yu şimdi ılımlı işbirlikçi İslam örtüsü altında, onların ajanlığıyla fethetme politikası izlemektedir. Bunun da Türkiye gerçeğinde olduğu gibi, önemli başarılar ve sonuçlar elde ettiğini görmek gerekir. İşte şimdi Tunus’ta da, Mısır’da da, Libya’da da bu işbirlikçi ılımlı İslam üzerinden bölgeyi fethedeceklerdir. Bir nevi işbirlikçi ılımlı İslam Ortadoğu’da kapitalist modernitenin Truva Atı rolünü oynamaktadır.
Kapitalist modernist sistemin ulus devlet anlayışı gibi, bu yeni işbirlikçi politikaları da bölgedeki sorunlara cevap olamayacaktır. Çünkü özünde demokratik karakterde değildir. Bütün etnik ve dinsel toplulukların demokratik yaşamına ve özgürlüklerine dayalı bir sistem şekillendirilmiyor. Toplumları işbirlikçileri üzerinden zapturap altına almayı hedefliyor.
(…) ABD ve Avrupa’nın Ortadoğu’ya müdahalesi ve yeni şekillendirmek istediği düzen toplumları tatmin etmediğinden ve ihtiyaçlarına cevap vermediğinden toplulukların örgütlenme ve direnme pozisyonu devam edecektir. Ne Ortadoğu’da sorunlar bitecektir, ne de Ortadoğu’da bu sorunların kaynağı olan uluslararası güçlere ve bunların işbirlikçilerine karşı direniş son bulacaktır.(…)
Öcalan’ın projesinin Türkiye’nin geleceği ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde nasıl bir rol oynayacağını düşünüyorsunuz?
Önder Apo’nun paradigması; öngördüğü siyasal ve toplumsal proje, Ortadoğu’nun tarihsel birikimine ve tecrübeleri ile insanlığın bütün değerlerine dayanmaktadır. (…) Ortadoğu’nun sorunlarının çözümü açısından tam bir ilaç niteliğindedir.
(…)Ortadoğu’daki tüm farklı dinsel ve etnik toplulukların özgür ve demokratik yaşamına dayanan, toplumun tamamen demokratik temelde örgütlenmesini esas alan, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren ve sorunlarını çözme gücünde olan bir paradigma ve projedir.
(…) Köklerine dayalı, toplumuyla barışık, komünal demokratik ve ahlaki politik değerlerini esas alan bir proje olduğundan; Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan’da bir özgürleşme çağı başlatmıştır.
Önder Apo’nun demokratik topluma ve toplumların demokratikleşmesine dayalı cinsiyet özgürlükçü- ekolojik- demokratik toplum paradigması ve projesi tanınıp toplumlar tarafından sahip çıkıldıkça hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de demokratik ve özgür bir gelecek için önemli adımlar atılacaktır. (…) Böylelikle kapitalist modernitenin Ortadoğu’daki hakimiyetine son verilecektir. (…)
Suriye ve Batı Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin geldiği Demokratik Özerklik aşaması, Arap demokrasi güçlerinin Kürt halkının mücadelesine ve Kürt sorununun çözümüne yaklaşımını nasıl etkiledi?
Önder Apo, daha ABD’nin Irak’a müdahalesi öncesi yazdığı Atina Savunması’nda ABD’nin bölgeye müdahalesi karşısında halkların özgürlük ve demokratik yaşamını sağlayacak üçüncü bir siyasi çizginin ortaya konulmasını istemiştir. Atina Savunması’nı bu temelde yazmıştır. Buna yeni paradigma demiştir.
(…) Rojava Kürdistan’ında ortaya çıkan özerk ve özgür Kürdistan gerçeği gerçekten de sadece Suriye açısından değil bütün Ortadoğu açısından örnek teşkil edecek bir karaktere sahiptir. (…)
Özgürlük tutkusunun derinliği, direnişin de kapsamını ve derinliğini ortaya çıkarmıştır. Bunu bütün Suriye halkı görüyor, bütün Ortadoğu halkı görüyor.
