Geçen hafta sonu Brüksel’de yapılan Barış ve Demokrasi Konferansı, zengin bir kültürel birikime sahip Anadolu ve Mezopotamya halklarının dostluk ve dayanışma şenliğine dönüştü.

Ermenisinden Asuri Süryanisine, Pontus Rumundan Çerkezine, Lazından Gürcüsüne, Arabından Romanına, Türkünden Kürdüne, Êzîdîsinden Alevisine, Hıristiyanından Yahudisine, Ateistinden Müslümanına uzanan geniş bir yelpazade etnik, dinsel, dilsel, mezhepsel, kültürel, siyasal ve cinsel bütün kimliklerin kendilerini özgürce ifade ettikler, taleplerini açık yüreklilikle dile getirdikleri, içlerini dostça döktükleri ve yaralarını samimiyetle birbirlerine gösterdikleri konferans, kelimenin tam anlamıyla olağanüstüydü.
Bu tarihi ve görkemli buluşmanın gerçekleşmesinde başta Hazırlık Komitesi olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.
Brüksel Barış ve Demokrasi Konferansı acılı topraklarımızın yok edilmek istenen halkları açısından bir ilkti.
Tarihi önemde, görkemli ve muhteşemdi.
Özünde bir insanlık hareketi olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu tablonun yaratılmasındaki emeğini, özverisini ve iradesini de alkışlamak gerekiyor.
Kürt hareketinin coğrafyamızın bütün kadim kimlikleri ve bütün demokrasi dinamikleriyle eşitlik ve özgürlük zemininde buluşma çabası ve ısrarının bu sonucun alınmasında temel rol oynadığını görmemiz ve elbette bu hakkı teslim etmemiz gerekiyor.
Konferansın açılış konuşmasını yapan KONGRA-GEL Başkanı Remzi Kartal’ın söyledikleri Kürt hareketinin insan odaklı değerler sistemini içselleştirdiğini ve geleceği bu çerçevede inşa etmek istediğini göstermesi bakımından hayati önemdeydi.
Bu konuşma geleceğin Türkiye ve Kürdistan’ında insanın bir değer olarak kabul göreceği; bütün kimliklerin barış içinde kardeşçe yaşayacağı, demokratik katılımın ve rekabetin esas alınacağı çok kimlikli ve çok kültürlü bir siyasal sistemin habercisiydi.
Özgürlük, eşitlik ve refah sorunu olan bütün toplumsal kesimlerin ve kadim kimliklerin çözüm sürecinin asli unsurları olduğunu söyleyen Kartal’ın yaptığı şu çağrı hem Barış ve Demokrasi Konferansı’nın ruhunu yansıtıyor hem de Kürt hareketinin nihai çözüm arzusunu yansıtıyordu.
KONGRA-GEL Başkanı şöyle diyordu:  
“Yakın tarihimizde Türkiye nüfusunun çok önemli bir kesimini teşkil eden Asuri-Süryani- Keldani, Ermeni, Rum ve Êzîdî Kürtlere yönelik uygulanan soykırım politikaları, Barış ve Demokrasi Konferansı tarafından mahkum edilmelidir. Bu toplumların malları, okulları, ibadathaneleri, vakıfları ve özel mülkleri derhal iade edilerek, kullanıma açılmalıdır...”  
Remzi Kartal, demokratik bir Türkiye ve özgür bir Kürdistan’a giden yolun buradan geçtiğini söylüyor, demokrasinin kurucu güçlerinin coğrafyamızın halkları, inançları ve ‘ötekileştirilen’ tüm grupları olduğunun altını çiziyordu.
Aslında konferansa ruhunu veren zamanın ruhuydu.
Kürt hareketi zamanın ruhunu yakalamış; büyük çalkantı ve altüst oluşların yaşandığı tarihin dışına itilmiş Ortadoğu’da rengi, dili, dini, etnik kökeni, inancı, düşüncesi, cinsi ve cinsel tercihi ne olursa olsun insanı bir değer olarak tanımlamış, anlamlı, kalıcı ve adil bir çözüm yolunda bunu siyasal davranışının odağına almıştı.
Bu temelde de coğrafyamızın farklı topluluklarını sahip oldukları özelliklerini koruyarak, karşılıklı güven ve dayanışma içerisinde özgür geleceği kurmaya çağırmış, Barış ve Demokrasi Konferansı’nı bu amaçla toplamıştı.
Yeni dönemde parolası insan olan Kürt hareketinin bu duruşu, etnik, dini, mezhepsel ve kültürel kimliklerin ekonomik çıkarların aracı haline getirildiği, halkların birbirine düşürüldüğü ve her kimliğinin bir diğerini ötekileştirmeye, hatta yok etmeye teşvik edildiği Ortadoğu için bir çıkış yolu ve kurtuluş anlamına geliyor.
Küresel ve bölgesel gericiliğin insanların sahip oldukları kimliklerini birarada yaşamak için değil, birbiriyle savaşmak için kullandıkları, neredeyse her kimliğin bir diğerinin kanlısı yapıldığı coğrafyamızda kimlik eksenli çatışma ve boğazlaşmaları aşmanın yolu insan odaklı böylesi bir sistemi kurmaktan geçiyor.
Buna da bütün bileşenleriyle Kürt hareketi öncülük ediyor.
Yeni Türkiye, yeni Kürdistan ve yeni Ortadoğu için bundan başka bir alternatifin olmadığını, bunun dünya insanlığının gelişimine muazzam derecede katkı sağlayacağını görmek ve bu siyaseti hayatın her alanında güçlendirmek gerekiyor.
Zira, zamanın ruhu sadece Kürt halkı ve siyasetine değil, tarih akışına uyum sağlamaya çalışan bütün herkese geleceği kazanmanın yolunun buradan geçtiğini gösteriyor.
 Ancak böylesi bir ahlaki üstünlük sayesinde kalıcı bir başarınının elde edileceğine tanıklık etmeye hazırlanıyor
Ne mutlu bunu isteyen ve bunun çabasını veren herkese...