Cemal ŞERİK

24 Haziran 2018 seçimleri üzerine yapılan tartışmalar devam ediyor. Öyle anlaşılıyorki, daha da devam edecek. Ancak yürütülen bu tartışmalarda dikkat çekici bir yönün olduğunu da burada belirtmek gerekiyor. Belki de bu yön, seçim sonuçlarının ortaya koyduğu en belirgin olanının gözlerden kaçırılmış bulunuyor.

Seçim sonuçları değerlendirilirken, AKP-MHP birlikteliği kendilerini seçim galibi olarak ilan ederlerken, Cumhuriyet Halk Partisi(CHP), İP (İyi Parti), Saadet Partisi(SP) tarafından oluşturulan “Millet İttifakı“ da aynı şekilde kendilerinin başarılı “olduğunu” ilan etmekten geri kalmadılar. Tabii böyle bir değerlendirme de bulunurlarken de, kendilerinin belirledikleri ölçüleri esas aldılar.

Gerek AKP-MHP birlikteliğinin gerekse de kendilerine “Millet İttifakı” diyenlerin yapmış oldukları bu değerlendirmeler ne kadar gerçekliği ifade ediyor? Bunlar tartışılabilir. Fakat bunlar dışında bir gerçeklik var. O da yapılan bu değerlendirmeler dışına çıkılmasının gerektiği gerçekliğidir.

Burada çok net bir şekilde belirtmek gerekmektedir ki, kendilerine “Millet İttifakı” diyenler her ne kadar bunun farkındalar orasını bilemeyiz, ama kendilerini kandırıyorlar ya da herkesi kandırdıklarını sanıyorlar. AKP-MHP birlikteliği de yapmış olduğu açıklamalarla herkesi kandırdığını sanmaktadır. Çünkü o da, özgür, demokratik ve adaletli bir seçimin değil; hırsızlığın, sahtekarlığın, hilenin, baskının en yoğun bir şekilde belirleyici olduğu yöntemleri kullanarak, ancak bir-iki puanla rakiplerine fark atarak “kazanabilmiştir.”

Bu durumda ne AKP-MHP birlikteliğinin ne de kendilerine „Millet İttifakı“ adını verenlerin kazandığını söylemek mümkün değildir. Hele hele meclise soktukları milletvekili sayısına ve Cumhurbaşkanı adaylarının aldıkları yüzdelik oranlarına göre böyle bir belirleme de bulunmanın hiçbir olanağı yoktur. Çünkü gerek milletvekili gerekse de Cumhurbaşkanı seçimlerinde kulanılan oyların dağılımı olduğu iddia edilen oylar gerçek oy oranını ve halkın iradesini yansıtmamaktadırlar. Tamamen önceden belirlenmiş, masa başında ayarlanmış olan yüzdelik oranlarını ifade etmektedirler. O nedenle de 24 Haziran’da gerçekleştiği iddia edilen milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi gerçek anlamda; adaletli, demokratik ve özgür bir seçim olma özelliğini de taşımamaktadır.

24 Haziran gerçekleşmiş olanın adına illa seçim denilecekse de bu, tamamen AKP-MHP faşizminin diğer bir ifade ile de kontrgerilla diktatörlüğünün kendine “meşruluk” kazandırma oyunundan başka her hangi bir anlam ifade etmemektedir. Bu konu da hiçbir kimse de kendi kendini kandırmamalıdır. Hele hele “şu kadar oy aldık”, “meclise şu kadar milletvekili soktuk” diyerek, bunu yapmamalıdırlar. Bunların hepsinin bir oyun olduğu anlaşılabilmelidir. Özellikle de 24 Haziran seçimleri ile parlamentonun ve orada yer alan partilerin rol ve işlevinin ne olacağı dikkate alınarak bir yaklaşım sahibi olunabilmelidir.

Türkiye’de parlamento 24 Haziran seçimleri ile birlikte “bir asma yaprağı” halini almıştır. Melise diğer partilerin girmesine olanak tanınması ve belirli bir oranda milletvekili kılınmaları da sadece onların “ağzına bir parmak bal sürülmesi” anlamına gelmiştir. Özellikle de aldıkları milletvekilli oranının, AKP-MHP faşizminin almış olduğu “aslan payı” ile mukayese edilecek hiç bir yanı bulunmamaktadır. Böylesi bir “seçime”, gerçek anlam da bir seçim demenin olanağı da bulunmamaktadır. O nedenle de seçimlerini kazanan “şu ya da bu parti oldu” demenin yerine kontrgerilla darbesinin kendini meşrulaştırması demek, daha doğru olcaktır.

Türkiye’de kontrgerilla darbesi, “Çöktürme Planı” ile gerçekleştirilmiştir. Bu daha önceki darbelerden farklı olarak, iktidar koltuğuna oturmuş olan egemen hegemonik gücün, koltuğunun altından kaymaya başlamış olmasından duyduğu korkuya bağlı olarak kendi içerisinde gerçekleştirilmiştir. Kürdistan devrimi ve demokrasi karşıtlığı ile kendi içersinde gerçekleştirdiği tasfiyelerle kendini bir tanıma kavuşturmuştur. 24 Haziran seçimleri de gerçekleştirilmiş olan bu darbenin başarısızlığı karşısında içerisine girilmiş olunan ve Kürdistan devrimi ile Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler karşıtlığını ifade eden darbesel bir özelliğe sahip olmuştur.

Bu gerçeklik 24 Haziran sonrasının Türkiyesi’nin hangi istikamete doğru yol alacağının bir göstergesidir. AKP-MHP faşizmi sömürgeci-faşist soykırımcı politikada daha da ısrarlı olacağı gibi, bunu gerçekleştirmek için de ihtiyaç duyduğu süreyi elde etmiştir. Bu gerçeklik mutlaka devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçler tarafından mutlaka görülebilmelidir. Görülmesi gereken bir gerçeklik daha vardır. O da; Kürdistan’da ve Türkiye’de direnen; örgütlü toplum ile devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçlerin varlığıdır. Özellikle de 24 Haziran öncesinde meydanların, sokakların milyonlar tarafından doldurulması bunun bir göstergesidir. Seçimlerde, HDP’nin tüm engellemelere rağmen elde etmiş olduğu başarıyı da toplumun, devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçlerin direnişinin bir kazanımı olarak görmek gerekmektedir. O nedenledir ki, 24 Haziran sonrasında Türkiye ve Kürdistan’da sadece AKP-MHP faşizminin sömürgeci, faşist saldırılarının daha da yoğunlaştığı bir dönem değil, ona karşı; toplumun, devrimci, demokratik ve özgürlükçü güçlerinde direnişinin yükseleceği bir dönem olma gibi biz özellik taşımaktadır.

Bu gerçeklik aynı zaman da; Türkiye’de, Kürdistan’da toplumun, devrimci, demokratik, özgürlükçü güçlerin bu gerçekliği bilinciyle sadece daha da yoğunlaştırılacak olan sömürgeci-faşist baskılara karşı koyan değil, ona karşı yükselen bir mücadelenin sahibi olunması gerektiğini göstermiş olmaktadır.