
Katliamlarla gidiyoruz seçime. Her yanımız, yara bere, kan içinde. Aklımız, yüreğimiz. Katliamların muradı, umutsuzluk yaymak; meydanlardan alıkoymak halkın kabaran öfkesini. Fakat kanlar içindeyken bile zafer işareti yapan yoldaşlarımız anlatıyor bize ihtiyacımız olanı: Öfkeyi, cesareti, umudu, direngenliği...
Çalışmalıyız hevalno!
Ankara Katliamı’nın hemen ertesinde, dakikalar sonrasında, Münih’te, oy kullanma merkezinin yakınındaki HDP çadırındayız. Her yüzde başka bir ifade: Acı, çaresizlik, öfke... Katliam haberi, milyonların yüreğine ateş düşürdü. İlk anda yaşanan, bir şok durumu, ne yapacağını kestirememe hali. “Bu nasıl seçim” diyor herkes birbirine, kimsenin çalışma isteği yok. Sonra akıl, sonra kararlılık: “Çalışmalıyız hevalno! Daha çok çalışmalıyız! Sandığa gömmeliyiz bunları.”
‘Bizi daha da kamçılıyor’
Münih Kürt Toplum Merkezi Eşbaşkanı ve Seçim Koordinasyonu Üyesi Aysel Sevimli Doğan, şöyle anlatıyor: “Uyandığımız bugün, çok kötü bir gün. Barış yürüyüşü yapan insanları katlettiler, bundan ötesi var mı? Çok ağırdı. Ama korkutmaya çalışıyorlar ya bizi, korkmuyoruz. Korkmuyoruz. Bunlar bizi daha da kamçılıyor. Daha çok çalışma hırsı veriyor. Çünkü bu katliamların önüne, ancak daha fazla çalışarak geçebiliriz. Daha çok çalışacağız.”
Fotoğrafını çekerken Aysel Heval, önce gülmüyor. Sonra, “İnadına” diyor, “gülerken çek; gülmek de eylem.”
‘Erdoğan Müslüman değil’
Müşahitlerden Derviş Yeger ise, “Erdoğan’ın Müslümanlıkla hiçbir ilgisi olamaz. Müslüman olan, hırsız olmaz, karınca ezmesi bile günahtır” diyor ve devam ediyor: “HDP’yi çok seviyorum. Fakirin, fukaranın partisi HDP. 7 Haziran’dan önce de sandık başındaydım; şimdi de üç hafta boyunca ayrılmayacağım. Halkımız eziliyor. Analarımıza işkence ediyorlar. Gençlerimizi panzerlerin ardından sürüklüyorlar. Çok etkileniyorum, acı çekiyorum. Ben partime bağlıyım, ölene kadar da bu yolda devam edeceğim.”
Katliam sonrası ikinci Türk bayrağı!
Münih’teki HDP çadırının hemen karşısında AKP’nin çadırı var. AKP bayraklarından daha büyük ve dikkat çekici olan ise Türk bayrağı. AKP’liler, partilerine yakışanı yapıyorlar: Başta halka barış umudu vererek güç kazanan, şimdiyse Kürt halkı başta olmak üzere halka yönelik vahşi bir savaşın komutanlığına soyunan AKP, MHP’den zerre farklı değil.
Ankara Katliamı sonrası AKP çadırı, başta Kürt gençleri olmak üzere tepkilerin de odağına yerleşti. Peki buna yanıtları ne oldu dersiniz? Çadıra ikinci bir Türk bayrağı iliştirmek...
Yozgatlı Cemal Çer oyuna gelmiyor
Türkiye halkları, savaşın, katliamların kaynağını giderek daha derin bir kavrayışla anlamaya başlıyor. Bu kavrayışın nüvelerine her yerde rastlamak mümkün. Münih sandığında da...
