Kürtlerin Türkiye’den hızla koptuğuna işaret eden ABD Wiston Evi (Wiston House) Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Merkezi Ortadoğu ve Asya Editörü Pakinson Robertson, kopuşun ve birlikteliğin sadece PKK’ye bağlı olduğunu dile getirdi. Robertson, “PKK kopuşu, son seçenekler arasında görüyor. Bunun gerçekleşmesi ve gerçekleşmemesi PKK’nin elinde. Kopuş her iki anlamda maliyeti ağır sorumluluklar getirecektir, bu nedenle PKK ve AKP’nin demokrasi anlayışı çatışıyor ve çatışmaya devam edecektir” dedi. Robertson, Öcalan hakkında ise “Mahkum ve tecrit edilen Öcalan değil onun demokratik anlayışı” olduğunu dile getirdi.

Kürt sorunu Türkiye Cumhuriyeti için neden kilit bir rol oynuyor. Çözümü gerçekten çok mu zor?
1980’lere kadar Türkiye’de komünizim, sosyalizm ve buna bağlı olarak aşırı sağ-sol üzerinde bir kilitlenme vardı ve Türkiye’nin esaslı sorunları yine bu kutuplar üzerinde gizlendi, ertelendi ya da kullanılarak mevcut sistemler devamlılıklarını yaşattılar. 80’lere kadar Kürt sorunu da bu düzlem içinde ya yer aldı ya da mevcut sistemler tararafında bölgesel özellikler kullanılarak ötekileştirildi. Kutupların iflası ile birlikte yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde benzer rejimlerin sorunları dışa vurmaya başladı. Türkiye her ne kadar kendi gerçekleriyle karşılaşmak istemese de Kürt sorunu, 80’lerin etkisinde sıyrılarak muhalefet olmaya başladı. 1990’lara kadar muhalif gücünü biriktiren Kürt haraketi 90’larla birlikte Türkiye’nin sistem sorunlarınıda içine alarak Cumhuriyet’in bir sorunu olduğunu göstermeye başladı. Bu muhalif haraket sistemi ciddi anlamda zorlamaya başladı. Cumhuriyet için ise geleneksel yapıyı korumak güçlenen Kürt muhalefeti üzerinde temel sorunları bastırmak, ertelemek veya yok saymak politikası devreye kondu. Kürt sorununun görülmesi veya çözümünü düşünmek aynı zamanda Cumhuriyetin mevcut yapısında dönüşümleri de sağlayacaktı. Bu doğal olarak Alevilerin, Ermenilerin, Müslümanların, azınlıkların, değişik kültür ve inançların, düşünce özgürlüğünü, örgütlenme serbestliğini ortaya çıkaracak, asker ve Ankara’nın egemenliğinin yeniden düzenlenmesi beraberinde getirecek. Yeni ekonomik ve sosyal ilişkileri düzenleyecek ve en önemlisi de tek millet Türklük stratejisini baltalayacaktı. Kürtler tıkanan Cumhuriyet’in kırılma noktasıydı ve kesin olarak bastırılmaları gerekiyordu. Uluslararası destek ve birçok yönteme rağmen bu gerçekleşmedi ve Kürt muhalefeti, Türkiye’nin mevcut sistemini sorgulatmaya başladı.

‘AKP’nin zamanı kalmadı’


Buradaki kırılmanın 80 yıllık sitemin yeniden düzenlenmesini beraberinde getireceği kesin görünüyordu. Türkiye Kürt sorununu kabul etse de bunu esaslarında uzaklaştırmak isteyecektir. Mevcut sistemi tüm zorlanmalara rağmen en azında ‘tek millet, tek dil, tek ülke’yi yani ulus devleti korumak ve kollamak adına Kürtlerin talepleri ‘Dil özgürlüğü’ ile sınırlandırılmak istendi. Yeniden belirtiyorum, mevcut sistemin kırılma noktası olacak ki, sistemin esasları üzerine oturan Türklük yeniden düzenlenmesi gerekecekti. Kürt sorununun böyle bir ağırlığı var. Sistem için sorun Kürtlere isimlerini vermek, dilini serbest bırakmak, kültürel haklar tanımaktan öte bir yerde. Ben bu nedenle AKP’nin ömrü ya da diğer gelecek iktidarların ömrü Kürt sorununa yaklaşımla eşittir diyorum. AKP’nin Kürt sorununa ilişkin sınırları çizilmiştir. Bunu aşamaz. Ona bu soruna ilişkin verilen misyon farklıdır.

