Türkiye’yi yoğun bir sis gibi yoğun ve korkunç bir sessizlik bastırmış durumda. “Hür medyanın” yüzlerce gazetesi, dergisi, radyosu, TV’si ve de sosyal medya 24 saat pür telaş çalışırken “Ne sessizliği?” denebilir.
Bir de gündem farklılığı var. Egemen medya istediği kadar “Tek Türkiye” nutukları çeksin buna kendisi bile inanmıyor. Bu kadar uzman, stratejist, anket-araştırma kurumu var. İsteyen gidip bir Edirne-İzmir-Muğla, bir de Hakkari-Diyarbakır-Mardin araştırması yapsın. Halkın gündemini ve beklentilerini ortaya çıkarsın.
Korkunç sessizlik ya da utanç verici sessizlik bütün vahametiyle burada ortaya çıkıyor. “Kaderde, tasada ve kıvançta” ortaklık tam bir şehir efsanesidir. Ortada böyle bir toplum yok. Belki “Böyle bir toplum ne zaman oldu ki?” diyeceksiniz ama gene de ortak bir gelecek umudu canlıydı. Kürt özgürlük hareketinin bütün projeleri “Demokratik Özerklik ve demokratik cumhuriyet” ile ortak vatanı hedefliyordu. Bugün bu hedeflerden resmen vazgeçilmiş değil. Halen barışçı-demokratik çözüm için ölümüne direniş sürüyor. Ancak korkunç sessizlik bu direnişi de bastırmayı hedefliyor.
Siyaset ve medya dünyasının diline, gündemine ve kavgalarına bakınız: Ergenekon, Balyoz, 12 Eylül ve en son 28 Şubat operasyonlarıyla kopan gürültüye bakın. Şunu açıkça ifade etmek gerekir: İnsanlığa karşı işlenen suçlar aradan bin yıl geçse de zaman aşımına uğramaz-uğrayamaz ve insanlık adına, hukuk adına mutlaka hesap sorulmalıdır. Ama bunu yapacak siyasi iktidarın demokrat-barışçı, hukuka ve hukukun üstünlüğüne inanmış, temel insan haklarına saygılı bir iktidar olması ilk şarttır. Oysa AKP iktidarına baktığımızda bunun hiç bir izini göremiyoruz. AKP’nin seçimle gelmesi, hatta yüzde 50 oy alması-ayrı bir tartışma konusu olmakla birlikte- onu demokrat ve meşru iktidar yapmaz. Dünyanın hiç bir yerinde çoğunluk diktasına demokrasi denmez. Bunun en tipik örneği de AKP diktası olmuştur.
AKP 12 Eylül faşizminin ortaya attığı Türk-İslam sentezinin ta kendisidir. Aslında burada ne Türklük ne İslamlık vardır. Amerikani Müslümanlık ve sahte Türkçülük karışımıyla yapılan pis, zehirli bir bulamaç söz konusudur. Bulamacı yiyende ne Türklük ne de İslamlık bırakır. 12 Eylül faşizmi bu tezi ortaya attı ama bazen Türklük bazen de İslamcılık kısa geliyor ve bir çok çatışmanın nedeni oluyordu. AKP 12 Eylül ve 28 Şubat’ın doğrudan ürünü, mirasçısı ve takipçisidir. Öyle ki koparılan bunca gürültüye rağmen 12 Eylül anayasasının hiç bir temel maddesine karşı değildir. Çünkü bu anayasanın ve yüzde 10 barajının, siyasi partiler yasasının verdiği güçle tek parti diktasını kurabilmiştir. Şimdi bütün çabaları kanlı saltanatlarını sürdürebilmektir. AKP’nin macerası belki de en iyi olarak Oedipus kompleksi ile açıklana bilir.
Halkın seçtiği vekiller de içinde olmak üzere zindanlardaki açlık grevleri 59. gününde. Halkın seçtiği vekiller görevlerini yerine getiremiyor, seslerini meclis kürsüsünde değil de zindanlarda diğer tutsaklarla birlikte açlık greviyle duyurabiliyorlarsa bir daha niye aday olsunlar, halk onları niye seçsin? Amed-Diyarbakır cehennemindeki zulmü ölüm orucu direnişleriyle yıkan PKK’li devrimcilerden Fuat Kav 30 sene sonra Strasbourg’da yoldaşlarıyla birlikte açlık grevinin 45. gününde direniyor. Fuat Kav “Ben 30 sene sonra gene açlık greviyle sesimi duyurmak zorunda kalmışsam bir şey değişmemiş demektir” diyor. Bu cümle her şeyi çok iyi açıklıyor:
Kenan Evren’in faşist MGK çetesi yerini AKP diktasına bırakmıştır. Tek merkeze bağlanmış medyada AKP övgülerinden, savaş kışkırtıcılığından, MİT- istihbarat yönlendirmelerinden başka bir şey bulamazsınız. Bu medyaya bakarsanız sayın Öcalan’a 261 gündür uygulanan tecritten, zindanlardaki ve sürgünde süregelen açlık grevlerinden, dağlardan paramparça gelen Malatya morgundaki teşhis edilememiş gerilla cenazelerinden, Pozantı cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklarımızdan ve akıbetlerinden, tamamen “emir-komuta zinciri içinde ve emirle” yapılan Roboskî katliamından haberiniz bile olmaz. BDP’ye yapılan her türlü saldırılar ve KCK-HDK-DK operasyonları adı altında tüm sivil direniş siyasetlerinin ezilmek istendiğini de göremezsiniz.
AKP ve cemaat medyasına bakarak güllük gülistanlık ve yakında Osmanlı gibi Ortadoğu’nun fatihi olacak olan bir ülkede yaşadığınıza inanıp vur patlasın çal oynasın diyebilirsiniz. Bütün bunlar korkunç sessizliğin utanç duvarının yıkılmasını geciktirse de engelleyemeyecektir. Zindanlardan ve Strasbourg’dan yükselen açlık grevleri bu karanlık sessizliği yırtan kutsal çığlıklardır. CPT ve ilgili bütün kurumlar, örgütler, kişiler bu çığlıkları duymak ve duymayanlara da acilen duyurmak zorundadır. Yoksa tarih ve insanlık hiç kimseyi affetmeyecektir.
Korkunç sessizlik