Kılıçdaroğlu’nu hiç sevemedim. Politikada cesur adımlar atabilecek bir lider olmak yerine, rakiplerinin yanlışlarının eleştirisi üzerinden kendini var etmeye çalışan, basiretsiz bir parti başkanıdır o. Bu nedenle retoriği daha güçlü olan Erdoğan’ın söylemlerinin acemi taklitlerinden öteye kendi retoriğini bile geliştirememiş; "eyy Erdoğan! Yaa sen kimsin? Böyle biline!" gibi Erdoğan’ın Kasımpaşa sokak literatürünün kalıp sözlerini tekrar ederek iktidara karşı mücadele ettiğini sanmaktadır..

Bir siyasal liderin en temel özelliği olması gereken cesaretten yoksun olduğu için, yeniyi yakalayarak geleceği kurmak yerine, eskiyi koruyarak geçmişi sürdürmek kolaycılığını tercih etmiştir. Toplumsal dönüşümü gerçekleştirebilecek atılımlar yapabilen bir irade sahibi olmak yerine, sömürgeci atalarından devraldığı tekçi siyasal statükoyu sürdürmek için doksan yıl öncesinin pozisyonunu korumakta ısrarlı "gün öncesi" bir tiptir. Ve muhalefet olmayı "değişimin önüne durmak" olarak yorumlayan her muhafazakâr politikacı gibi kaçınılmaz olarak devletçi, milliyetçi, tekçi sıradan örneklerden biridir.

Bu nedenledir ki parti lideri olmadan önce demokrasi hamisi gibi görünen bu tip, iktidar olunca hızla sıradan bir parti içi diktatöre dönüşebilmiştir. Ana muhalefet partisi başkanı Kılıçdaroğlu ile iktidar başkanı Tayyip’in insanı şaşırtabilecek kadar çok benzerliği olduğunu biliyorum. Çünkü ikisi de iktidar hastalarıdır. 

***

Hayret, ne fırtınalar estirildi "önüne yatmak" sözü üzerine. Taciz mağduru yaşının 3’e düştüğü, eylemin ise devlet koruması altına alınarak giderek kitlesellik kazandığı bir ülkede, Kürt çocukları top ateşi altında bodrum katlarında ölümü beklerken ve Kürt kadınlarına yönelik resmi taciz ayyuka çıkmışken etkin bir tarzla sesini çıkarmayan muhalefet başkanının sözü "cinsiyetçilik" duvarına çarpı verdi. Korkak lider, sözün masumiyetini anlatırken bile "ama Erdoğan da böyle dediydi; valla billa Muammer Güler bu sözün mucididir" gibi iktidardan kanıtlara sığınmakta beis görmedi. 

"Yatmak" fiilini cinsel organların aktivitesi dışında tanımlayamayan sexüel hastalar, dünyaya yönelik her ilişkiyi bu pencereden bakarak tanımlarlar. Sözü, ilk kez Reza Zarrab’a "sizin önünüze yatarım" dediğinde Muammer Güler’den duyan bu "ahlaklı" toplumun, "gönüllü olarak yatan" bu erkek Bakan için gıkını bile çıkarmazken, aynı söz kadın Bakan için kullanıldığında hassasiyet göstermesi cinsiyetçiliğe karşı bir tutum değil, sadece bir gündem saptırmadır. Evet, bakan Ramazanoğlu, tam da meslektaşı Muammer Güler gibi birilerinin önüne yatmıştır. Güler, iktidarı 8,5 milyar ile teslim alan rüşvetçi sahtekâr Reza Zarrab’ı korumak için önüne yatarken, öteki bakan, kitlesel taciz-tecavüz yuvası Ensar Vakfı’nı korumaya almak için eleştirilerin önüne yatmıştır.

Burada ters olan tek şey, muhalefet başkanının bu sözü açıklarken bile içinden bir türlü çıkamadığı tutukluğun, basiretsizliğin toplumda yarattığı umutsuzluk halidir.

***

Bu devletin Müslüman Osmanlı’dan aldığı geleneklerden birinin de erkek ve kadınlara yönelik resmi tecavüzcülük olduğunu; Cumhuriyet’in bu gerçeği görmezlikten gelmeye çalıştığını söylemek sadece bir gerçeğin altını çizmektir. Bugünün küçük başbakanının taciz-tecavüzcü AKP’li vakıf için "Biz Ensar Vakfı’nın insanlığa ve ülkemize faydalı olduğuna şahitlik ediyoruz” diyebilmesi, bu geleneğin içinden normal bir "devlet" tutumudur. 

Mustafa Suphi’nin eşi Maria’yı savaştan elde edilen bir ganimet olarak görerek tecavüzün hak olduğunu savunan "On Beşler"in devlet görevlisi katillerinin o milli-dini geleneği, "kendilerine tecavüz edildiği" şikâyetini dillendiren kadın tutukluları tehdit ederken "taş gibi Mehmetçikleriyle" övünen şerefsiz generallerin kök hücreleridir. İşgal altındaki Kuzey Kürdistan’ın kentlerinde kadınlara yönelik duvar yazılarına kadar geliştirilen taciz ve tecavüzün failleri o kök hücreden gelişen neseb-i sahih döllerdir.

Reza Zarrab üst düzey yöneticilere "geceliği 600 dolardan" kadın ayarlayarak pezevenklik yaparken sesini çıkarmayan, onu tutuklamayan İslamcı ulusalcı AKP faşizmi siyasal ahlaktan ne kadar yoksunsa, Cizre’de ve diğer Kürt kentlerinde sivil "vatandaş" katliamlarını, Ensar’da çocuk tecavüzlerini sokaklara kadar taşımayan muhalefet de bu suçun birinci dereceden ortağı olarak o kadar ahlak yoksunudur. 

Bunca katliama, kadın kıyımına, çocuk tecavüzüne rağmen CHP’nin sesinin duyulamayacak kadar cılız çıkmasının nedeni, barış, özgürlük ve paylaşımcı-çoğulcu bir demokrasi istemi eleştirilerine karşı bu sömürgeci ırkçı sistemin ve devletinin önüne yatması gerçeği değil midir?