Cemal Çer, Yozgatlı. Anlattıklarına bakılırsa, cumhuriyetin 90 yıllık söylemine yıllarca inanmış; Kürt sorunu konusundaki lügati, devletinkinden çok da farklı değil. Fakat giderek dönüştüğü de belli. Ankara Katliamı’yla ilgili de kafası net. Yaşananın bir AKP provokasyonu olduğunu söylüyor ve devam ediyor: “AKP’nin oyununa gelmeyeceğiz. Şimdi milliyetçiliğe soyundular, milliyetçi oyları almak istiyorlar ama kanmayacağız. Karar verdik, HDP’yi meclise göndereceğiz. Oyumu HDP’ye verdim.”
BHH’li Uzun da HDP’nin yanında
Ahmet Uzun, 80 Darbesi’nin hemen sonrasında hapis yatan, ardından Almanya’ya iltica eden bir Dev-Yolcu. Şimdilerde ÖDP üyesi ve Birleşik Haziran Hareketi Güney Almanya Temsilcisi.
Uzun, HDP’yi destekliyor; henüz kullanmadığı oyunu da HDP’ye vereceğini söylüyor. Gerekçesini ise şöyle açıklıyor: “7 Haziran’da Türkiye’deki devletin içinde yeni devletleşmiş AKP faşizmine darbeyi, HDP’nin yüzde 10’u geçmesi vurdu. İnanıyorum ki 1 Kasım’da da bu darbeyi vuracak. Bu faşizme karşı birleşik bir barış hareketinin de ortaya çıkacağını düşünüyorum.”
Ankara’daki katliamın, önceki benzerleri gibi “halkın demokrasi istemine” yönelik olduğunu kaydeden Uzun, buradan çıkışı ise şöyle tarifliyor: “Türkiye’de Kürt’ü, Türk’ü, Ermeni’si, Süryani’si bütün halklar, bütün emekçi güçler, işçi sınıfı, sendikalar, demokrasi istiyor. Demokrasiye giden yol, ülkede nefes alınacak bir ortamın sağlanmasında. Bu da barış süreciyle mümkün.”
Mesele seçim değil rejim
HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker, yaklaşık bir aydır Almanya’da çok sayıda etkinliğe katıldı. Avrupa’nın değişik yerlerinde, Öker’in onursal genel başkanı olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) bağlı Alevi Kültür Merkezleri’nde düzenlenen panellere, binlerce kişi katıldı.
İstanbul’daki seçim çalışmalarına katılmak üzere ülkeye geri dönen Öker’le, Münih’teki panel öncesinde, Ankara Katliamı’nı, Avrupa’daki çalışmalarını ve Alevilerin tavrını konuştuk.
Sorularımız ve Öker’in yanıtları şöyle:
Ankara Katliamı... Tam seçim öncesinde yine bir katliamla karşılaştık. Nedir bu?
Bu seçimler, Haziran Seçimleri de dahil olmak üzere tarihin en kanlı seçimleri oldu. AKP’nin saltanatı için kan, gözyaşı ve kitlesel katliamlara başvurduğu bir dönem olarak tarihe geçecek. 90 yıllık cumhuriyet tarihinde bu tür olağanüstü durumlar her zaman olmuştur ama hiçbir seçim öncesinde bu kadar kan akıtılmamıştır.
Eskiden de güya nereden geldiği belli olmayan katliamlar, provokasyonlar yaşanıyordu ama bu süreçte hiçbir şey gizli, belirsiz de değil. Nereden organize edildiği, kimin yaptığı hiç belirsiz değil. Direkt Tayyip Erdoğan’ın, Hakan Fidan’ın ve ona bağlı birimlerin birlikte planladığı katliamlar olarak biliniyor bunlar. Bütün halk ve gelişmeleri yakından takip eden herkes bu konuda hemfikir. Dolayısıyla, doğrudan sorumlusu AKP olan ve emrini doğrudan Erdoğan’ın verdiği bir katliamdır bu.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’yla birlikte yandaşlar, “Diyarbakır’daki gibi HDP’nin barajı aşması için yapılmıştır” gibi şeyler söylüyorlar...