Kürtlere ilişkin AKP nasıl bir misyon üstlendi?
Çok açık. İslami kesim sana ait ama ya, Kürt muhalefetini sisteme entegre et ya da, tamamen tasviye et. AKP bunu başaramazsa altında çok fena bir şekilde ezilecektir. İkisinden birini başarmak zorunda. Bunun için fazla bir zamanı da yok. AKP çok iyi hesaplar yapmak zorunda. PKK’ye yöneliş, Kürt muhalefetini güçlendiriyor. Kürt muhalefine yöneliş ise PKK’yi. Tasviye çok zor görünüyor. AKP’nin bölgede inanç üzerinde Kürt muhalefetini zayıflatma, sorunun esasından ziyade vitrini düzenleme girişimleri, PKK’yi Ergenekon, mafya ile özleştirmesi ya da kriminalize etme girişimleri, Kürt sorunundaki ciddiyeti ortadan kaldırmayacaktır. Ciddiyet ortada durduğu sürece PKK taraf olarak kalacaktır. Benzer politik yaklaşımlar, Kürt muhalefetini bitirmekten ziyade zayıflatmayı amaçlıyor.
Zayıflayacak muhalefeti bir ölçüde AKP’nin ‘kendi’ çözümüne çekebilir ihtimali üzerinde duruluyor. Sonuç böyle olsa bile, sorunun gerçek anlamda ve önümüzdeki yüzyıl içinde sorunsuz devam etmesi mümkün olmayacaktır. Sisteme entegre etmek ise şimdilik daha güçlü görünüyor ama bunun için PKK ile anlaşmak zorunda. PKK ise AKP’nin duymak istemediği ‘Kürtlere yasal statü tanınsın’ talebinde ısrarlı. Sorun bir şekliyle ya çözülecek ya da tüm yöntemler ve rizikolar göze alınıp bastırılıp, ertenecek. İkinci yöntem, ne bölgesel ne de Türkiye’nin mevcut konjonktürel duruşuna uygun. Çok uzak bir ihtimal. Birinci seçenek, zaten masada ama bu hususta yöntemler ve araçları yanlış kullanılıyor. Görünen AKP mevcut yaklaşımlarıyla Kürt muhalefetini ve PKK’yi sisteme entegre etme ile tasviyeyi aynı anda yürütmek istiyor. Bunu başarabilir mi? Bu birazda PKK’nin tutumuna bağlı. Önümüzdeki süreçte AKP, PKK’den daha zor bir durum içinde seyredecektir.  


PKK’nin tutumu dediniz. PKK’nin zorlukları nelerdir? Nasıl bir tutum gelişebilir?