Şu bir gerçektir ki, bugün Suriye’de esas demokratik alternatif güç Kürtlerdir. Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam gerçeği tek siyasal ve toplumsal yaşam alternatifidir. Bugün ABD, Avrupa, Rusya, Çin farklı biçimde de olsa Kürtlerin üçüncü çizgisine gelmişlerdir. Ne Esad rejimi ne işbirlikçi İslam’a dayalı bir siyasal ve sosyal yaşam. Bunlar reddediliyor ama yerine ne konulacağı ABD, Rusya, Çin ve diğer güçler için çok belirgin değil. Ama Kürtlerin projesi açık, net ve belirgindir. Üçüncü yolu, üçüncü çizgisi belirgindir. Özgür ve demokratik yaşam çizgisi belirgindir. Bu bakımdan tabi ki bütün Suriye toplumunu etkiliyor. Eğer bugün Suriye içindeki o işbirlikçi İslamcı demokratik olmayan muhalif kesimler etkisiz kalmışsa toplum onlara yüz vermiyorsa eğer Suriye’ye hâkim olamamışlarsa bunun nedeni eski Suriye ve mevcut muhalifler dışında başka bir siyasal yaşam projesini görmüş olmalarıdır. Kürtlerdeki siyasal zihniyet, özgür ve demokratik yaşam projesi, Suriye Arap toplumunun başka seçeneklere kaymasını engellemiştir. Kürtlerin yaşadığı demokratik gerçekliğin kesinlikle Suriye’deki siyasal yaşam ve gelişmeler üzerinde büyük etkisi olmuştur. Eğer bugün ABD, Avrupa, Rusya, Çin, İran herkes üçüncü bir yol arayışı içindeyse aslında buna zemin sunan Kürtlerin Rojava’daki özgürlük mücadelesi ve ortaya çıkardıkları yaşam projesidir.
Suriye’de Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam projesi ve ortaya çıkardıkları özgürlük enerjisi, ortaya çıkardıkları demokratik direnç tabi ki yeni Suriye’nin oluşmasında çok etkili olacaktır. Kürtler kendi siyasal zihniyetlerini ve özgür ve demokratik yaşam projelerini doğru anlatsalardı bugün sadece Suriye’de değil, bütün Ortadoğu’da daha etkin hale gelirlerdi. Ancak bu yeterince anlatılamamıştır. Diğer taraftan hem uluslararası güçler hem Türkiye hem de başka güçler Rojava’daki Kürt Özgürlük Hareketi’nin özgürlükçü ve demokratik duruşunun dünya tarafından tanınmaması için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu gerçeğin görülmesini perdelemişlerdir. Yine Kürdistan’da iktidarcı, otoriter bir zihniyeti, bir yaşam anlayışını temsil eden PDK geleneği de Rojava’daki özgür ve demokratik yaşam seçeneğinin sadece Kürtler içinde değil Ortadoğu toplumları arasında tanınmaması için önemli bir perdeleme yapmıştır. Ancak bütün bunlara rağmen Rojava’daki özgürlükçü demokratik devrim Arap demokrasi güçleri üzerinde etkilidir. Suriye’deki demokrasi güçlerine umut ve güven vermektedir. Eğer bugün Suriye’deki demokrasi güçleri farklı etnik ve dinsel topluluklar geleceğe biraz umutla bakıyorlarsa bunda Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam seçeneği ve farklı kültürlere, etnik ve dinsel topluluklara, sosyal topluluklara dayanan eşitlikçi, özgürlükçü demokratik toplum projesinin rolü büyüktür.
Kürtlerin Rojava’daki yarattığı devrim Suriye’yi etkileyip, Suriye’nin demokratikleşmesine temel teşkil ettiği gibi; Kürt sorununun çözümünün Suriye ve bütün Ortadoğu dünyasındaki demokrasi güçleri tarafından kabul edilmesinde büyük etkide bulunmuştur. Suriye ve Ortadoğu’daki demokrasi güçleri Kürtlerin Suriye’de özgür ve demokratik yaşamlarına bugün her zamankinden fazla sıcak bakmaktadırlar.
Barış ve demokrasi süreciyle birlikte, Kürt halkının Ortadoğu’da yaşayan halklarla kardeşlik ve birlik içinde özgür yaşam sistemini geliştirmesinde hareketinizin rolü nedir?
(…) Önder Apo’nun yaklaşımında sadece Kürtleri, Kürdistan’ı özgürleştirmek değil, bütün Ortadoğu ülkelerini özgürleştirme hedefi vardır. Hatta Ortadoğu özgürleştirilmeden, bölge ülkeleri özgürleştirilmeden Kürtlerin özgürleşemeyeceğini, demokratik yaşama kavuşamayacağını görmüştür. Çünkü Kürtlere bu zulmü yaşatanların, Kürtler üzerinde inkâr ve imha siyasetini uygulayanların kökleri tarihe dayanan ve kapitalist modernist sistemden güç alan gerici zihniyetler olduğunu bilmektedir. (…)
Türkiye halklarının özgür ve demokratik yaşamıyla Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını bir bütün olarak ele almaktadır. Özellikle Türkiye’deki demokrasi güçleriyle Kürt demokrasi güçlerinin birleşerek demokratik Türkiye, özgür Kürdistan yaratıldığı takdirde bunun bütün Ortadoğu’nun özgürleşmesi ve demokratikleştirilmesinde büyük bir rol oynayacağını görmektedir.