Pervasızlığın en büyüğü. Hem katliamı hem de arkasından savunmayı da planlıyorlar. Algı operasyonlarıyla katliamı bir arada planlıyorlar. Katliam gerçekleştikten sonraysa hemen, halk kitlelerindeki haklı tepkiyi, kendilerine yönelik teşhiri engellemek amacıyla, birebir katliama maruz kalanlara ve bizzat bu katliamlar üzerinden teslim almak istedikleri güçlere suçu yükleyerek işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Her şey çok planlı. Hem katliam hem de savunması...
Net olmak lazım: Katliamlar, provokasyonlar doğrudan devlet kaynaklıdır, doğrudan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla gerçekleşiyor. Bu konuda halk kitlelerinde bir kafa karışıklığı yok.
Aslında yeni de değil bunlar... Bir süredir hem büyük bir vahşete hem de bu vahşetin doğrudan devlet eliyle teşhirine tanık oluyoruz...
Evet, çünkü bu seçimde, sandık sonucu kadar, halk kitlelerinin 90 yıllık kan emici, baskıcı, asimilasyoncu, imhacı rejimin sonunun gelmesine yönelik ciddi bir muhalefetinin olduğu da görülüyor. Sıradan bir seçim değil. Herkes bunun farkında. Yeni bir Türkiye’nin, yeni yaşamın kurulması ve zulümlerin son bulması noktasında önemli bir adımın olduğunun onlar da farkında. Rejimi korumaya çalışıyorlar. “Ne yapalım, kaybettik; 90 yıldır bu kadar zulüm yaptık ama başaramadık; bugün 90 yıldır ezdiklerimiz bizim sonumuzu getiriyor” demezlerdi, demiyorlar. Bugüne kadarki zihniyetle yeni bir Türkiye’nin mücadelesi bugün karşı karşıya geldiği için rejim, bütün gücüyle kanlı yüzünü gösteriyor.
Yalnız seçim odaklı düşünmemek lazım yani...
Değil, kesinlikle değil. Seçim odaklı olmuş olsa bildiğimiz başka metotlarla da bugüne kadar sayısız seçimler oluyordu. Başka yol, yöntemlerle halkın karşısına çıkıyorlardı. Bu saldırılar doğrudan, halk kitlelerinin yıllar sonra yeni bir Türkiye’yi inşa etmek noktasında ortaya koyduğu kararlılığa ve HDP projesine inanca yönelik saldırılardır. HDP’nin tek alternatif olduğu inancından, kararlılığından çekiniyorlar.
Eskiden böyle değildi. Herhangi bir parti bir seçimde patlama yapıyordu, çok oy alıyordu ama rejimi sarsan bir durum olmadığı için kimse ses çıkarmıyordu. HDP’nin hedef olması ise rejimi sarsmasından kaynaklanıyor. HDP, 90 yıllık yönetim anlayışına kökten bir alternatif sunuyor. Türkiye’nin tüm mazlum halkları bir araya geliyor. Bu nedenle bu kadar pervasızlaşıyorlar, faşizmin en azgın yönünü kullanıyorlar.
Bu saldırıların toplumdaki etkisi ne oluyor peki? Gerçekten bir sinme hali mi yaratıyor?
Haziran Seçimleri’nden sonra Kürdistan’daki katliamlardan dolayı HDP heyetine dahil olarak Kürdistan’ı dolaştım. Genel gözlemimiz şuydu: Kürdistan’da rejim bitmiş, iflas etmiş. Hiroşima gibi bir bomba atmadıkları takdirde, Kürdistan’ı tekrar kazanma şansları yok.
Provokasyonlar aslında, daha çok Batı’ya yönliktir. Batı yakasını sindirmeye, HDP’den uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Katliamlarda mesaj, daha çok geriye kalanlara verilir. “Sizi de katlederiz” mesajı verirler. Fakat toplum her şeyin farkında. Herkes bu katliamların ardında, savaşın ardında Tayyip Erdoğan’ın olduğunu, iktidarını sürdürmek için savaşı yürüttüğünü bilince çıkardı. İşte tepkilerini cenazelerde de haykırdılar.
Peki, bir süredir Avrupa’da etkinliklere katılıyorsunuz. Alevilerden yoğun bir ilgi de dikkat çekiyor. İzlenimlerinizi paylaşır mısınız? Nasıl geçti?
