
Korona günleri bir Alman gazetesine göre “beyinde olağanüstü hal“in ortaya çıkması olarak yorumlandı.
Reel normların tümünü dinamitleyen bir dönemden geçiyoruz.
Bunun farkındalığını yaşayan sosyal bilimin kendisi de derin bir deprem geçirdi.
Us’a karşı işleyen bir mekanizma harekete geçti ve aslında sosyal bilim ve bilinçte yeni bir krizin de başlangıcı oldu.
Çünkü, sosyal empriye dayalı beklenen bir krizin olduğu varsayılmamıştı.
Felaketi bekleyen kahinler yoktu. Tehlikenin kapıda olduğunu saptayan bilimsel verilere sahip değildik.
“Tufan“ koptuktan sonra, bunun bir tufan mı, yoksa çaresi kısa bir süre sonra bulunabilecek, geçici bir bela mı olduğu konusunda, tıbbi/sosyal bilim kodlu verilere sahip değiliz.
Yani kötü yakalandık.
Belirtileri olmayan bir patlamayla birlikte, sermaye sahipleriyle birlikte yoksullar da olağanüstü karanlık bir tünele sürüklendiler.
Tek fark, el yordamıyla bulunacak “çare“lerin alınmasında sadece “egemen“ sermaye sahiplerine dayalı kapitalist iktidarların söz sahibi olduklarıdır.
Alınan tedbirlerin, birinci derecede Kapital’i kurtarma operasyonu olduğu biliniyor.
Alınan tedbirlerin abartılı olduğunu söyleyenler ve Korona’nın diğer gripler gibi sıradan olduğunu iddia edenlere eleştirisel görüş Felsefeci Agamben’den geldi:
“Tehlikenin gerçek içeriğini kör etme!“
Başka bir felsefe adamı Zizek ise, dışarı çıkma yasağı vb alınan önlemlerin Sermaye’nin yararına olmadığını ve bundan dolayı da kaldırılması gerektiğini belirtti.
Sosyal medya içeriklerine bakılırsa, internet menşeeli bilgi dünyasında yüzbinlerce teorisyen türedi.
Çare arayanlara nasihat edenlerin sayısı, tüm zamanlardan daha yükseğe sıçradı.
Komplo teorilerinde de çatıya vurmuş bir yoğunluk yaşanmasına rağmen, eli tuşa basan her insanın, olan bitene not düşmesi, engelsiz bir iletişim olarak kaldığı müddetçe, yer kürenin yeni bir medya evrimi olarak kabul edilmelidir.
Her birey olanlarla ilgili.
Her insan (internet gigantları tarafından engellenmiyorsa) iddialara cevap verme hakkına sahip.
Bir yerde insan sınırlı oranda, kaderini belirlemeyle ilgili adım atmayı öğreniyor.
Önemlisi, kendini kontrol etmek üzere hareket ediyor.
Kitlelerin yıkıcı gücünden korkan iktidarlar nelere muktedir? Kitlelerin yıkıcı gücünü harekete geçiren ülkelerden biri de Türkiye oldu. Lice’de yaşanan dram; mobilize edilen ordu ve jandarma güçleri, kasırga gibi viraneye çevirdiler köyleri.
Erdoğan Korona maskesi takmış bir canavara dönüşecek; Türkiye bu potansiyelin en yüksek olduğu ülkeler arasında.
Friedrich Engels 1873 yılında ele aldığı “Otorite“ başlıklı makalesinde:
“Eğer insan, bilimin yardımıyla doğa güçlerine boyun eğmişse, onlar, tüm sosyal örgütlerden bağımsız olan, bir despotizme maruz bırakarak… ondan intikam alırlar.”
Son tablonun en çarpıcı görüntülerinden biri: Trump’dan dünyaya yayılan, “bilim adamları” yardımıyla “doğa güçlerine” boyun eğen eğilim revaçta.
Bu tablo, Korona’dan daha korkutucu bir döneme işaret ediyor.
Bundan dolayı da, işçi köylü hatta kent, köy, mahalle sakinlerinde oluşabilecek insan kümelenmeleri bir çözüm yolu olabilir.
Hükümetler ve iktidarların önlemleri değil, doğal dengeyi bozma suçuna karışmayanların ortaklıkları sonucu oluşabilecek kitlesel bir karşı koyuşta umut.