PKK, silahlı mücadele ile yapılması gerekenlerin yapıldığını ve bu yöntemin şiddetlenmesi durumunda ilişkilerin kopacağını biliyor. Ciddi bir çözüm olmadıkça silahlara veda edilmeyecek ama onu da istediği düzeyde kullanmayacaktır. Çünkü PKK sorunun Türkiye ve mevcut siyasal iktidarlarla çözüleceğine inanıyor. Bu nedenle silahlı mücadeleyi sınırlı tutarak ilişkilerini koparmak istemiyor. Belirtilen bir düzeyde silahlı mücadelenin keskinleşmesi ayrışmayı hızlandıracak ve Kürtler kadar Türkler de ciddi anlamda zarar görecek. Burada kazanan ve kaybeden olmamakla birlikte sorunun çözümü yeniden ertelenecektir.
AKP’nin Kürt muhalefini tutuklamalarla daraltma girişimlerin yanı sıra, PKK’yi marjinalleştirme ve sorunun özünden ziyade bazı rutin iyileştirmelere devam etmesi durumunda PKK ilişkilerini koparacak düzeye gelebilir. Zannedersem hem PKK hem de AKP için önümüzdeki bir yıl yukarıda belirtmeye çalıştığım düzlemde bir kader yılı olabilir. İkinci bir hususuda belirtmek isterim. PKK ile birlikte Kürt sorunu açığa çıkarıldı. Sorunun adı ve ihtiyaçları önemli ölçüde belirlendi. 80 yıllık Cumhuriyet asimilasyon politikalarıyal süreci götüremeyeceğini gördü. PKK bir doğrultu çizdi ve devlet önemli ölçüde bu doğrultunun etrafında duruyor. Sorun artık Kürt sorununun çözülme yöntemlerine kilitlendi ve aslında PKK siyasallaştı. PKK, kendi adına bu momentten geriye dönemez, devlet ise artık Kürt sorununda eski yöntem ve araçları kullanamayacağını biliyor. Yani süreç sorunun çözümüne ilişkin yeni bir evreye girdi ve müzakereler başlatıldı. Bu aşamadan sonra geriye kesin dönüşlerin olması işin doğası gereği her iki güç açısındada zor görünüyor. Zor diyorum, ‘mümkün değildir’ demiyorum. Gerillaya ve Öcalan’a ciddi anlamda saldırılar olur, fiziki yok etmeler PKK’nin üst kadrolarına yönelirse, bu doğal olarak şehirlerin karışması anlamına gelir. Tüm bunlar çizgileri keskinleştirir. PKK kaos ortamı yaratarak kopuşa karar verebilir. Kürtler ve Türkler bunu istemese bile bu evre doğal bir kopuşu beraberinde getirir. Devlet bu aşamaya gelmemek için kış aylarında operasyonlar yaparak PKK’yi etkisizleştirmek, yaz aylarında ise PKK’ye biraz daha yumuşak yaklaşarak zaman kazanmak isteyecektir. Zaten şimdiki strateji bu düzlemde duruyor.

PKK, AKP’nin Kürt sorununa samimi yaklaşmadığını, mevcut durumun tasviyeye hizmet ettiğini ve sürecin zamana yayılmak istenildiğini vurgulayarak silahlı mücadeleyi tekrardan şiddetlendireceğini açıklıyor.
PKK yanlız bir silahlı örgüt değil, aynı zamanda bir siyasal örgüttür ve bölgesel dengelerin dışında değildir. Böyle bir girişimi ben şahsen uzak görüyorum. Bu sınırlı olacaktır ve arkasında bir ateşkes devreye girebilir. AKP de en az PKK kadar ilişkilerini sürdürmek ve zora düşmek istemeyecektir. Çünkü, AKP’yi mevcut durumda en fazla zorlayacak olan Kürt muhalefetidir. Tasviye için en az PKK kadar güçlü alternatif bir Kürt haraketinin mevcut olması gerekir. PKK’nin yerine konulmayacak bir haraketle bu mümkün görünmüyor. Kaldı ki böyle bir alternatif haraket olsa bile ve o haraket PKK’nin taleplerinden çok azını talep etse bile Kürt sorununun durduğu yer itibariyle bu haraket Kürt sorununun altında kalır ve sorun belkide katlanarak sorun olmaya devam eder. 


Kürtlerin Demokratik Özerklik talebi karşılanabilir mi?
Öcalan sorunun çözümünü iki yol ayrımı çizerek belirledi ve bu belirleme Kürt siyasetinde yer buldu. Anladığım kadarıyla birinci yol olarak demokratik bir cumhuriyette Kürtlerin anayasal düzeyde yer bulması ve ilk etapta azimi ölçüde taleplerin karşılanması. İkinci yol ayrımı ise devletten bağımsız Kürtlerin kendi kendisini yönettiği ama devletin fiziki varlığınada dokunmadan devlet işleyişini boşa çıkaracak özerkliği geliştirmek. Devlete iki seçenek sunuldu. Ya beni kabul edersin ya da kendime dönüp sistemimi kurarım. Siyasi ve askeri erk’in mevcut yaklaşımları özerkliğin örgütlenmesini beraberinde getirdi. Bu siyasal anlamda bir kopuşu hızlandıracaktı.

