
“Qirkirina Rojava qirkirina îslamê ye“, “Ne îslama Tirkî, ne îslama Farsî, ne îslama Erebî bes e bila were îslama rastî“, “Ne zulm, ne zordarî, edelet, wekhevî û biratî“ gibi pankartların asıldığı salonda, Şêx Saîd, Mele Ebdullah Timoqî ve Şêx Muhammed Maşûk Xaznevî'nin fotoğrafları asıldı. Hafız Ahmet Turhallı’nın Kur'an-Kerim'i okumasının ardından Mele Muhittin Kurtay, açılış konuşması yaptı.Kurtay, Avrupa genelinde 9 panelin ve Amed'deki Demokratik İslami Kongresi'nin ardından böylesi bir konferansı düzenlediklerini belirterek, amaçlarının adalet ve hukuka dayalı bir İslam arayışı olduğunu söyledi.
Açılış konuşmasının ardından konferans, gönderilen mesajların okunmasıyla devam etti. Konferansa yazılı mesaj gönderen Mezopotamya ve Anadolu’daki farklı inanç grupları, barış ve huzurun bölgede hakim olabilmesi için herkesin çaba sarf etmesi gerektiğinin vurgusunda bulundu.
Konferansın içeriğine dair FCÎK Yönetim Kurulu Üyesi Nizamettin Toğuç da bir sunum yaptı. Toğuç, kan ve gözyaşının, savaş ve şiddetin, açlık ve sefaletin, ihanet ve inkarın bir yaşam biçimi haline getirildiği kadim Mezapotamya'da halkların birbirini boğazlama noktasına da getirildiğini hatırlatarak, İran, Suriye, Irak ve Türkiye'nin Kürtleri İslam ile parçaladığına dikkat çekti: "El-Kaide, Selefi, El Nusra, İŞID gibi örgütler, İslam aleminin en mazlum ve mağdur olan Kürtlere amansızca saldırarak hem İslami, hem de insanlığı ayaklar altına almışlardır. 1990’lı yıllarda aynı zihniyetle silahlandırılan Hizbullah adlı grup tarafından binlerce Kürt aydını, gazetecisi, yazar ve kanat önderi hunharca katletmişlerdir."
Yapılan çeşitli konuşmaların yanı sıra “İslam’da Zalim ve Mazlum İlişkisi”, “Asr-i Saadet Dönemi ve Medine Sözleşmesi”- “İslam’da Mülkiyet ve Halkların Kendi Kaderlerinin Tayın Hakkı”, ”İslam’da Savaş –Şiddet ve Barış Kavramları ile Bu Kavramların Hayattaki Yeri” isimli oturumlar düzenlendi. Oturumlarda konuşan yazar, hukukçu ve ilahiyatçılar, bölgede yaşanan kaosa dikkat çekerek, yaşananları İslam öncesi Medine’ye benzetti. Konuşmacılar, Kürtlerin ulus olarak kendi kaderi tayın hakkına sahip olduğunun da altını çizdi.
Devlet zulme dayanıyor
Konferansın ilk oturumu, “İslam’da Zalim ve Mazlum İlişkisi”ydi. Moderatörlüğünü Hafız Ahmet Turhallı’nın yaptığı oturumda gazeteci - yazar Diyar Botî ile sosyolog ve yazar Kadir Amaç, birer sunum yaptı. Ilk sözü alan Diyar Botî, devlet yapılanmasının zulme dayandığını belirterek, ”Allah devlet kurmak için peygamber göndermedi. Öyle olsaydı o zaman 124 devlet kurulurdu. Medine de kurulan ise bir devlet değil. Halkların çıkarına dayalı özgürlükçü bir sistemdi” diyerek, İslamiyet adına hareket eden devlet sistemlerini eleştirdi. Sosyolog -yazar Kadir Amaç ise konuşmasına birçok İslam tarihçilerinden ve sosyologlardan alıntı alarak başladı. Amaç, Medine Sözleşmesi’ne vurgu yaparak, şunları söyledi:"Hz. Muhammed’in ölümünden sonra bu sözleşme bozuluyor. Ve siyasal İslam devreye giriyor. İktidar savaşından dolayı Hz. Muhammed’in cenazesi 4 gün boyunca yerde kalmıştır. İktidar savaşı başlıyor. Günümüzdeki İslam da bu iktidar savaşlarından sonra şekillenmiştir. ‘Biz Kürtler olarak olaya nasıl bakmalıyız?’ soruna cevap bulmalıyız. Kendi ülkemize ve topraklarımıza Medine Sözleşmesi'ni uygulamalıyız. Biz bunu isteyince bize siz Kürt ve milletçisiniz‘ diyorlar. Biz kimseye milletçilik yapmıyoruz, sadece eşitlik istiyoruz.”
