Bir felaket bekliyordum. Deprem etkisi yaratacak ve Kürdistan’ı kalbinden vuracak ani bir gelişme olur diye korkuyordum.
Türkiye’de Gezi Parkı deneyiminden sonra, İstanbul’da sokak ortasında eğlenen gençler kurşuna dizilir gibi korkunç sahneler yaşanacağı konusunda tedirgindim.
Ortam tüm bunların olabileceğinin saiklerini taşıyordu.
Ateşten bir çember yaratılmıştı.
Bu çemberin içinde olmaması için bireyin, toplumların, yüksek bir özgürlük ve kurtuluş bilinci ve felsefesine sahip olması gerekiyordu.
Bunu bilenler, 1 Kasım öncesi, Türkiye’deki milyonların bilincini "rehin" almayı ve Kürdistan’da yaşıyanları "ateşten bir çember"e hapsetmeyi denediler ve toplumun büyük bir kesiminin kendilerine "secde" etmeye mecbur ettiler.
Ezilen, köleleştirilen ve sömürgeleştirilenlerin mücadelesinin temel dokusuna bağlı sayabileceğimiz, 1 Kasım seçimleri, kabuslaştırılan bir gece atmosferinde yapıldı.
Ne gözlerin görmesine, ne de insan Us’unun açık olmasına izin verildi.
90’lı yıllardan bu yana yaşanan travmatik olayların toplamı yeniden yaşama geçirildi.
Ateş hattında bir seçim geçti.
Korku ve şiddetin kitleler tarafından bu denli kanıksanacağı, "sürpriz" oldu.
AKP’nin "başarısı", şiddet ve korkuyu bireyler düzeyine indirmesiydi.
Davutoğlu duyan her bireyin, Toros’ları görmesini sağladı.
Erdoğan, "istikrar"dan bahsederken, her bireyin "işsiz" kalacağı, orta kesimlerin mal varlıklarının tehdit hattında olduğunun altını çizdi.
Kürdistan’da ablukaya alınan kentlerde, gelir sahipleri iflasın eşiğine getirildiler.
Devlet, adam öldürme selahiyetinin kendisine ait olduğunu anlatmada "başarılı" oldu ve Kürdistan’da, Adana ve Mersin’den sonra başlatılan AKP güdümlü kitle katliamlarıyla, toplumun bir kesiminde caydırıcı olmayı başardı.
Akdoğan’ın başını çektiği, "demagoglar ekibi" devletin yayın organları üzerinden ortalama halk yığınlarının bilincini "manipüle" etmeyi başardılar.
Kürdistan’da yaşayanlara, "katillerinin kurtarıcı olacağı" kanıksatılmak istendi.
HÜDA PAR oylarını AKP’ye hibe etti.
AKP "kazandı".
Epikür’ün: "Ölümden korkmayın, geldiğinde zaten siz olmayacaksınız" betimlemesini yaşama geçirdiler.
Toplum, "ölümün geleceğini bilen kurbanlar" topluluğuna dönüştürüldü.
Taksitle intihar diyebileceğimiz, "kader" kanıksanmış oluyor.
Çaresiz kalanların bilinçlerine, "yılana sarılın" sosyal psikolojisi yerleştirildi.
Evet AKP, "kazandı"
Geride, sosyal yıkım ve gerilim kaldı!
Tehdit, santaj ve korku yoluyla, toplumlara "evet!" dedirtmeyi beceren bu adamlar, iyi bir gelecek vadetmiyorlar.
Onların yıkıp geçtikleri, Kürdistan kentlerinin inşası yılları alacak. İnsan ruhunun aldığı yaraların sarılması onyıllar boyu sürecek.
İnsanlığı ve mücadeleyi harabeler üzerinde yükseltecekler, geleceklerine kendileri karar verecekler. Seçimi "kazananlar" bunu engeleyecek güçte olmadıkları için, bir "rambo filmi" çekerek, kurtulacaklarını zannettiler. Nafile!