‘Öcalan kilit öneme sahip’


Öcalan ile yapılan görüşmelerde ‘Cumhuriyetin demokratikleşmesi için öncelikle silahlara veda edilmesi’ talep edildi. Öcalan siyasal ve askeri erk’in mevcut uygulamalarıyla bunun mümkün olamayacağını belirterek teklifi önemli ölçüde reddetti ve Öcalan cezalandırılarak tecride alındı. Öcalan, kilit bir rolle sahip. Sorun ya Öcalan üzerinde çözülecek ya da Kürt-Türk ilişkileri büyük zarar görecek. Cumhuriyet sonuç itibariyle Öcalan ile bu sorunu çözeceğine inanıyor ve bunu bir avantaj olarak görüyor. Bu, ABD’nin de talebi ama Türk devleti mümkün olduğunca Öcalan, PKK ve Kürt siyasi haraketini sıkıştırarak çözümün sistemi yarmadan sonuca gitmesini istiyor. Pazarlık aşamalarında bu gibi inişler ve çıkışların olması mümkündür ama sürecin uzaması birçok zorluklarıda beraberinde getirir.

Tüm bu ilişkiler içinde Sayın Öcalan ve ona uygulanan tecrit nerede duruyor?
Öcalan Türk devleti ve Kürt muhalefeti için bir kırılma noktasını oluşturuyor. Kürtler açısından Öcalan’a yaklaşım Kürt sorununa yaklaşım olarak algılanıyor. Bir ölçüde bunun maddi temelleri var. Öcalan’ın kabulü PKK ve onun çizgisinin kabulüdür. Dolayısıyla Kürtler açısında Öcalan’a yaklaşım bir direniş hattı oluşturuyor. Bu sembolik bir liderlikten ötedir. Türk devleti için ise Öcalan’nın bastırılması ya da izole edilmesi bu direniş hattının kırılması veya daha fazla güçlenmesi  anlamına gelecek, ki Öcalan’a dikkatli yaklaşılıyor. Yoksa idamı gerçekleşebilirdi. Fakat en önemlisi Öcalan’la AKP’nin demokrasi anlayışı çatışıyor. Öcalan ‘devletsiz toplum’ derken, AKP ulus devlet anlayışında sistemi gereği diretiyor. Ankara’nın yetkilerini paylaşması, yerel yönetimlerin güçlenmesi, azınlık ve değişik inançların kendisini ifade etmesi ve bunun için devletin bu halk, inanç ve azınlıklara bütçeler ayırması gibi birçok şey, Türkiye ölçülerinde alışılmadık fikirlerdir. Bunları beyan etmesi ve kadın sorununa yaklaşım, söz konusu çatışmaları derinleştiriyor. Öcalan bir yazar, gazeteci veya tutuklanan bir gerilla değil. Türkiye’yi son otuzyıldır zorlayan bir gerilla lideri. Bu nedenle onun söyledikleri önemli oluyor. Öcalan’ın beyan ettiği demokratik anlayış doğal olarak PKK’nin politik-siyasi duruşunu belirliyor ve PKK-AKP arasında uçurumlar yaratıyor. Belirteyim ki PKK’nin İslama bakış açısı ile AKP’nin belki de ortaklaşabilecek tek noktasında bile önemli farklılıklar içeriyor. AKP devletin yönettiği bir İslami anlayış içindeyken PKK İslamı devletin etkisinde koparıp özgürleştirmeden bahsediyor. Bu nedenle tecrit edilen veya tutuklanan Öcalan’ın kendisi değil mümkün olduğunca bu sorunlara bakış açısı Ada’ya hapsedilmek isteniliyor.

Siz Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecridi bir pazarlık aracı olarak kullanıldığını belirtiyorsunuz. Tecridin uzaması PKK’nin silahlı faktörünü önplana çıkarmaz mı?
Bu da bir pazarlık aracıdır. PKK bunu kullanabilir ama belirttiğim ölçüde sınırlı kullanır. Şunda emin olun ki, süreç artık pazarlıklar aşamasında ve geriye dönüş önemli ölçüde mümkün görünmüyor. Bu Türkiye’yi ve PKK’yi zorlar. Kaldı ki PKK yalnızca Türkiye’deki Kürtlerle ilgili değil. Bu alanı bir kırılma noktası olarak görse de İran, Irak, Suriye’deki Kürtler hatta buralardaki iç politikalar üzerindedeki dengeler açısında PKK’nin önemli ölçüde ağırlığı var. PKK, dolayısıyla bu alanlardaki Kürt muhalefeti de Türkiye’yi zorluyor ve ve Türkiye’nin dış politikalarında sürekli masada duruyor. Bölgede Öcalan ve PKK’ye bir ilginin bir sempatinin olduğu biliniyor. Tecrit devlet açısından Öcalan’ı PKK ye karşı bir kullanma biçimidir.