İlk toplumsal sözleşmedir
Mele Eşref Budak’ın moderatörlüğünü yaptığı “sr-i Saadet Dönemi ve Medine Sözleşmesi” isimli oturumda Hakkari Eski Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu ile İslam Hukukçusu- ilahiyatçı-yazar Hafız Ahmet Turhallı katıldı. Hafız Ahmet Turhallı, “Medine Sözleşmesi”nin Kur’an‘dan esinlenerek, yapıldığını belirterek, ”Bu sözleşmeden sonra kentte barış ve hukuk gelmiştir. Ancak günümüzde gerek İslami çevreler gerek ise İslam karşıtlarının buluştuğu bir ortak mantık var; ‘Hz. Muhammed orada bir iktidar yaratmak için böylesi bir yolu seçti.‘ Bu tamamen yanlış ve sapmadır. Medine Sözleşmesi dünyanın ilk anayasasıdır. Toplumsal sözleşmesidir” dedi.
Rojava'ya saldıranlar İslami değil
“İslamda Savaş –Şiddet ve Barış Kavramları ile Bu Kavramların Hayattaki Yeri” isimli oturumda konuşan FCÎK Başkanı Mele Muhittin Kurtay, Rojava’da yaşananlara dikkat çekti. Kurtay, ”Rojava’da yaşanan katliam İslama yönelik bir katliamdır. Bunlar namaz kılıp zülüm yapıyorlar. Bunların namazı kabul olmaz. Bunlar, İslam’a zarar veriyorlar. Kur’an’da bütün insanlara hak verilmiştir. İnsanların hakkı ve Kur’an için cihat edilir. Ama bunların yaptığı katliam ve soykırımdır. Bunu da Avrupalıların yönlendirmesiyle yapıyorlar. Bunların ortadan kaldırılması için ‘Medine Sözleşmesi‘ne ihtiyaç var” dedi.
Muhammed Arafat Süleymanoğlu ve Mele Şafi de İslamiyet’te şiddetin olmadığının altını çizerek, barış ve hoşgörünün olması gerektiğinin altını çizdi.
Kürdistan mezheplerce bölündü
Konferansın ikinci gününde “Kürt Sorunun Nedenleri Kürtlerin Kimlik Mücadelesi Barış Süreci ve Çözüm Yolları” başlıklı oturum yapıldı. Diyar Botî’nin möderatörlüğünün yaptığı oturumda, Dr. Huseyîn Xaliqî, Şêx Murşît Xeznevî ve Fadıl Bedirhanoğlu birer sunum yaptı. “Kürtlerin tarih boyunca Arap, Fars ve Türk devletlerinin arasında bölünmesi ve asimile edilme siyaseti” başlığı altında bir sunum yapan Dr. Huseyîn Xaliqî, İslamiyet'in Kürdistan’a gelişine değinerek, “Bu kesimler, İslamiyet'in doğru ve barışçıl mesajlarını getirmemişlerdir. Bu kesimler, insanları öldürmüş, mallarını talan etmişlerdir. Mezhepler, insanları öldürmüş ve bölmüşler. Kürdistan’da bu mezheplerden dolayı bölünmüştür” diye konuştu. Kürtlerin kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu belirten Xaliqî, "Bugün Arapların 22 devleti var. Ama Kürtler köle olarak yaşıyor. Eğer Kürtler bir devlet kurmaya kalkışsa bütün Arap dünyası ayağa kalkar ve karşı çıkar. Bu sömürgecilik ve işgalciliktir” dedi.
Mevcut İslamiyet çürümüştür
Şêx Murşît Xeznevî de “İslam Arap devletlerini Rojava’ya yaklaşımı, Rojava'nın anlam ve önemi” üzerine bir sunum sundu. Xeznevî, ‘Demokratik İslam’ tanımına şerh koydu. "Ancak biz şunu tartışabiliriz; yeni İslam'ı. Çünkü mevcut İslamiyet çürümüştür. Özünden çıkmıştır. Onun için İslamiyet kendi özüne dönmeli” diyen Xeznevî, Rojava’ya işaret etti: "Suriye'deki rejim ve karşıtları Kürt karşıtıdır. Suriye muhalefetin önderleri bırak Kürt devrimini, Kürtleri bile kabul etmiyor. 22 Arap devletinin hepsi de Kürtleri kabul etmiyor. Bugün Rojava’da Kürtlere yapılan kafirlere bile yapılmadı. Camilerimiz bile yıkılıyor. Herkes ‘Medine Sözleşmesi'nden bahsediyor. Hepimiz bu sözleşmeyi iyi okumalı ve araştırmalıyız. Bu sözleşmede bütün farklılıklar birlikte yaşamışlar. Bugün Rojava’da bu uygulanmalı. Unutmayalım ki, bu sözleşmede eğer Medine’ye bir saldırı olursa herkes bu kenti ortak savunmalı, deniliyor. Bugün Rojava’da da bu sözleşme uygulanmalı, Asuri-Süryani, Çeçen Arap ve Kürtler, ortak olup, Rojava’yı savunmalı. Eğer bugün Rojava’da yaratılan tarihi fırsat elimizde kaçarsa bir 100 yılda daha gelmez. Onun için bu fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. Bir birimizin karşıtlığını bırakmalıyız. Bugün Rojava’da öldürülen Araplar için 22 devlet var. Hıristiyanlar için dünya ağlıyor. Bizim ise hiç kimsemiz yok. Ne Amerika ne de Rusya. Hiç kimse bize destek vermiyor, kendimizi kandırmayalım.”
Haber yayına hazırlanırken konferans devam ediyordu.
ALİ GÜLER/ANF/HAGEN