Türkiye topraklarında bir yangın olduğunda, dünyanın her yerindeki insanlarımızı etkiliyor. Bugün ülkemizde, başta Kürdistan olmak üzere, rejime karşı insanların canı pahasına yürüyen mücadele, herkesi etkiliyor. İki üç yıl öncesine kadar bizim Aleviler, cemlerinde, “Allah devletimize zeval vermeye, kılıcını keskin eyleye” diye dua verirlerdi. Düşünün, bir inanç önderi, rejime, devlete, onun kılıcına hayır duası verirdi. Bugün Alevi inanç önderleri de savaş son bulsun diye açlık grevi yapıyor.
Alevi toplumunda da gerçekten, belki olması gerektiği düzeyde olmasa da, muazzam bir hesaplaşma var. “Bugüne kadar ne yaptım, tercihim ne oldu, ne değişti” soruları soruluyor. Bir sosyal uyanış var. Kendisini kurtulaşa götürecek olanın mazlum halkların birlikteliği olduğunu görüyor.
25 etkinliğe katıldım. Gittiğim her yerdeki genel gözlemim, etkinliklere kitlesel bir katılım var. Haziran Seçimleri gibi bir heyecan belki yok ama insanlar oylarını kullanmak konusunda kararlı. Oy kullanılan merkezleri de ziyaret ettim; orada da söylenen, katılımın 7 Haziran öncesinden daha fazla olduğu.
Avrupa’da yaklaşık dört yıllık bir birliğimiz, ortaklığımız var. Demokratik Güç Birliği Platformu’muz ve ABDEM’imiz var. Avrupa’da 35 yıldır yaşayan ve bu sürece dahil olan konfederasyonun genel başkanı olan, bu güç birliğinin gerçekleşmesine yönelik çağrılar yapan biri olarak sonuçları görmek beni son derece mutlu ediyor.
Avrupa’da birlikte davranmanın, bir araya gelmenin bu seçimleri pozitif etkileyeceğini, katılımı da yükselteceğini düşünüyorum.
Alevilerin katılımı da daha etkili, nitelikli hale gelmiş mi peki?
Evet, daha etkili, daha koordineli. Haziran Seçimleri’nde de çok geldim, gittim ama şu anda bütün Alevi Kültür Merkezleri’nde daha yaygın bir çalışma var. 25 yere gittim, 50 yer çağırdı onlara gidemedim. Alevi kurumları, konfederasyonun öncülüğünde bu seçime daha motiveli, organizeli biçimde destek sunuyor.
Bu kadar kısa zamanda nasıl oldu da böyle yeni bir sıçrama yaşandı?
Demek ki toplumsal bir özlemmiş, doğru bir adımmış. Özellikle de eşbaşkanımız Selahattin Demirtaş’ın Almanya’daki etkinlikleri çok etkili oldu. Bakın, iddia ediyorum, hiçbir siyasi lider dünyanın her yerinde böyle etkinlikler yapamaz. Bu da aslında halkların özlemini ortaya koyuyor. Katliamlarla matematiksel olarak neyi engellemeye çalışırlarsa çalışsınlar, Türkiye halkları kurtuluşlarının burada olduğunu gördü.
Peki, o klasik soruyla bitirelim: Oy kullanma süreci devam ederken başta Aleviler olmak üzere Avrupa’daki seçmenlere bir çağrınız var mı?
Ankara Katliamı’ndan sonra konuşuyoruz tüm bunları. Bu katliamları duyduktan sonra yüreği sızlayan Avrupa’daki her insanın, hangi inançtan, kökenden olursa olsun, katliamı gerçekleştiren rejime karşı en azından bir oyla duruş sergilemesi gerekiyor. Bir oy da duruştur; katliamcı zihniyeti protestodur. Sıradan, bir milletvekili seçimi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Her oy, rejimle hesaplaşmadır. “Bu katliamcı zihniyetin karşısında ben de varım” demektir.
Dolayısıyla herkesin, iki eli kanda olsa bile, sandığa gitmesi, oy kullanması, etrafındaki insanları da sandığa taşıması gerekiyor.