ABD’nin PKK’ye ilişkin Türk devletine verdiği önemli bir destek var. Hatta bu destek PKK militanlarının öldürülmesine kadar uzanıyor. ABD’nin PKK ya da Türkiye’de yaşayan Kürtlere ilişkin bir politikası var mıdır?
Elbetteki var. ABD sorunun silahlı yöntemlerle çözülmeyeceğini birçok kez Türkiye’ye beyan etti. Hatta Öcalan’ın tesliminde Türkiye’ye ‘Sorunu Öcalan ile çözersen Kürt sorunu önemli ölçüde senin için sorun olmakta çıkar’ beyanları var. ABD, PKK’nin kitleselleştiğini önemli bir tabana sahip olduğunu ve siyasallaştığını biliyor. Sonucun mutlaka siyasal bir evreye taşınacağını ve PKK ile anlaşılacağını da biliyor. ABD - Türkiye ilişkilerinde birçok pazarlıklar var ve Türkiye Kürt sorunu konusunda ABD’den baskı görmek istemediğini tam aksine bu anlaşmalar çerçevesinde kendisine destek verilmesini sürekli beyan etti, ediyor. AKP’nin ileri karakol misyonunundan dolayı ABD, bu kez Türkiye’ye PKK’ye karşı kullanılmak üzere özellikle teknik yardımlarda bulundu. Yani, iç ve çevresel dengeler daha çok bu ilişkileri belirliyor. Yoksa ABD Kürt muhalefetinin taleplerine karşı açık çephede yer almıyor ve almaz da. ABD, çıkarları gereği Türk devletini destekliyor. Türk devletinin PKK zaafını bu ilişkiler doğrultusunda kullanıyor. Türkiye bunu bir zaaf olmaktan çıkarmaya karar verirse ABD buna karşı çıkmaz.   


‘Güney üzerinden çözüm mümkün değil’


Federal Kürdistan üzerinden Türkiye’deki Kürt sorunun çözümü gibi bir teori son günlerde ortaya atıldı.  Bununla birlikte Sayın Barzani önce ABD’yi ziyaret etti sonra Türkiye’de temaslarda bulundu. Bu ilişkiler neye tekabül ediyor?
Gerek ABD ziyareti, gerek Türkiye temaslarının esasları Irak’ın bütünlüğüne ilişkin ve Maliki ile Haşimi’nin çıkışları üzerine oturdu. Türkiye ziyaretinde her ne kadar PKK ile mücadele söz konusu edilmişse de bahsettiğiniz ölçüde böyle bir konseptin stratejik olarak benimsendiği düşüncesinde değilim. Kaldı ki Federal Kürdistan yönetimi üzerinde Türkiye’deki Kürt sorunun çözümü reel olarak mümkün görünmemekte. Türkiye’nin PKK’yi hedef yaparak Mesud Barzani ile bu husularda anlaşması yarın Türkiye’nin Barzani’ye yönelişini de kolaylaştırır. Ki bu daha çok Barzani’nin çıkmazlarını güçlendirir. Barzani bir ölçüde çıkarları doğrultusunda böyle bir konseptin içinde yer alsa bile bunun ne Türkiye’de yaşayan Kürtler içinde ne de PKK içinde yer bulacağını sanmıyorum. Bağımsızlığı dillendiren bir Barzani ile Türkiye’nin güven ilişkileri sürekli diri tutulacaktır. Ben Barzani’nin tüm bunlarla birlikte riziko alacağını düşünmüyorum. Bu riziko aynı zamanda Türkiye için de geçerli. Barzani için öncelikli olan Türkiye üzerinde Batı’ya ya da dünyaya açılmaktır. Kürt sorununu çözmeyen bir Türkiye ile bunun mümkün olmayacağı açık ve nettir. PKK ile sorunun çözümü Barzani’ye daha fazla rahatlatacaktır. Bunun dışındaki bir çözüm yöntemi ister Federal bölge üzerinde ister PKK’nin bitirilmesi üzerine kurulsun Barzani’yi Türkiye ve Kürt ilişkilerinde ciddi anlamda zorlar.

İngilizce’den çeviri: Semra Gül KARADENİZ


ALİ ONGAN