Suat Bozkuş
Süregelen Korona pandemisi bütün insanlığı, bütün sistemi bireylerine kadar tüm toplumu şiddetle sarstı. Şimdi her şeyi A’dan Z’ye testten geçiriyor. Gerçek sanılan birçok şeyin yalan, çok güçlü sanılan bir devletlerin ve kişilerin aslında çok aciz ve zayıf, çok zengin sayılan birçok devletin aslında çok yoksul olduğu ortaya çıktı.
Hikaye bu ya... Yoksulun birisi akşam sabah “Tanrım, yoksulluktan çok acı çekiyorum, benim her tuttuğum, dokunduğum altın olsun da biraz rahat edeyim” diye dua ediyormuş. Sonuçta tanrı da insafa gelip duasını kabul etmiş. Adam bir sabah uyanmış. Kahvaltıya başlayacak iken ekmeğe dokunmuş, ekmek altın olmuş. Adam önce şaşırmış ve ne olduğunu anlamamış. İçecek çaya dokunmuş ama çay da altın olmuş. Adam sevinçten havalara zıplamış. “Yaşasın, Allah duamı kabul etti” diye çığlıklar atmış. Çevreden merakla gelenler şaşkınlıkla bir bakmışlar ki gerçekten adamın her tuttuğu altın oluyor. Adam neşeyle eşine sarılmış o da altın olmuş. Çocuğunu öpmek istemiş, o da altın olmuş. Gelen dostlarından birine sarılmış, o da anında altın olmuş. Adamın her tarafı altın dolmuş ama yiyemez, içemez ve hiç bir şeye dokunamaz hale gelmiş…
Çin’de başlayıp kısa sürede dünyanın en ileri ülkeleri olan Avrupa ve ABD’yi kasıp kavuran Korona pandemisi de böyle bir felaket oldu.
Dünyanın en güçlü devletleri, en güçlü şirketleri ve en büyük zenginleri çaresiz kaldı.
Kale duvarı gibi duvarların arkasındaki saraylarda binlerce korumanın arkasında korku kol geziyor. O kadar koruma hiç bir işe yaramıyor. O kadar silah artık demir yığınına dönüştü.
En güzel arabalar, uçaklar, gemiler, yatlar var ama binemezsiniz. Otoyollar, limanlar, hava alanları bomboş.
En güzel yiyecekler var ama yiyemezsiniz.
En güzel spor tesisleri, eğlence yerleri şimdi sessiz.
Çok büyük kiliseler, camiler var ama gidemezsiniz. Ramazan’da teravih yok, Hac iptal, Kabe bile kapalı. İbadet edecek yer de yok, bu şartlarda ibadetin zararı var, bir faydası da yok.
Birçok sanayi tesisi hala çalışıyor, tarım üretimi de sürüyor. Ama nereye kadar?
Koronavirüsün kimde olduğu belli değil. Birçok insan ayakta geçiriyor ama taşıyıcı ve bu arada virüsü her yere yayıyor. Basına yansıyan bir örnekte görüldüğü gibi virüsü taşıyan bir kişi kısa sürede 257 kişiye bulaştırabiliyor. Ama kendisi iyi. Bu nedenle cüzzamlılar gibi toplayıp bir adaya götürüp tecrit edemezsiniz. Korona şüphesi başlayınca, öncelikle en yakınlarınızdan tecrit ediliyorsunuz. Hastaneye götürseler doktorlar hemşireler bile ancak çok özel kıyafetlerle size yaklaşıp tedavi etmeye çabalıyor. Bu süreçte hastalanıp yaşamını yitiren sağlık personeli sayısı hiç de az değil. Hala bu sağlık personelini bıçaklayıp hastasını kaçırmak isteyen çaresiz sapıklar var. Tedavi sonuç vermez de ölürseniz hiç kimse cenazenize katılamaz. Türkiye’de yakılma hakkı olmadığı için krematorium da yok. Bir ceset torbasıyla yapayalnız toprağa gömülüyorsunuz. Biraz sıkıcı oluyor ama insan gibi bir sosyal varlık tamamen yalnızlaşarak, ormandaki her hangi bir canlı gibi ölüp gidiyor. Bu bile kapitalist modernitede insanın insanlıktan nasıl çıktığının acı bir göstergesidir.
İnsanların zorunlu ya da gönüllü olarak evde kalması bütün ülkelerde aile kavgalarını da arttırmış. Bu doğru bile olsa, insanların günlük yaşamın koşuşturmacasından kurtulup kendisine ve ailesine mecburen vakit ayırmasının olumlu sonuçları da olacaktır. İnsanlar bu şartlarda derin derin düşünme ve kendisini, ailesini, toplumu dinleme-tartma-tartışma olanağı bulacaktır. Bireyselleşmenin ve her türlü ayrımcılığın zirvesinde düştüğü çaresizlik ve çıkışsızlık sonucu üstünlük zırvalarının saçmalığı ve toplumsallaşmaktan başka bir çözüm olmadığı görülecektir.
Bütün bunların sonucu olarak dünyanın her yerindeki tek tekçi, zalim, insanlık dışı zulme karşı özgürlükçü, eşitlikçi, çevreci, karı-sömürüyü değil dayanışmayı temel alan bir döneme geçişin şartları oluşmaktadır.
Ama Erdoğan gibileri hala zindanlara insan doldurma, oradaki insanları da Korona’ya mahkum etme derdinde. Böyle giderlerse kendileri de o zindanları boylayacaktır.