(…) Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi kesinlikle tarihin Ortadoğu halklarına bıraktığı inançsal, etnik her mirası sahiplenme, koruma, bu özgür yaşamın zenginliği olarak görme; pozitif ayrımcılık yaparak onların zenginliklerinin kültürel değerlerinin daha fazla açığa çıkmasını sağlama gibi bir tarihsel, ahlaki ve politik sorumluluk duymaktadır. Bu yönüyle Önder Apo’nun yeni toplum projesi, sadece Türkiye ve Kürdistan’ı özgürleştirme değil, bütün halkların özgür ve demokratik yaşamı temelinde Ortadoğu’yu özgürleştirme projesidir.
(…) PKK belki de sadece Ortadoğu’nun değil, dünyanın en coşkulu, en inançlı, en dirençli, en iradeli örgütüdür. Kürt halkı da en coşkulu, en inançlı, en dirençli, en iradeli halkıdır. Böyle bir zihniyete, böyle bir siyasal ve toplumsal projeye sahip olmak Kürtleri zayıflatmak bir yana güçlendirip moralli kılmaktadır. Bu da her türlü zulüm ve baskı karşısında direnci artırarak Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı yaşamın gerçekleşeceğini ortaya koymaktadır. Hareketimiz ve Önder Apo, bugünden bu rolünü oynamıştır. Bundan sonra da bu rolünü daha etkili oynamaya devam edecektir.
Öcalan, 21 Mart’ta yaptığı açıklamada öze dönüşten bahsetti ve demokratik dayanışma ve birlik konferansı için çağrı yaptı. Bu çağrının yerine gelmesi için toplumun ve demokrasi güçlerinin üzerine düşen görevler nelerdir?
Önder Apo’nun 21 Mart mesajında öze dönüşten söz etmesini kuşkusuz iki biçimde anlamak gerekiyor.
(…) Farklı etnik ve dinsel toplulukların birbirini kabul edeceği, ulus-devlet zihniyetinin terk edileceği yeni bir yaklaşım. Sorunların çözümünü öze dönüşte görmektedir.
(…) Öze dönüş çağrısının diğer bir boyutu da başta Kürtler olmak üzere bütün toplulukların kendi gerçeğine dönmesine yöneliktir.
(…) Kürtlere birleşin, dayanışma içinde birliğinizi sağlayın ama kendinizi özgür ve demokratik temelde güçlendirerek bütün Ortadoğu’da özgür ve demokratik yaşamın öncüsü haline getirin çağrısı yapmıştır. (…) Bu çağrı içi boş bir çağrı değildir. Bir hayal değildir. Kürt’ün yarattığı değerlere dayanmaktadır. (…) Bu açıdan bir taraftan Amed’de birlik ve dayanışma konferansı yapılıyor, diğer tarafta Ankara’da Türkiye’nin demokratikleşmesi konferansı yapılıyor. Güney Kürdistan’da yapacakları konferansla da kendi demokratik birliklerini sağlayarak özgürlükçü demokratik karakterleriyle hem Kürtlerin özgür e demokratik yaşamı hem de bütün Ortadoğu’yu demokratikleştirme doğrultusunda büyük adım atacaklardır. Dün soykırımcılar, inkâr ve imha siyasetçileri Kürtleri metropollere ve Avrupa’ya zorla göç ettirerek eritip ortadan kaldırmak isterken şimdi Avrupa’da yapacakları konferansla oradaki Kürtleri de sömürgecilerin ve imhacı güçlerin düşündüklerinin tersine demokratik güç haline getirerek hem Kürtlerin hem de bütün Ortadoğu’nun özgür ve demokratik yaşamını sağlamada etkili kılmaya çalışmaktadır. Bu konferansla birlikte Kürdistan’ın, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun özgürleşmesine güç verme yanında, Avrupa’daki ilerici, demokratik halklarla birlikte bu özgürlükçü ve demokratik zihniyeti hem Ortadoğu’da hem de dünyada etkili kılmaya çalışmaktadır. (…)
SİNAN KANDİL/ANF/BEHDİNAN